Konuşursak çözeriz. Çözemezsek kavga!
Erken seçim…
Ekonomik yıkım…
Hayat Pahalılığı ödeneği meselesi ve genel grev…
Ceza Yasası ile ilgili değişiklik tartışması veya tasarısı…
Ve Kıbrıs meselesi…
-*-*-
Tabii ki artan suçlar…
Kaçak ve sayısını bilmediğimiz “kalabalık” nüfus…
Bitmeyen yollar…
-*-*-
Yabancıya konut satışındaki “hıyarca” ve “ağır salakça” değişiklik…
-*-*-
Kalabalık nüfusa yetmeyen sağlık hizmeti…
Ve yine hem kalabalık hem de kozmopolitleşen eğitimdeki ciddi gerileme…
-*-*-
Bütün bunlara ek; bize çok yakın ama bizden kaynaklanmayan iğrenç bir savaş!
Bu savaştan dolayı “ekstradan” yaşanan – yaşanacak fiyat artışları…
Hatta olası elektrik kesintileri…
-*-*-
Bütün açığımızı kapatma şansı olan “turizmin” tamamen çökme olasılığı; bazı turizmcilere göre “çoktan çökmüş olması…
İşsizlik artışı!
-*-*-
Hayvancılık, tarım…
Sütü satamadıydık, pestisit bizi öldürecekti…
Plansızlık söz konusu…
-*-*-
Narenciye elde kalır mı?
Ucuza mı gider?
Aman patates?
-*-*-
Genelde sorunlarımız, tartışma konularımız, çözüm bekleyen meselelerimiz, yani gündemimiz bunlardır değil mi?
Bu sorunları çözmek bence çok zor değil!
-*-*-
Elbette daha sorun ekleyebilirsiniz?
Ekonominin yanında, sosyal bir bunalım söz konusu mesela…
-*-*-
Eski komşuluk ilişkileri yok!
Eski evlilik ilişkisi bile kalmadı!
Boşanmalar, evliliklerden fazla; bu konuda muhafazakar bir yapının darmadağın olması hali!
Ama öte yandan, çok farklı bir muhafazakar kültürün – örneğin Türkiye’deki bazı tarikatların - Kuzey Kıbrıs’ta ciddi şekilde yayılıyor olması!
-*-*-
Elbette insanlar evlenir de boşanır da; daha doğalı olamaz ama aynı takvim yılı içerisinde iki evlilik bir boşanma yaşayan olduğunu öğrendim geçenlerde!
-*-*-
Bir başka sosyal bunalım; içinde ırkçılık da taşıyor tabii ki ama mahkemelerde yargılananların, hapista yatanların ağır çoğunluğu “yabancı”!
-*-*-
Bütün bunların üstüne, arada bir sahte diplomacılıklarla uğraşıyoruz; ülkede kesinlikle çok ciddi miktarda “para” veya “kara para” olduğunu kanıtlayan gözle görülür “örnekler” var; mesela sayısı çok yüksek lüks araçlar!
Hem de çok lüks!
-*-*-
Ve bugün hayat duracak!
Genel grev var!
-*-*-
“Genel grev”…
Adı bile beni heyecanlandırıyor!
-*-*-
Üç ayrı toplanma yeri belirlendi; sabahın dokuzunda devletin çalışanları bu üç noktada buluşacak; özel sektör çalışanları işte olacak!
-*-*-
Ki bence sosyo – ekonomik sorunlarımızın en birincisi bu olmalı!
KKTC adı verilen çok özür dilerim – manevi duygularınızla alay etmek için yazmıyorum – tamamen maddi sebeplerle bu değerlendirmeyi yapmak zorundayım ama “ÇİRKEF KUYUSU”nda en ayıp, en iğrenç sıkıntı, kamu – özel çalışanları arasındaki inanılmaz farktır!
-*-*-
“ÇİRKEF ÇUKURU”nun “yönetemeyenleri”, ne yazık ki öyle bir sistem yaratmışlar ki; maaş koşullarından, çalışma şartlarına; sendikal veya sosyal haklara kadar “özel ve kamu” çalışanları arasında uçurum – eşitsizlik söz konusu!
-*-*-
Peki ne yapmak lazım?
-*-*-
Genel grev evet beni çok heyecanlandırıyor!
Adı bile heyecan verici!
Aklı kesmeye başladığı günden beri illa ki komünist olmakla övünen ancak ne acıdır, komünizmi yüreği dışında hiçbir şekilde tadamamış biri için tabii ki “grev” bir kutsal aktivitedir de…
Evet, çözüm müdür?
-*-*-
Diyelim ki; Ünal abi gitti, UBP’ye bir başkası genel başkan oldu…
Veya diyelim ki Ünal abi gitti, Sıla kardeşimiz başbakan oldu!
-*-*-
Hokus pokus!
Hoooooop, her şey mükemmel!
Battık ya!
Evet battık!
Tamam da batışta tek sorun Özdemir doktorumuzun maliye işlerinden zerre kadar anlamıyor olması mıdır mesela?
-*-*-
Tavsiyem mi?
-*-*-
Genel seçim; ki artık ona “erken” diyemeyeceğiz; 2026’nın son ayı olan Aralık’ta, yerel seçimlerle aynı gün yapılacak!
-*-*-
Durum vahim!
Yukarıda da yazdık!
Her açıdan durum vahim!
“İyi” hiçbir şey yok!
“Güzel giden” sadece “hamasi nutuk”lardır!
-*-*-
Cevdet Yılmaz Türkiye’den her geldiğinde, iki üç gazetemiz var; ön sayfalarına bayılıyorum; okuduğunuzda sanırsınız ki daha dün, Özdemir Berova, İsviçre’ye, Monako’ya, Lihtenştayn’a ve Singapur’a borç vermiş!
-*-*-
Evet, tekrar ediyorum; durum gerçekten çok vahimdir ve İran savaşının büyüme – uzama – yayılma ihtimali düşük değildir; bu da durum daha kötü olacak anlamına da gelir!
-*-*-
Ne mi yapalım?
Önerim ne midir?
-*-*-
Her şeyi konuşacaksınız!
Çok cesur bir şekilde her sıkıntı için masaya oturacaksınız!
-*-*-
Başbakan ve sendikalar, erken seçimi kararlaştırsınlar; ben Aralık diye bekliyorum, belki Eylül hatta Haziran diye anlaşırlar!
-*-*-
Ceza yasalarını değiştirip, eleştiren herkesi içeri sokma hedefinden uzaklaşacaksınız ama eleştiri ile hakareti – gazetecilik örgütleri de ayıracak!
Başbakan’ın veya değişikliği savunan Yasemi vekilimizin gazeteci örgütlerinin yetkilileri ile hatta daha da genişletilmiş bir gazeteciler toplantısında bir araya gelmesi çok mu zordur?
-*-*-
Evet, Hristodulidis’in şaşırtan, çıldırtan, gıcık açıklamaları ve tavrı olabilir da; masaya oturmak kesinlikle zor olmamalıdır!
-*-*-
Ancaaaaak; kendi içimizde ve Rum toplumuyla oturup konuşacağız tamam da, aramızdaki sıkıntının en çok çözüme ihtiyaç duyduğu “yer” Türkiye’dir!
Oturup konuşabiliyor muyuz?
Sanmıyorum!
Görüntü öyle değil!
Gerçek de öyle değil!
-*-*-
Kısacası; hafta sonu biraz güneş, biraz yağmur, çok rüzgar ama vazgeçmediğimiz yürüyüşümüz sırasında aklıma gelenleri derlemeye çalıştığım bu yazının ana fikri şudur; “Konuşursak çözeriz. Çözemezsek kavga!”







