“Kağıda Sanatla Dokunan Kadın: İnci Kansu”
“Kağıda Sanatla Dokunan Kadın: İnci Kansu” kitabını elime alıp, tek solukta okudum.
İnci Kansu’nun sanat çalışmalarına odaklanan ve Türkçe-İngilizce olarak çift dilede yayımlanan kitap, Söylem Yayınevi, Akdeniz, Avrupa Sanat Derneği (EMAA) ve Işık Kitabevi’nin ortak yayını olarak raflardaki yerini aldı.
Kitabın yayımlanmasında Kültür Dairesi’nin de katkıları olduğunu söylemeliyim.
***
Ceyda Alçıcıoğlu Kozal, Eser Keçeci Malyalı ve Derya Ulubatlı’nın metin yazarlığını, Hera Çeliker’in tasarımını yaptığı kitabın tanıtım etkinliği de geçtiğimiz hafta EMAA’da yapıldı.
***
Kitap, kağıdı; zamanı, emeği ve kültürü taşıyan bir varlık olarak ele alıyor.
Tanıtım etkinliğinde konuşan Kansu, Cumhuriyet Kitap Eki’nde Yalçın Yalçınkaya’nın kitap ile ilgili yazısından bir alıntıyla başladı ve “İnsanı, yaşamı ve zamanı tüm canlılığıyla yeniden gözden geçiren ve sorgulayan bir nesnedir. Görsel, işitsel. Dokunsal bir varlıktır. Sanallaşmaya karşı iletişimini sürdürmeye çalışan bir objedir. Sanat veya sanatçı ile ilgili durumlarda, bilgi aktarımı işlevi yanında, İşlerin/eserlerin görsellerinin de sergilendiği bir mekandır” diyerek alıntıyı okudu.
Kansu konuşmasının devamında da “Bizim de kitabımız bu tanımla çok güzel örtüşmektedir: Bir nesnedir, bir varlıktır, bir objedir ve bir mekandır” dedi.
***
İnci Kansu, 1937’de Lefkoşa’da doğmuş, sanatçılığının yanında öğretmenliğiyle de birçok kişinin hayatına ve gelişimine katkıda bulunmuştur.
***
Kitapta sırasıyla Ceyda Alçıcıoğlu Kozal’ın “İz Sürmek:İnci Kansu ve Sanatsal Yolculuğu”, Derya Ulubatlı’nın “İnci Kansu: İlk Dönem Desenlerinin İzinde”, Ceyda Alçıcıoğlu Kozal’ın “Çizginin Hafızası: İnci Kansu’nun Erken Dönem Desenleri’ne Dair”, Eser Keçeci Malyalı’nın “İnci Kansu: Kitap Projesi”, Ceyda Alçıcıoğlu Kozal’ın “Toprağın Altı,Hafızanın Derinliği: İnci Kansu ve Bakır Mirası”, Derya Ulubatlı’nın “Kişisel ve Toplumsal Belleğin Ortaklığı: Medoş Laleleri” ve Eser Keçeci Malyalı’nın “İnci Kansu: Takı Tasarımları” adlı araştırma yazıları konuyla ilgili görsellerle birlikte yer alıyor.
***
Bu noktada kitabın önsözünü yazan Kıbrıs Kağıt Sanatçıları Derneği 2017-2019 ve 2024-2025 dönem başkanı İsmet Tatar’a sözü bırakmak istiyorum. Tatar kaleme aldığı önsözünde, “Her yolculuk bir anla başlar. İnci Kansu’nun kağıtla olan sanatsal yolculuğu da 1989 yılında, Fulbright bursuyla Amerika Birleşik Devletleri’ne yaptığı yolculukla şekillendi. Bu süreçte kağıtla ve kağıdın sanata dönüşen haliyle tanıştı. Kağıdın sessiz ama derin anlatım gücü, ona yeni ve sınırsız bir ifade alanı açtı. Bu güçlü etki, İnci Kansu’yu kısa sürede dünyanın önde gelen kağıt sanatçılarını bir araya getiren IAP-MA’ya taşıdı” diye yazarak, Kansu’nun kağıt sanatındaki yolculuğuna vurgu yaptı.
***
Ceyda Alçıcıoğlu Kozal da kitaptaki “İz Sürmek:İnci Kansu ve Sanatsal Yolculuğu” başlıklı yazısında İnci Kansu’nun yaşam serüvenine değiniyor.

“İnci Kansu yıllar içerisinde hem öğretmenlik mesleğini icra etmiş, hem de sanatında kendini geliştirmiştir. Özellikle kâğıt sanatında adada bir örnek olmuş, birçok kişiyi kâğıt sanatıyla tanıştırmıştır. Sanatçı sanat felsefesini Picasso’nun ‘Aslolan, bulmak değil, aramaktır’ sözüyle özetler. İnci Kansu sanat hayatında sürekli bir arayış içerisinde olduğunu, deney yapmanın ve deneyimin onun için önemli olduğunu, yeniliğe açık olduğunu ifade eder. Sanatçı kendisini 67 yıllık bir öğrenci olarak kabul eder ve hep de öğrenci kalmak istediğinden bahseder.”
***
Derya Ulubatlı’nın “İnci Kansu: İlk Dönem Desenlerinin İzinde” başlıklı yazısında ise İnci Kansu’nun sanat yolculuğundan şu satırlarla bahsedilir:
“Kansu, sanat çalışmalarına başladığı ilk dönemlerden beri, doğaya karşı önlenemez bir ilgi duymakta ve bu ilgiyi çocukluk dönemlerinde babasının’rençberlik, kasaplık’ gibi çok katmanlı meslekler yapmasıyla bağlantılı olarak, onunla kurduğu iletişimin kendisini erken dönemlerden itibaren doğaya yaklaştırmış olmasıyla ilişkilendirmektedir. İlk dönem çalışmalarının konularında temel oluşturan Natürmort, Peyzaj ve Figüratif çalışmaları da doğaya olan ilişkinin somut örneklerini sunmaktadır.Bunun yanında ender de olsa soyut denemeler göze çarpmakta, bu soyut çalışmalar izleyiciye, sanatçının hayal gücünün güçlü bir yansımasını aktarmaktadır.”
***
Eser Keçeci Malyalı’nın “İnci Kansu: Kitap Projesi” başlıklı yazısında, Kansu’nun sanat çalışmalarındaki dönüşümü şöyle anlatılıyor:
“İnci Kansu’nun sanatsal üretim süreci incelendiğinde, ilk dönemlerinde figüratif yaklaşımlar benimsediği, ancak zamanla eserlerini somut bir sanat anlayışı çerçevesinde geliştirdiği görülmektedir. Bu dönüşüm, onu Kıbrıslı Türk sanatçılar arasında soyut sanatın öncü temsilcilerinden biri haline getirmiş ve çağdaşları arasında ayrıcalıklı bir konuma taşımıştır.Kansu’nun sanat pratiğinin en dikkat çekici yönlerinden biri, kâğıdı bir sanat malzemesi olarak ele almasıdır.”
***
Yine Ceyda Alçıcıoğlu Kozal’a vereceğiz sözü ve “Toprağın Altı,Hafızanın Derinliği: İnci Kansu ve Bakır Mirası” başlıklı yazısında, Kansu’nun Lefke ile olan bağlarına bakacağız:
“Kıbrıs sanat tarihine ismini yazdıran İnci Kansu’nun üç büyük projesinden biri olan ‘Cuğrum Projesi’ ile bölgenin sesi, orada yaşananların dili olmış, sanatıyla bize tarihten bir perspektif sunmuştur. Lefke bölgesi İnci Kansu’nun hayatında önemli bir yer kaplamaktadır. Sanatçının Lefke bölgesiyle çocukluğundan beridir köklü bir ilişkisi olmuştur. Sanatçı hafta sonları teyzesine yaptığı ziyaretlerin çok eğlenceli geçtiğinden bahseder. Lefke’yi anlatırken ‘Yeşil rengin sayamayacağım kadar çok tonuolduğunu, deniz kıyısındaki dalgaların kızıllığını orada gördüm, portakalın tadını, adada ilk portakal üreten bu yerde anladım’ diye ifade eder.”
***
İnci Kansu’nun sanat hayatında Kıbrıslılar arasında Medoş Lalesi olarak da bilinen Tulipa Cypria’nın da önemli bir yeri vardır.
Derya Ulubatlı, kitapta yer alan “Kişisel ve Toplumsal Belleğin Ortaklığı: Medoş Laleleri” başlıklı yazısında bu konuyu şöyle anlatmaktadır:
“Kırmızı renktekiü oldukça narin ama bir o kadar güçlü yapısıyla bu laleler, aslında nesli tükenmek üzere olan, tehlike altındaki endemik bir bitki olarak koruma altındadır. Bu özelliğiyle Medoş Lalesi, Kansu’ya göre Kıbrıslılara benzetilmiştir. Sanatçı şunları söylemektedir: ‘Ülkemizin endemiği olan Medoş Lalesi / Tulipa Cypria, yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan fakat gittikçe tükenmekte olan bir Kıbrıslıdır ve dünyalıdır. İnsanoğluyla yaşıt kabul edilen bu bitkinin de yaşamı, biz insanların yaşamı kadar önemlidir ve tehlikededir. Günümüzdeki bu yok oluşlar,yaşamın normal döngüsünde olan değil, biz insanların gezegeninin kaynaklarını ve değerlerini bencilce, sorumsuzca ve aşırı bir tüketim çılgınlığıyla harcamasının sonucudur.’”








