1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Kapıların açıldığı 23 yıl önceden anılar…”
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518

“Kapıların açıldığı 23 yıl önceden anılar…”

A+A-

Harper ORHON

(Harper Orhon, 23 yıl önce, 23 Nisan 2003’te barikatların açıldığı günlerden hatıralarını kaleme aldı ve sosyal medya sayfasında paylaştı… Bu değerli yazısını teşekkürlerimizle iktibas ediyoruz. S.U.)

 

Kapılar açıldı dendi, birden bire, ansızın karşılıklı geçişler başladı. Ne oldu da açıldı anlamamıştık. TV den gördük kapıdaki izdihamı.

Evde oturuyoruz, Rum evinde, biz yapmadık, ne tuğlasını koyduk ne sıvasını yaptık, bir boya sürdük, bir de çürüyen parkelerin yerine mermer koyduk o kadar. Ne bahçedeki gülleri ektik, ne yerli yusufları ne de, yediveren ekşi ağacını. Talvardaki verigo üzümleri bile biz ekmedik, boydan boya erik sertliğinde üzümler. Hepsi hazırdı.   Bir elma ağacını ektim.  Boş bir yere. Savaşta yanan Anayasa restoranttan söktüm, kurumak üzereydi…

 

“Cezvedeki kahve duruyordu eve biz girdiğimizde…”

Evde bekliyorduk sahiplerini gelecekler mi diye. Kimdiler, neyin nesi idiler. Evin sahibi bir askerdi, tıpkı babam gibi o da ölmüş müydü acaba bu anlamsız savaşta.  Fotoğraflarını bırakıp gitmişlerdi, tıpkı gazocağını, buzluğu ve giysilerini, hatta anılarını. Cezvedeki kahve duruyordu eve biz girdiğimizde. Kurumuştu, çatlamıştı, cezvedeki kahve. Fotoğraflardan tanıyorduk evde anılarını bırakarak giden Rumları. Tıpkı 10 yıl önce annemin anılarını bırakıp gittiği Kaymaklı’daki evimiz gibi. Biz de gidiyorduk evimizi görmeye, kim bilir duvarlarında annem neleri duyuyordu yankılanan anıların içinde duvarlardan gelen seslerde. Ben mesela o evde doğmamıştım, hiç bir anım yoktu bahçedeki çala bademden yememden başka.

 

“Annemin topladığı fotoğraflar…”

Sonra birileri yürümeye başladı sokaktan ürkek bakışlarla suçlu gibi. biz onlara bakıyorduk onlar bize. Annem “Rumdurlar galiba” dedi. Gözler kilitlendi, cesaret buldular, sordular, askeri bölgede imiş evleri “Nasıl görürüz?” diye. Annem “Biz de giremeyiz oraya” dedi. Başları düştü öne.  Ertesi gün yandaki evin sahibi geldi. Evi yıkılmış yerine apartman yapılmıştı. Evini sordu bize.  Gözleri doluydu kadının. Annem  bize çağırdı, oturttu, bir kahve ikramı nenemden geldi. Biraz sohbet, sonra aşağıdan bir karton kutu ile geldi annem. Bayağı ağır bir kutu idi. Mahalleye ilk gelenlerden idik. Arka ev, yan ev, nerede fotoğraf varsa topladı annem. Açtı kutuyu, ilk onların albümü çıktı kutudan tesadüfen. Göz yaşları sel oldu. Annem de ağlıyor, nenem de,  Rumlar da. Anılar kaybolan fotoğraflarla yeniden hayat buluyor kaçmak zorunda kalan insanların belleğinde. 

Annem soruyor, “Sahiplerine verebilirmisiniz bu fotoğrafları?”  Sevinçle aldılar, sonradan öğrendik hepsini bulmuşlar fotoğrafların sahiplerini.  Kocası Rumlar tarafından öldürülmüş bir kadın annem...

 

“Onlardan cesaret alıp geldi evsahipleri…”

Onlardan cesaret alıp geldiler evin sahipleri. Adam RMM’den (Rum Milli Muhafız Ordusu’ndan) emekli olmuş binbaşı rütbesiyle. İçeri buyur ettik  severek beğenerek aldıkları evin kapısından içeri girdiler bir yabancı gibi. Kendilerinin bıraktığı koltuğa oturdular, 29 yıl sonra belki de kendi sıcaklıklarını hissettiler tekrar o koltuklarda.  Onların bıraktığı boy aynasında kendilerine baktılar. Aynada kendilerini gördüler 29 yıl sonra. Belki de evden çıkarken son bir bakış atmışlardı o günkü yüzleri ile. Belki de parlak kırışıksız bir yüze sahiptiler.  Bu güne yüzlerindeki izler değişmiş, bakışlar farklılaşmış, ayna bile tanımamıştır belki de kendine bakan bu yüzleri.  Ya onlar eski görüntülerini mi görmek isterlerdi aynada. Mümkün değildi ki bizlerin suretleri karışmıştı boy aynasında, onların görüntüleri üzerine.   

 

“Beyrut’tan bir tepsi…”

Duvarda bir şömine üzerinde iki bronz şamdan ve güllerin arasındaki babamın rütbeli mücahit  resmine baktılar.  Aynadan sonra. Kim bilir ne düşündü adam. Belki de babamı doğurtan ebe onu da doğurtmuştu. Belki de aynı trafik lambasında artlı önlü durmuşlardı yeşil yansın da geçsinler diye.   Belki de onun birliğinden açılan ateşle şehit olmuştu babam.

Çok teşekkür ettiler önce fotoğraflar için. Çok minnettar kalmışlardı, bir çok anı yeniden şekil bulmuş siyah beyaz fotoğraf albümünde. Bakır bir tepsi vardı, ortadaki sehpada. Yaşlı kadın gözünü alamıyordu ondan. Anneannem sordu bir anısı mı var diye. “Evet” dedi kadın, eşi ile birlikte Beyrut’tan almışlar. Tıpkı anneannemin  dedem ile kızlarına aldığı bazı hediyeler gibi. Aslında ne kadar paralel bir yaşam sürmüşler. Birbirlerinden haberleri olmadan. Dostlukla değil düşmanca  bir yaşam. Giderlerken anneannem o tepsiyi verdi kadına. Ne düşündüler hakkımızda bilmiyorum.

 

“Şimdi o ev de yıkıldı…”

Şimdi o ev de yıkıldı, yerine bir apartman yapıldı. Duvarlardaki sesler gitti, yerdeki mermerin üzerinde görünmeyen ayak izleri silindi. Çocukların şen şakrak çığlıkları yok oldu. 

23 yıl geçti o günden bu güne.

Bir dönüp bakıyorum geriye. Artık biz de yokuz kendi ülkemizde. Ne anılarımız var oyun oynadığımız sokaklarda gezen insanların gözlerinde, ne kokumuz kaldı sokaklarda. Bilmediğim lisanlar konuşuluyor ülkemde hiç görmediğim yüzler giysiler dolaşıyor anılarımızın üzerinde.  Bir “Merhaba” gelmiyor tanıdık bir sesden.

Pancurlar bile yok artık pencerelerde, ne yeşil renginde, ne de ahşaptan pancurların arasından bakan tanıdık gözler. Yoldan geçmesini bekleyen sevdalı gözler birer birer yok oldu doğup büyüdüğümüz mahallelerde. Silindi herşey silindi.

Rumlar bizim anılarımızı çaldı biz de onların, sonra başkaları yeniden çaldı anıları. 

Hayır hayır çalmadı, sildi anılarımızı kokuları ile lisanları ile kültürleri ile sildi, sildi,  silindik…

Çok kültürlülük denildi, o çokluğun içinde kaybolduk. 23 yıl önce oysa çok da umutluyduk. Bir gece kapılar açıldı, bir gecede barış da olacak dedik…

23 yıldır olmadı.

23 yıl öncesi de solgun bir defter yaprağındaki soluk bir yazı gibi kaldı… Özlemle umutla yavaşça onlar da soldu silindi.....

sayfanin-ustu-sag-s-17-ledra-palas-barikatinin-acildigi-gunlerden-gorunum.jpg

Ledra Palas barikatının açıldığı günlerden görünüm

yanyana-sayfanin-alti-s-17.jpg

yanyana-sayfanin-alti-sol-s-17-ledra-palas-barikatinin-acildigi-ilk-gunlerdeki-izdihamdan-gorunum.jpg

Ledra Palas barikatının açıldığı ilk günlerdeki izdihamdan görünüm...


***  BASINDAN GÜNCEL…

“190 milyon geçişin sessiz devrimi…”

Pambos Haralambus/ALITHIA

Nisan 2003’te geçiş noktaları açıldığında, çok az kişi bundan sonra neler olacağını tahmin edebilmişti. On yıllardır süregiden propaganda, korku ve bölünme, basit bir insani ihtiyaç karşısında çöktü: Temas. Rauf Denktaş’ın yaydığı efsane—yani aralarında kan ve nefret olduğu için insanların sokaklarda birbirlerini katledecekleri iddiası—paramparça oldu. Ve bugün, 190 milyon geçiş artık kendi adına konuşuyor; o denli yüksek bir sesle ki artık görmezden gelinemez.

Dikkati çeken sadece rakam değil, geçişlerin önce Denktaş, sonra da Kıbrıslırum liderler ve geçiş noktası takıntısı olanların dayattığı engellere rağmen devam etmiş olması. Tüm zorluklara rağmen. Bürokrasiye rağmen. Altyapı eksikliğine rağmen. Bölünmeden siyasi çıkar sağlayanların tiz seslerine rağmen.

 

“Binlerce Kıbrıslı her gün etkileşim kuruyor…”

Sıradan insanlar sahada bu teması dayatırken politikacı ve gazeteciler sanki bu temas yokmuş gibi davranıyor. Onlar her gün arkadaşlarını görmek, çalışmak, yaşamak için aynı sınırı geçen binlerce Kıbrıslırum ve Kıbrıslıtürk’ü görmezden gelerek,  ‘kırmızı çizgiler’ ve ‘garantiler’den bahsetmeyi tercih ediyorlar. Kıbrıslıtürk tarafından gelen rakamlar—çünkü Kıbrıslırum tarafında bu rakamlar nadiren bulunabilir, sanki gerçeği görmekten korkuyormuşuz gibi—yeterince açık. Binlerce Kıbrıslı, yani hem Kıbrıslırum hem de Kıbrıslıtürk, siyasi bir çözümün uzak bir rüya gibi göründüğü dönemlerde dahi her gün etkileşim kuruyor.

Aslında, 2026 yılının ilk çeyreğinde, hükümet kontrolündeki bölgelere doğru hareketlerde ilk kez bir artış kaydedildi: işgal altındaki bölgelere doğru 1.400.480 kişiye karşılık 1.404.608 kişi. Küçük ama sembolik bir tersine dönüş. Kıbrıslıtürkler artık bizim tarafımıza daha fazla geliyor. Bu sadece istatistiki bir mesele değil, aynı zamanda siyasi bir gerçektir.

 

“Gerçeği görmeyi reddedenlere en güçlü yanıttır bu…”

Bu milyonlarca geçiş, gerçeği görmeyi reddedenlere verilen en güçlü yanıttır. Aynı zamanda daha uygun olduğu ya da dar çıkarlarına hizmet ettiği için kalıcı bölünmeyi kabullenmiş ‘ikinci en iyi çözüm’ severlere; “bir duvar — onlar orada, biz burada” mantığına inananlara, ve  korku ile cehaletten beslenen, karşı taraftaki kişiyi bir insan olarak değil, bir tehdit olarak gören bölünme fanatiklerine de bir yanıttır.

Elbette tüm bunlar, Türkiye ve ordusu için geçerli değil. Ancak iletişim, bölünmeci statükoyu çoktan geride bıraktı. Geriye kalan tek şey, liderlerin bunu kabul etmesidir. Sözlerle değil, eylemle.

Çünkü vatandaşlar çoktan öne geçti.

Artık adanın duvarlarla bölündüğünü iddia etmeyi bırakmanın zamanı geldi. Ada yalnızca siyasi irade eksikliğiyle bölünmüş durumda. Ve her bir kişi karşı tarafa geçtiğinde, o duvar yıkılıyor.

190 milyon kez.

Ve sayı artmaya devam ediyor.

(Pambos Haralambus’un 16 Nisan 2026’da ALİTHİA gazetesinde yayımlanan bu yazısı, PENNA tarafından Türkçeleştirildi..)


***  BASINDAN GÜNCEL…

Filistin Kızılayı: “Gazze Şeridi'nde 18 bin kişi tedavi bekliyor…”

Filistin Kızılayı Sözcüsü Raid en-Nims, Refah Sınır Kapısı'nın 2 Şubat'ta kısıtlı olarak açılmasından bu yana Gazze'den sağlık amaçlı çıkış yapanların yalnızca 700 kişiyle sınırlı kaldığını ifade etti.

Filistin Kızılayı, Refah Sınır Kapısı'nın 2 Şubat'ta kısıtlı olarak açılmasından bu yana 18 bin yaralı ve hastanın tedavi beklediği Gazze Şeridi'nden tedavi amacıyla yurt dışına yalnızca 700 yaralının çıkabildiğini vurguladı.

Filistin Kızılayı Sözcüsü Raid en-Nims, kentteki sağlık durumuna ilişkin "Filistin'in Sesi" radyosuna açıklamalarda bulundu.

Nims, İsrail'in iki buçuk yıl soykırıma maruz bıraktığı Gazze Şeridi'ne yaralı ve hasta 18 bin kişinin tedavi için bölge dışına çıkmayı beklediğini belirtti.

İsrail yönetiminin Gazze Şeridi'ne yönelik uyguladığı abluka ve kısıtlamalar sebebiyle yurt dışında tedavi için çok az sayıda kişinin çıkış yapabildiğini belirten Nims, 2 Şubat'tan bu yana Gazze'den sağlık amaçlı çıkış yapanların yalnızca 700 kişiyle sınırlı kaldığını ifade etti.

Nims, İsrail'in uyguladığı abluka ve insani yardımların girişine izin vermemesi sebebiyle tedaviye muhtaç binlerce hasta ve yaralının ölümle karşı karşıya kaldığının altını çizdi.

 

“Canları tehlikede…”

Tıbbi malzeme eksikliğine işaret eden Nims, "Canlar tehlikede; hayati öneme sahip tıbbi hizmetlerin yetersizliği nedeniyle uzun bekleme listelerinde hayatını kaybeden hastalar var." dedi.

Filistin Kızılayı Sözcüsü, bugün çıkış yapan hastaların seçiminin sağlık durumlarındaki risk oranına göre yapıldığını; ancak güvenlik onaylarına ilişkin prosedürlerin uzun sürmesi sebebiyle gecikmeler yaşandığını ve hastaların sağlık durumlarının daha da kötüye gittiğini kaydetti.

Uluslararası topluma sınır kapılarının açılması için acil müdahale çağrısı yapan Nims; sağlık konusunun her türlü siyasi ve güvenlik meselesinden bağımsız olması gerektiğini, sağlık tahliyeleri için güvenli koridorların oluşturulmasının zorunlu olduğunu vurguladı.

(BİANET.ORG – 19.4.2026)

Bu yazı toplam 175 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar