1. YAZARLAR

  2. Serhat İncirli

  3. Süleyman Demirel’e göre bir lidere hem sağ hem sol vuruyorsa o lider doğru yoldadır demektir!
Serhat İncirli

Serhat İncirli

Süleyman Demirel’e göre bir lidere hem sağ hem sol vuruyorsa o lider doğru yoldadır demektir!

A+A-

Espri yapmak, her işi güzelleştirir ve daha çekici kılar… 
Espri yapmak bir yetenek işidir…

-*-*-

Espri yapabilen siyasetçiler, toplumla daha sıcak ilişki kurabilir…
Kurar da…

-*-*-

Mesela Kıbrıs Türk toplumu hala Doktor Küçük ve Rauf Denktaş’ın liderlikleri döneminde toplumlu iç içe olan siyasi yaşamlarının fıkralarını anlatır… 

-*-*-

Her ikisi de, gerektiği kadar ciddi ama her zaman şakaları ile de etkileyici olabilmiştir…

-*-*-

Bir miktar Derviş Eroğlu’nda da gördüğümüz şakalaşma ile karışık samimiyet, ne yazık ki “toplum liderliği” açısından, Mehmet Ali Talat, Mustafa Akıncı ve Tufan Erhürman’da hemen hemen sıfır seviyesindedir… 

-*-*-

Bana göre her üçü de toplumla sıcak ilişki kurmayı başaramamıştır… Ve bu ilişki kuramamanın en başındaki sebeplerden biri, şaka yapmayı bir “siyaset enstrümanı” olarak kullanmamalarıdır. 

-*-*-

Ersin Tatar mı?
Apayrı bir vaka!
Karıştırmamak lazım!

-*-*-

İsteyerek ve bilerek “şaka” yapmamış olabilir ama bir çok davranışı ile bizzat kendisi “şaka” olmayı başarmıştır… 

-*-*-

Şu anda Batı medyası, İngiltere Kralı Charles’ın Amerika’da yaptığı iki konuşmayı tartışıyor…

-*-*-

Bir gazeteci, Charles’ın özellikle Amerikan Kongresi’ndeki konuşmasını “Masterclass in diplomacy” diye tanımladı… 

-*-*-

Yani, “Diplomaside ustalık dersi” veya “diplomasi konusunda örnek gösterilecek bir ustalık”…

-*-*-

Kral Charles, diplomasi (yani ülkeler arası ilişkilerde denge kurma, kriz yönetme, akıllı iletişim) konusunda çok başarılı, incelikli ve ders niteliğinde bir performans sergiledi… 

-*-*-

“Masterclass in diplomacy” bu anlama geliyor…

-*-*-

Tufan Erhürman’ın Antalya’daki diplomasi forumundaki bir söyleşideki performansı da bana göre bir “masterclass”tı, eğiticiydi, öğreticiydi, entelektüel kapasitesi bizi aşan boyuttaydı, bilgi doluydu ve gurur vericiydi…

-*-*-

Ama aynı Erhürman’ın, hala iddia ediyor ve ısrarla söylüyorum ki, Türkiyeli yetkililerle yaptığı görüşmelerde dile getirdiğini çok kez açıkladığı “Türkiye’ye girmesine izin verilmeyen Kıbrıslı Türkler” konusundaki tavrı, “masterclass diplomacy”nin tersidir!

-*-*-

Ezik diplomasi!
Türkçesi budur!

-*-*-

“Bana söylediklerini söyleyemem” deyişi de kabul görmediği gibi; “peki siz, toplumunuzun fertleri ile ilgili olarak size söylenenlere karşı ne dediniz?”in de yanıtı yoktur!

-*-*-

Elbette Tufan Erhürman bizim toplumumuz adına ciddi bir kazanımdır…
Kesinlikle kendisine oy verdiğim için hala çok umutluyum ve bu konudan endişem yoktur ama naçizane tavsiyemdir; ya da bir eleştiri olarak kabul etsin; tek ilişki kurabildiğimiz Türkiye karşısında “ezik diplomasi” sürdürmek, veya “sürdürmeye mecbur edilmek”, “kalitesine uygun bir pozisyon” değildir, olmayacaktır.

-*-*-

Sertleşmesi ve kavga etmesi mi gerekir?
Elbette hayır!
Ama mesela Kral Charles’ın, Donald Trump’ın “II. Dünya Savaşı’nda biz olmasaydık, şu anda tüm Avrupa Almanca konuşuyor olacaktı” sözünü, esprili bir şekilde yanıtlayarak herkesi kahkahaya boğmasını incelemelidir…

-*-*-

Charles, Trump’a, “Biz de olmasaydık, siz şu anda Fransızca konuşur olacaktınız” demiştir…

-*-*-

Haaa, Kral Charles’ın konuşmasını eminim çok ince eleyip, çok sıkı dokuyarak hatta belki de komedyenlerden bile destek alarak, bir uzmanlar – danışmanlar – diplomatlar ordusunun hazırladığından eminim… 

-*-*-

Ama öyle bir konuşma ki, Amerikan Kongresi’ndekileri tam 12 kez ayağa kalkarak alkışlamaya yöneltmiştir… 
Ve Trump bile bundan yine espri ile karışık ama kıskanç bir şakayla, “ben bu kadar zamandır konuşuyorum, henüz demokratları ayağa kaldırıp kendimi alkışlatmayı başaramadım” diye söz etmiştir…

-*-*-

Süleyman Demirel de Türk siyasetinde uzun kariyeriyle dikkat çeken ama aynı zamanda hazırcevaplığı ve nükteli diliyle çok ünlüdür… 

-*-*-

Çok ince taşlamalar ve her soruya pratik zekâ ile verdiği yanıtlar vardır… 

-*-*-

Demirel’e ait bir sözü, Tufan Erhürman başkana uyarlayıp, doğru yolda olup olmadığını da saptamış olalım:
Demirel’in en ünlü sözlerinden biri şudur:
“Bana sağdan vuruyorlar, soldan vuruyorlar… Demek ki doğru yoldayım.”

 


Tipik bir Kıbrıs yalan ve dolanı!

Çok değerli hocamız Hakan Gündüz’ün eşine ait bir çiftlik var…
Çiftlikte yaklaşık 500 adet küçükbaş hayvan besliyorlar… 

-*-*-

Hakan Hoca ile “et krizi” meselesini konuştuk.
Anlattıkları, “ders” gibi!
Kendisinden dinleyelim:

-*-*-

Kasaplar bir senedir ürettiğimiz kuzu ve oğlakları ya da kasaplık koyunları almıyor. Kasapların söylediği doğrudur. Piyasa kaçak etle dönüyor.

-*-*-

Ama bu kaçak eti üretici getirmiyor…
Üretici kaçak et de satmıyor. 450 veya 500 TL kilosu et satışı iddiası tamamen yalandır. 

-*-*-

Çiftliklerde hayvanlar satılmayı bekliyor. 
Kurban Bayramı yaklaştı.
Kurban kesecek olanlar, çiftliklerden elden hayvan almaya başlayacak, hatta başladı ve kasaplar paniğe kapıldı.

-*-*-

Bunun yanında tüketici de doğrudan mandradan hayvan almanın daha ucuza mal olduğunu anladı ve bu tür alışverişe yöneldi. 

-*-*-

Kasapların tam istediği et ithalidir…

-*-*-

Kasaplar, et işleyen büyük işletmeler, otel ve restoran işletmecileri bu konuda samimi değillerdir. 

-*-*-

Sosyal medyada çok sık bir şekilde satılık sürü duyurularına rastlayabilirsiniz. 
Kısacası ortada tipik bir Kıbrıs yalan ve dolanı vardır. 
Basınımızın üretici ile konuşmasını tavsiye ederim.
Bu arada devlet de yeterli hızda kasaplık numara çakmıyor. Hayvanlar mandralarda numara bekliyor. Numarasız satış da yasak. 

ekrem-osmanoglu-hffk5dtk31y-unsplash.jpg

Bu yazı toplam 812 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar