1. YAZARLAR

  2. Yaşar Ersoy

  3. Şehir ve tiyatro
Yaşar Ersoy

Yaşar Ersoy

Şehir ve tiyatro

A+A-

"Tiyatronun Işığı Yanmayan Şehirde, Cehaletin Karanlığı Hüküm Sürer"

Şehirler, Antik Çağdan bu yana insanların barındığı yerleşim yerleri olarak tanımlanır... Ama “bir şehir ne zaman, nasıl şehir olur?” sorusuna da şu yanıtı verir şehir bilimciler; “Bir şehrin şehir olabilmesi için, insanların yaşaması, çalışması, üretim yapması, kültür-sanat ortamının olması, toplumsal ilişkilerin kurulduğu ve ortak yaşamın şekillendiği kamusal mekân niteliği kazanması gerekir.” (1)

Bir şehrin şehir sayılabilmesi için, kültür, sanat, spor ve eğitim mekânlarına ihtiyaç duyulduğu ta Antik Çağ’dan bugüne bir gerçeklik olarak ayan beyan ifade edilir. Bu gerçekliğin de en önemli ve işlevsel mekânı ise, tiyatro mekânları sayılır. O nedenledir ki, insanlığa miras kalan tüm antik şehirlerde 10-15 bin kişili tiyatro mekânları bulunur. O nedenle Antik Çağdan beri şehir ve tiyatro ilişkisinin kopmaz bir bağı var... Ve Antik çağdan     günümüze tüm şehir planlamalarında şehrin olmazsa olmazı tiyatro olur. Çünkü şehirde birbirinden farklı yaşayan insanları, ortak değerler etrafında, ortak bir mekânda, demokrasi ortamında buluşturabilen toplumsal bir sanat olan tiyatrodur. Bu bakımdan tiyatro “ŞEHİRLİLİK” kültürünün gelişmesine katkı sağlar.

Prof. Dr. Özdemir Nutku “Yaşayan Tiyatro” kitabında şöyle yazar; “Tarih boyunca şehirler, sanatın ve kültürel üretimin merkezleri olarak hayat bulur. Toplumsal ve kolektif bir sanat olan tiyatro ise bu üretimin en önemli araçlarından biri olarak şehir yaşamını, hafızasını zenginleştiren, aydınlatan, eleştiren ve dönüştüren bir işlev üstlenir.”

19. yüzyıldan itibaren hız kazanan sanayileşme, şehirlerin gelişmesine neden olur. Şehirlerin gelişmesiyle birlikte yerel yönetimlerin işlev ve sorumlulukları da artar. Bu süreçte belediyelerin görevleri, yalnızca altyapı çalışmaları, temizlik, sağlık gibi hizmetlerin sunumuyla sınırlı kalmaz.

Çağdaş belediyecilik, tüm bu hizmetlerinin yanında kültür ve sanat hizmetlerini de temel belediye hizmetleri olarak şehre ve şehir insanlarına vermeyi asal görevleri sayar.

Özellikle Avrupa'da, tiyatro, opera, kütüphane, galeri ve müze gibi kültür yapılarının belediyeler tarafından planlanması, yapılması ve desteklenmesi, çağdaş belediyeciliğin temel görevleri arasına girer.

Bu çerçevede belediyenin şehre tiyatro binası yapması ise asal görevleri arasında sayılır.

Özellikle Avrupa ülkelerinin savaşların yıkımından sonra şehirlerini onarır ve moral değerlerini ayağa kaldırırken giriştikleri ilk iş, hükümet binaları ya da öbür birimlerden önce, kültür sanat etkinliklerinin sunulduğu binalar ve bu çerçevede tiyatro binalarının onarımı ve yapımı olur. Çünkü ekonomik kalkınmanın ve demokrasinin dinamiklerinin kültür sanat ortamının yaratılmasından geçtiğinin bilincindedirler.

Almanya’nın 2. Dünya Savaşı’nda yenilerek çıkmasından ve şehirlerinin yıkılmasından kısa bir süre sonra Avrupa’nın ekonomik açıdan en güçlü devletlerinden biri durumuna gelmesi üzerine İlk Şansölyesi (hükümet başkanı) Konrad Adenaur’a, “Almanya Mucizesi” denilen ekonomik kalkınmalarını neye borçlu olduklarını sorduklarında, Adenaur hiç beklenmedik yanıtı verir; “Tiyatroya! Onun için her şeyden önce tiyatro binalarımızı yaptık.” (2)

Aynı anlayış, Avusturya'da, İngiltere'de, Fransa'da, Hollanda ve Belçika gibi daha birçok gelişmiş ülkede görülür.

                  *             *             *

Kuzey kıbrıs’taki politikacılar için kıssadan hisse niyetine bazı örnekler...

Almanya 1988 bütçesini 1 Milyar Mark açıkla kapatınca, “Theater Heute” adlı tiyatro dergisi, o dönemin Kültür Senatörü Ingo von Münch ile bir görüşme yapar. Bu bütçe açığının tiyatrolara ayrılan ödenekte bir değişiklik getirip getirmeyeceğini soran muhabiri von Münch şöyle yanıtlar:

"Bütçe açığı hiçbir biçimde ve kesinlikle tiyatrolara verdiğimiz ödeneklere yansıtılmayacaktır. Böyle bir mali durumda bile, devletin görevi, kültürel ve toplumsal gelişmesinde büyük rol oynayan tiyatrolara ödeneklerini vermek olacaktır."

Aynı dergi, Almanya'daki birbirinden farklı görüşte olan dört partinin temsilcileri ile tiyatro konusunda tek tek görüşür. Almanya’nın muhafazakâr partisi olan Hristiyan Demokrat Parti (CDU) temsilcisi Walter Wallman şöyle der:

"Tiyatronun pahalı bir şey olduğu bilinen bir şey. Ancak tiyatro, toplumumuzun yaratıcı olmasını sağlayan, onu geliştiren, nerede ve nasıl yaşadığımızı gösteren vazgeçilemeyecek bir ihtiyaçtır."

Sosyalist Parti (SPD) temsilcisi Vera Rüdiger ise bu konuda şunları der:

"Tiyatrosuz bir kültür toplumu düşünülemez. Tiyatronun söz, görüntü ve sesle var ettiği gerçeklik, aydınlatma ve yaratıcılık bir toplumu canlı tutmada en kestirme yoldur. Ekonomimizi geliştirmek istiyorsak, ne kadar pahalı olursa olsun bu parayı vermek zorundayız."

Demokratik Sol Parti temsilcisi Gerhart Rudolf Baum ise;

"Görevimiz, tiyatro sayesinde özgürlüğümüzü, dünya barışına katkımızı sürdürmektir.”

Görüldüğü gibi, ayrı partilere mensup politikacıların tümü de, tiyatronun toplumsal ve kamusal faydası açısından ve temel ihtiyaç olması nedeniyle kesinlikle desteklenmesi gerektiğinden söz ederler ve uygularlar. Bu anlayış ve uygulama 21. yüzyılda da sürer...

Bugün dünyanın birçok ülkesi, tiyatrolarıyla gurur duyar. Gelişmiş şehirlerde bir değil, birkaç tiyatro binası bulunur.

Çok uzağa bakmaya gerek yok. Bölünmüş Lefkoşa'nın güneyinde, tam donanımlı en az 5 çağdaş tiyatro binası bulunmaktadır. Her biri sanata, sanatçıya, insanına ve geleceğe verilen değerin somut bir ifadesi olarak hizmet vermektedir.

 

Peki ya kuzey Lefkoşa’da?..

Lefkoşa’nın kuzeyinde, “ŞEHERİN” 46 yıldan beri bir “Lefkoşa Belediye Tiyatrosu” var, ama çağdaş bir TİYATRO BİNASI YOK!..

Tam 46 yıldır Lefkoşa Belediye Tiyatrosu, tüm engellere ve imkânsızlıklara rağmen tiyatronun aydınlatan ışığını hiç söndürmeden bu şehrin üzerinde yakıyor ve aşkı, sevdayı, umudu, bir kültürel direnişi ve insanı aydınlatmaya devam ediyor... Ama bir TİYATRO BİNASI YOK!..

Kuzey Lefkoşa'da, yıllardır çağdaş ölçülerde tamamlanmış tek bir tiyatro binası bile gösteremiyoruz. Üstelik yıllardır bitirilmeyi bekleyen tiyatro binası, başşehrin ortasında bir utanç sembolü olarak duruyor.

Bir başşehir, devasa lüzumsuz büyüklükte “KÜLLİYE” ile, resmi daireleriyle, bakanlıklarıyla ya da yüksek binalarıyla, gazinolarıyla başşehir olmaz. Bir başşehir, tiyatrosuyla, sanatıyla, kültürüyle, müzeleriyle, galerileriyle, konser salonlarıyla ve insanına sunduğu yaşam kalitesiyle başşehirdir.

“Külliyeler ve kitsch büyük binalar, itibarın, güç gösterisinin simgesidir” diyorlar. Hayır!.. “BARBAREKS” bir anlayışın tezahürüdür! Bu anlayış, çağdaşlıkla bağdaşmayan, bir gösteriş budalalığıdır... Vandal bir rant zihniyetinden başka bir şey değildir. Bir ülkenin, bir şehrin itibarı, düşüncenin, tiyatronun, sanatın, bilimin ve özgür kültür ortamının niteliği ile ölçülür.

Artık “ŞEHER”in-Lefkoşa’nın bu ayıbı sona ermeli. Lefkoşa'nın, adına yakışan bir başşehir olabilmesi için, çağdaş bir tiyatro binasına kavuşması bir lütuf değil, gecikmiş bir haktır.

              *             *             *

Başkan Mehmet Harmancı ve Belediye Meclisi  bu ayıbı ortadan kaldırıyor...

Başkan Mehmet Harmancı ve Belediye Meclisi, Lefkoşa'nın uzun yıllardır taşıdığı bu ayıbı ortadan kaldırmak için cesaretle karar aldı... Lefkoşa’nın hakkı olan bir çağdaş tiyatro binasını hayata geçiriyor. Böylece Lefkoşa’nın düşü gerçekleşiyor.

Yıllar önce hayalini kurduğum, ardından hayata geçmesi için neredeyse bir ömür mücadele verdiğim, emeğimi ve yüreğimi adadığım Lefkoşa Belediyesi Tiyatro Projesi’nin nihayet tamamlanacak olmasını ve tiyatro yaşamımın en büyük hayallerinden birinin gerçeğe dönüşeceğini görmek, beni, yurdum, insanım ve yaşadığım şehir adına son derece bahtiyar ediyor. Çağdaşlığa, medeniyete, demokrasi kültürüne, geleceğe, tiyatroya, sanata, yani insana yapılan bir yatırımdır bu proje... Her yurtseverin gurur duyacağı bir yatırım. 

Başkan Mehmet Harmancı, "BU ŞEHRE BİR TİYATRO LAZIM" şiarını bir düş olmaktan çıkarıp gerçeğe dönüştürüyor.

Üstelik bunu, iflas etmiş, borç yükü altında devralınmış bir belediyeyi tüm bu sıkıntılardan kurtararak, dış kaynaklara yaslanmadan, öz kaynaklarıyla hayata geçirme kararlılığıyla yapıyor. Bu, insanına, şehrin kültürüne, tiyatrosuna, sanatına, çağdaşlığına ve uygarlığa verilmiş güçlü bir irade beyanıdır. Bu, tarihe düşülen bir not ve gelecek kuşaklara bırakılan değerli bir mirastır.

Aynı zamanda geleceğe verilen bir sözdür: Lefkoşa, tiyatrosuz ve sanatsız kalmayacak. Ve Lefkoşa’nın kuzeyi de şehir kimliğini tamamlayacak!

 

Kaynakça:

(1)       “Kent ve Kültür”- Nevval Sevindi

(2)       “Ülkenin Kalkınmasında Tiyatronun Rolü"- Prof. Dr. Özdemir Nutku

whatsapp-image-2026-07-17-at-11-58-47.jpeg

Bu yazı toplam 727 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar