1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Barışmak, savaşmaktan niye daha çok cesaret gerektiriyor ki!?...” 1
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518

Olası gömü yeri aranıyor… - 2 -

A+A-

2009 yılında bir okurumuzun gösterdiği olası gömü yeriyle ilgili Kayıplar Komitesi’yle birlikte Kırnı’da araştırmalarımızı sürdürdük…

s1-189.jpg

Bundan tam 11 sene önce, 23-24-25 Eylül 2009 tarihlerinde bu sayfalarda kaleme aldığımız “Siskilip diye bir yer” başlığı altındaki olası gömü yerine ilişkin çalışmalar devam ediyor…

2009 yılında bir okurumuzun göstermiş olduğu olası gömü yeriyle ilgili olarak 9 Eylül 2020 Çarşamba günü Kayıplar Komitesi araştırma görevlileri Okan Oktay ve Evren Korkmaz’la birlikte Kırnı’da yeni araştırmalara giriştik.

Kayıplar Komitesi araştırma görevlileriyle birlikte Kırnı bölgesine giderek, okurumuzun sözünü ettiği bölgeyi inceledik ve bazı Kırnılılar’la konuştuk.

2009 yılında bir okurumuz, bulunduğu noktadan 1974’te bir kamyonun bazı ölüleri bu bölgeye getirip taşıdığını görmüş olduğunu aktarmıştı.

Sözkonusu bilgiyi başka bazı şahitler de Kayıplar Komitesi’ne aktarmış ancak bölgede yürütülen kazılarda herhangi bir ize rastlanmamıştı.

9 Eylül 2020 Çarşamba günü konuştuğumuz bir diğer Kırnılı ise, çöp alanı yakınından gelen derenin içerisine bazı “kayıplar”ın gömülmüş olabileceği yönünde çeşitli söylentiler olduğunu belirtti ancak bu konuda daha somut bilgisi olmadığını kaydetti.

Konuyla ilgili olarak çalışmalarımızı sürdüreceğiz… Kayıplar Komitesi yetkililerine ve araştırma görevlilerine de, bu konuya yeniden eğildikleri için çok teşekkür ediyoruz…

Okurlarıma, 11 sene önce yazdığım yazıları hatırlatmak maksadıyla buraya tekrar iktibas etmek istiyorum ve bu konuda somut bilgisi olan okurlarımı, isimli veya isimsiz olarak 0542 853 8436 numaralı telefondan beni aramaya davet ediyorum.

Bundan tam 11 sene önce, 23-24-25 Eylül 2009 tarihlerinde bu sayfalarda yazdıklarımızın devamı ve Hristos İrakleus ile röportajımızın son bölümü şöyleydi:

s2-157.jpg

SORU: Belki de bu tavuk çiftliğine gitmişlerdi...
HRİSTOS İRAKLEUS:
Bilmiyoruz... Belki evden uzaklaşmanın daha güvenli olacağını düşünmüşlerdi, insanlar tam olarak ne olup bittiğini bilmiyordu...

SORU: Benim yaptığım araştırmaya göre, yedi kişilik “kayıp” grup Maria Hristodulu, Eleni Aleksandru, Aleksandros Kipri, İrene Nikola, Nikolas Tengeris, Hristodulos Kamenos ve Anastasia Kamenu’dan oluşuyordu...
HRİSTOS İRAKLEUS:
Nikolas Tengeris akrabamızdı...

SORU: Bir grup daha var – Hristalli Yosif, Yosif Papayeorgiu, Elli Evgeniu, Andreas Sofokleus, Hacıkostas Papayeorgiu, Harita Kanarini, Hristalla Violari, Andreas Violaris, Panteli Sofokli, İraklis Hacınikola ve herhalde Evgenios Sofokleus da olmalı bu 11 kişilik “kayıp” grubunda...
HRİSTOS İRAKLEUS:
Elli Evgeniu halamdı, Evgenios Sofokleus eniştemdi, Andreas Sofokleus eniştemin öteki kadından olan oğluydu... İraklis Hacınikola da dedemdi... Dediğiniz gibi Evgenios Sofokleus da bu grupta olmalıydı çünkü halamla birlikteydi...

SORU: Benim yaptığım araştırmaya göre, bu grup birlikteydi yani... Halanızın ve eniştenizin evinde toplanmışlardı... 3 Ağustos 1974’e kadar...
HRİSTOS İRAKLEUS:
Ev köyün dışında olduğu için daha güvenli gelmiş olabilir insanlara...

SORU: Bu evde katliam yaşanmış...
HRİSTOS İRAKLEUS:
Oradan sağ çıkan tek kişi K. idi – eniştem Evgenios’un öteki kadından olan kızıydı... 13-14 yaşlarında olmalıydı o zaman. Güneye geldiğinde şoktaydı kızcağız... Durumu çok korkunçtu...
Tek görgü tanığı K.’ydı. Orada olup biten herşeyi görmüştü K. Güneye geçtikten sonra ben hiç görmedim onu, yalnızca şokta olduğunu duydum. Ve şu anda K.’nın nerede olduğunu bilmiyoruz... Onun erkek kardeşlerinden birisi, S. Güney Afrika’ya göç etti...

SORU: Evde öldürüldüğü söylenen K.’nın erkek kardeşi Andreas kaç yaşındaydı?
HRİSTOS İRAKLEUS:
17 yaşlarında olmalıydı... Andreas’ın fotoğrafını vereceğim size. İlk fotoğraf albümümü göstereceğim size – sanırım 11 yaşlarındaydım bu albümü satın aldığım zaman. O günlerde hobim fotoğraf çekmekti...  Annemle babamın düğününde bile dedem dizlikliydi... Dedem hep dizlik giyerdi ve çangar çizmeleri... Fotoğraf çekmek çocukluk yıllarımdaki hobimdi... Ben fotoğraf makinemi kendim satın almıştım, galiba Rus malı bir Leika’ydı. 13 yaşımdayken eski Sovyetler Birliği’ne gitmiştim, EDON’un çocuk kulübünden başka çocuklar da vardı bu ziyarette. Kıbrıs-Sovyet Dostluk Derneği’nde Rusça derslerine gidiyordum, bu dernek götürmüştü bizi eski Sovyetler Birliği’ne... Oradan satın almıştım bu fotoğraf makinesini... Sonra bu makineyi babamın bir Ermeni arkadaşına ödünç vermiştik ancak o makineyi bozmuş ve gelip parasını vermiş, ben de o parayla galiba yeni bir fotoğraf makinesi satın almıştım. Yani 13 yaşımdan beridir fotoğraf makinem vardır...
Birkaç kez gittim Siskilip’e (Akçiçek) – bu fotoğrafların çekilmiş olduğu yerleri buldum...
Mesela şu fotoğrafı yaz aylarında çekmiştim, birlikte yemek yerken çekmiştim. Burası çok güzel bir yerdi... Halam çiçekleri çok severdi... Orada hala insanların yaşıyor olması çok şaşırttı beni... Çünkü o kadar çok insan öldürülmüş orada... Evde yalnızca Türkçe konuşan birisi vardı, onunla iletişim kuramadık...

s3-082.jpg

SORU: Bilmiyorlar ki orada insanların öldürüldüğünü... Köyde olup bitenlerden ne zaman haberiniz olmuştu?
HRİSTOS İRAKLEUS:
Anlatılanlardan öğrendik... K.’yle ilgili anlatılanları duymuştuk – onca şeyden sonra hayatta kaldığını duymuştuk ancak orada başka insanların da bulunduğundan kimse söz etmemişti. Biz K.’nın orada yalnız olduğunu sanmıştık...

SORU: Olup bitenleri öğrendikten sonra ne yapmıştınız? Bir şey hatırlıyor musunuz?
HRİSTOS İRAKLEUS:
O yıl ben askere gidecektim – herşey altüst olmuştu... Hiçbir bilgi edinemiyordunuz, herşey karmakarışıktı...

SORU: Siskilip’te olanlar ailenizi nasıl etkilemişti?
HRİSTOS İRAKLEUS:
Bir şekilde K.’yla teması yitirmiştik – eniştemin çocuklarıyla temasımızı kaybetmiştik... Zaten eniştem halamla savaştan birkaç yıl önce evlenmişti ve öteki eşinden olan çocuklarını ancak birkaç kez görmüştüm ben. Sonra savaş geldi ve ortalık darmaduman oldu... Biz zaten Lefkoşa’da yaşıyorduk ve ben ancak yaz aylarında köye, dedeme gidiyordum...

SORU: Biraz da kendinizden söz eder misiniz?
HRİSTOS İRAKLEUS:
Malta’da üniversiteye gittim. Mezun olduktan sonra orada üçbuçuk yıl çalıştım. Fizik ve kimya okumuştum, sonra Kıbrıs’a gelerek evlendim... Körfez ülkelerine çalışmaya gittim ve Kıbrıs’a döndükten sonra öğretmen oldum...  Bir enstitü kurdum... Grammar School’da 17 yıl ders verdim, şu anda ise bir devlet okulunda yani lisede fizik dersi veriyorum.  Üç oğlum var, enstitüyü eşim Yuanna yönetiyor. Enstitüde özel dersler veriliyor, İngilizce, matematik, ekonomi, fizik, kimya gibi...

SORU: Dedeniz nasıl birisiydi?
HRİSTOS İRAKLEUS:
Çok çalışkan bir adamdı, eli ayağı durmazdı. Tavuk çiftliğinin yanında üzüm bağları vardı dedemin, eşeciğinin üstünde oraya giderdi... Bu bölgede pek çok mağara bulunduğunu hatırlıyorum, yaz aylarında güneşten korunmak için bu mağaralara girerdi... Ailem beni her yaz birkaç haftalığına köye gönderirdi, daha çok Ağustos ortalarında olurdu bu... Kendimi en özgür hissettim günlerdi onlar... Şimdiki gibi değil, şimdi nerede olursan ol, kendini güvende hissetmezsin...

SORU: Eski Kıbrıs’tı o...
HRİSTOS İRAKLEUS:
Evet, eski Kıbrıs’tı... Oysa şimdi çocuklarımız evden çıktığında aklımızdan hemen aman başına bir şey gelir mi diye düşünceler geçmeye başlar... Şiddet var şimdi... Oysa eski Kıbrıs’ta bunlar yoktu...
2003’te barikatlar açıldığı zaman Siskilip’e (Akçiçek) ilk giden Kıbrıslırum’dum. Önce Girne’ye gitmiş, oradan bir taksi alıp Siskilip’e (Akçiçek) gitmiştim. Köye giden ilk Kıbrıslırum olduğumu anladım bu ilk ziyarette. Sonra oraya birkaç kez daha gittim. Başlangıçta Türk tarafına daha sık giderdim...
Sürekli yazılarınızı okuyorum, daha önce hiç anlatılmamış gerçek öyküleri yazıyorsunuz, çok sayıda öykü yazıyorsunuz...

SORU: Çünkü esas sorun, doğa insanlara bir beyin bahşettiği halde, beynimizi kullanmıyoruz, sorgulamıyoruz, olayların altında yatan nedenleri araştırmıyoruz, herşeyi yüzeysel biçimde kabulleniyoruz... Ben tüm yaşamım boyunca bu öyküleri yazsam da, ömrüm yetmez bütün bu öyküleri anlatmaya, günde ortalama 14 saat çalıştığım halde, ömrüm yetmez tüm anlatılmamış öyküleri toparlayıp yazmaya... Benim anlamadığım şey insanların neden bunları görmek istemedikleridir – Kıbrıslıtürkler daha çok görüyor bunları çünkü çeşitli süreçlerden geçtik... Her gün yazıyorum Türkçe’de, her gün okuyorlar... Sonra mesela kuzeyde Denktaş dönemi bitti ve Talat geldi, CTP yönetime geldiği her dönem, insanlar daha rahat düşünebiliyor, daha rahat tartışabiliyor... Böyle süreçlerden geçtiği için Kıbrıslıtürkler, geçmişte neler olup bittiği hakkında daha yoğun bir tartışma içindeler... Ancak Kıbrıslırumlar’ın geçmişte neler yaşanmış olduğuna ilişkin bir tartışma sürecine ihtiyacı var...

(YENİDÜZEN – Kıbrıs: Anlatılmamış Öyküler – Sevgül Uludağ – 23-24-25 Eylül 2009)

 

 

 

Bu yazı toplam 1010 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar