
“İnsanların belleklerinde yer bırakabilecek işlerin peşindeyiz”
Bir grup sanatçının uluslararası standartlarda farklı sanat dallarında orijinal üretimler yapma hedefiyle oluşturma aşamasında oldukları Nicosia Academy platformu kolektif ruhla çalışmalar yapmaya başladı.
Bir grup sanatçının uluslararası standartlarda farklı sanat dallarında orijinal üretimler yapma hedefiyle oluşturma aşamasında oldukları Nicosia Academy platformu kolektif ruhla çalışmalar yapmaya başladı. İlk kez AB Günü’nde bir proje olarak 8 kişilik bir müzisyen topluluğu formatında sahne alan ve Fikri Karayel’e yeni şarkısının klibini çeken kolektifin iki önemli ismi Çağrı Çerkez ve Emre Yazgın ile ülkenin sanatsal yaşamına ve kültürüne çok şeyler katacağına inandığım yeni heyecanlarını konuştum.
“Müzik yapmak ,yaratmak,mekan işletmek ve müzik organizasyonlarıyla geçen yıllardan sonra çocuğumuz Lila’nın da sanata merakı beni ortak sevdamız sanatla ilgili bir gelecek tahayyülü yapmaya yöneltti”
Bilmeyenler için kısaca bir kendinizden bahsederek başlamayı isterim.
Çağrı Çerkez: Ben sanatın içine doğmuş bir kişiyim. Müziğe yetenekliydim ve İngiltere’de müzik okudum. Vocaltech Üniversitesi’nde Popüler Müzik Üzerine Vokal Teknikleri eğitimi aldım. Kıbrıs’a döndüğümüzde sadece müzik yaparak hayatımızı idame edemeyeceğimizi anlayınca müziği yaratmayı da sevdiğimiz için Dorian diye bir mekan açtım. Sonrasında 10 yıl kadar canlı müzik mekanı kurma ve/veya işletme serüvenimiz var. Bu süreçte Narnia’yı işlettik, arkadaşlarla 1984’i kurduk, Surlariçi’nin tam orta noktasında “Center of Nicosia” diyerek Biblioteque’yi kurduk, Enver abi bırakınca bir yıl da Nostalji’yi de işletmiştim. Birlikte yaşadığım akademisyen (KAÜ Sanat Fakültesi Dekanı) ve iç mimar olan Buğu Şah ile evlenme kararı aldık ve hem aile hem de gece hayatının birbirini zorlayacağını düşünerek bu işletme işlerini bıraktım. AB organizasyonlarını yapmaya başladım. 10 yıl da AB işlerini yaptım. Bu arada baba oldum ve farklı duygular da hayatımıza girdi. Bu yıl çocuğumuz Lila Şah Çerkez 8 yaşına girdi. Sanata da merakı olduğunu gözlemlediğimiz için ortak sevdamız sanatla ilgili bir gelecek tahayyülü yaptık.
“Sanattan hiç kopmadım. Uzun zamandan sonra kızım Lila doğduğunda bir beste yaptım. Şampiyon Melekler için bir beste yaptım ve buna devam edeceğim”
Hem müzikle hem müzisyenlerle iç içe bir yaşamın oldu. Bunu yaşamının odağına koyma hedefiyle ilerlemeyi tercih ediyorsun.
Çerkez: 10 yıl AB’de işlerken sanattan asla kopmadım. Dağlarda, ormanlarda Hasan Belen ve sevdiğimiz birkaç kişiyle festivaller yaptık. Farklı farklı projelerde de yer aldık. Bu yaşa geldim ve çocuğum beni müzisyen olarak bilir ama hiç sahnede görmedi. Bu süreçte uzun zamandan sonra üretimler de yapmaya başladım. İlk bestemi kızım doğduktan sonra yaptım. Daha sonra depremde çocuklarımızı kaybettik ve bir beste de öyle çıktı. Çocuğumun sanata ilgisi ben daha da çok motive etti. Bir karar vererek 40 yaşında AB’den istifa ettim.
Bizim 1980’lilerin kuşağını da düşündüm. O kuşaktan ne güzel müzisyenler çıktı. Hüseyin Kırmızı(Japon), Cahit Kutrafalı, İnanç Erşen gibi isimler ilk aklıma gelenler. Biz sahnede Arda Gündüz, İlhan Erbil, Naim Korudağ gibi isimleri görürdük ve onlardan aldığımız birikimi daha ileriye götürme hedefiyle uğraşlar verdik ama son 10 seneye baktığımızda endüstrinin gerilediğini düşünüyorum. Bugüne kadar 6 mekan işletme tecrübem var. Örneğin DAÜ Konservatuvarı kapandı(Müzik öğretmenliği devam eder), ciddi, iyi standartlarda canlı müzik dinlenebilecek mekanların yokluğu vs.

“Bir dönem üretimin de endüstrinin de işlerin de çok iyi olduğu zamanlar yaşadık ama son yıllarda üretim de işler de çok düşmüştür, canlı mekan olarak da ciddi azalma var”
Senin nasıl bir yolculuğun oldu? Bu yolculukta Çağrı Çerkez ile yolunuzun sık sık kesişti.
Emre Yazgın: Müziğe genç yaşta başladım ve bunu daha profesyonel bir zeminde yapmak adına müzik eğitimi aldım. ODTÜ İşletme’yi bitirdikten sonra İngiltere’de gitar okudum, daha sonra da Ses Mühendisliği üzerine lisans eğitimi aldım. Son olarak da bu konuda (Ses Yapımcılığı) master yaptım. Son 15 yıldır da müzik ve mix-mastering konularında çalışırım. Re-Chord Stüdyo’da da bir dönem geçirdim. Prodüksiyon işlerinin altın dönemi diyeceğimiz bir dönemi yaşadık. Ekonomi de iyiydi, üretim de iyiydi, işler de daha iyiydi. Üretim ve işler çok çok düşmüştür. Canlı mekan sayısında da ciddi gerileme vardır. Girne benim anladığım anlamda canlı mekan olarak zaten bitmiştir. Eskiden bir Casablanca çok iyiydi.
“Bizim zamanımızdaki o kolektifliği bulamıyorum. Kolektiflik ile hayatımıza devam edelim, hem kendimize, hem de yaşadığımız topluma iyi bir şeyler katalım istiyoruz”
Senin bu endüstri içinde teknisyenlikten işçiliğe, müzisyenlikten patronluğa, yöneticilikten sesçiliğe her departmanında yer aldın. O yüzden müzik, mekanlar, değişen sosyo-kültürel yapılar, teknoloji- dijitalleşme ve alışkanlıklarla ilgili geçmişle bugünü seninle konuşabileceğimizi düşünüyorum. Örneğin senin gibi Avrupa’da müzik okuyan gençlerimizin ülkeye dönüş hikayesi nedir?
Çerkez: Bir sürü genç kuşak arkadaşımızın yurtdışında güzel projeler yaptığını görüyoruz, buraya gelenler de vardır ama bizim zamanımızdaki o kolektifliği bulamıyorum. 2009-2012 yıllarında Gommalar Konserleri olmuştu. 30’un üzerinde sanatçının birlikteliği ile oluşturulan bu oluşumun devamı olmadı. Buna benzer oluşumları daha sonra göremedik. Biz bunları yapabilen insanlarız ve Nicosia Academy mantığını da veya amaçlarımdan birisini de o kollektif ruhu yakalamak olarak görüyoruz. O kolektiflik ile hayatımıza devam edelim, hem kendimize, hem yaşadığımız topluma iyi birşeyler katalım istiyoruz. Hikayesi kızım için yaptığım bestelerden başladı. Bir gün Emre Yazgın ile konuşurken bizim bir alana da ihtiyacımız olduğu gerçeği de önümüze geldi. Sanatçının hem kendini rahat hissedebileceği hem de kayıtlarını rahatça yapabileceği bu alanı yaratma süreci düşünsel olarak devam ederken bir yandan bizim bestelerin kayıtlarına da başladık. Bizim ülkemize özel bir müzikal yapma düşüncemiz de var.

“Nicosia Academy kolektif bir platform ve bu çatı projeye 40-50 civarında müzisyen dahil olmak istiyor. Ülkemizin müzisyenlerinin orijinal besteleri olması koşuluyla alttan gelecek nesillere örnek olmak ana hedefimiz var.”
“Nicosia Academy” ismini ilk kez AB Günü’nde sahne aldığınız ekip ile duyduk. Bu bir oluşum mu, platform mu, etkinlik bazlı bir grup mu? Nereden çıktı bu proje?
Çerkez: “Bizim çocuklarımız büyürken onlara nasıl bir platform kurabiliriz?” düşüncesinden yola çıktık. Bir sürü sanatçı ile nasıl bir kolektif yaratabileceğimizi konuştuk. Nicosia Academy çatısı altındaki projeye 40-50 civarında müzisyen dahil olmak istiyor. AB Günü’nde Nicosia Academy adı altında ben, Cahit Kutrafalı, Ezgi Akgürgen, Simge Akdoğu, Emre Yazgın, İnanç Erşen, Ahmet Akınsel ve Hüseyin Kırmızı sahne aldık. Belki başka bir projede 18 kişi olacağız. Farklı farklı projeler yürütmek istiyoruz. Koşulumuz da kendi ülkemizin müzisyenlerinin orijinal besteleri olması, cover parçaların da gerçekten cover olacak şeklinde tasarlanmasıdır.
Bizim master planımız alttaki nesile de örnek olmaktır. Toplumumuzda müzisyen algısı hâlâ tam net, açık değildir. Biz bu kolektif yapıda entelektüel olarak çocuklarımızın ilham alacağı projeler de üreteceğiz. Müzikalde de çocukların olmasını isteriz. Biz sadece müzisyenlerden de oluşmayacağız. Geçtiğimiz hafta Fikri Karayel’in son klibini çektik.
Yazgın: Biz kendini zorlukları aşmaya çalışıp da belli bir eşiği geçmiş kişiler olarak, kendini geliştirmeye adamış adalı insanlar olarak bir araya gelerek bu birikimlerimiz, deneyimlerimiz ve tecrübelerimiz ışığında birlikte daha da ileri seviyeye nasıl taşıyabiliriz fikrinden hareketle Nicosia Academy projemizi yarattık. Birlikte üretimle ve paylaşımla bu üst seviyeyi yaratacağımıza inanıyoruz.
“Kendi yaşam alanımızda kalanlarla bu mücadeleyi daha güçlü, sağlam, iyi, üst seviyede vermek için bir platform oluşturuyoruz. Sürdürülebilirlik, insanların belleklerinde yer bırakabilecek işler önemli kriterlerimiz.
Dünyada da gerek siyasette gerek ticarette gerekse de sanatta bir ittifaklar dönemi yaşanıyor çünkü tek başına hayatta kalmanın/var olmanın zorlaştığı bir çağda yaşıyoruz. Sizin de bir güç birliğine gitmeniz çok yerinde ve mantıklı aslında.
Yazgın: Çok doğru bir tesbit. Hep bir mücadele var hayatta. Biz de kendi yaşam alanımızda kalanlarla bu mücadeleyi daha güçlü, sağlam, iyi, üst seviyede vermek için bir platform oluşturuyoruz.
Çerkez: Biz (müzisyenler)canlı müzik kültürünün seviyesinin yükselmesine 20 yıldır bir şekilde olumlu katkılar koyuyoruz. Canlı müzik olayı sürdürülebilir bir durum değildir. Yaşanır ve orada biter. Biz bunu biraz daha nasıl sürdürülebilir kılabiliriz, nasıl insanların belleklerinde yer bırakabileceğimiz meselesini kovalıyoruz. Fikri Karayel’e çektiğimiz klip de Nicosia Academy bünyesinde oluşturuldu. Müzikal fikrimiz veya konserlerimizi kayıt altına alıp da sonrasında farklı şekillerde topluma sunma fikrimiz var.
“Bu güvenli alan multi-disipliner kimliğimizi daha da verimli kullanacağımız bir yer olacak. Orijinal üretimleri ön plana alacağız. Güçlü bir düşünsel-fiziksel sanatçı topluluğu alt yapımız vardır.”
Ben bu çatının çok üst seviyelerde, uluslararası standartlarda üretimler yapacağını düşünüyorum. Yazgın: Bizler halihazırda işlerimizi sürdüren insanlarız ve burası bu multi-disipliner kimliğimizi daha da verimli kullanacağımız bir yer olacak. Farklı farklı görsel, işitsel, Aİ projeler vb. yapan kişiler olarak aynı çatı altında daha güzel bir sinerji çıkacağına inanıyoruz. Bu güvenli alanda dönemsel olarak birkaç kişi bir araya gelerek projeler de üretebilirsin. Bugüne kadar kayıt yapılan müziklerin % 95’i cover idi ama coverin kalıcılığı yoktur. Kıbrıs Türk Müziği diye hatırladığımız az sayıda müzik o orijinal üretimlerdir. Biz bu tarz şeyleri ön plana alacağız. Tabi bu işi çekip çevirecek, koordine edecek kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmez ama arka planda çok güçlü bir düşünsel-fiziksel sanatçı topluluğu vardır. Emeğimizi, bilgimizi, tecrübemizi bu yere koyacağız. Bazı projelerin de kendi doğasında, adım adım, yavaş yavaş pişerek olgunlaşması, büyümesi gerekir.

“Bizim sanatçılarımıza imkanlar sağlandığında dünya standartlarında işler çıkartma konusunda sıkıntımız yoktur”
Yüzde yüz özkaynaklara dayalı projeler olacak o zaman…
Çerkez: Evet. Bu toplulukta videograferi, grafikeri, fotoğrafçısı, teknisyeni, ışıkçısı, ses mühendisi, müzisyeni, plastik sanatçısı, dansçısı da mevcuttur. Bizim yaratacağımız geniş stüdyoda (müzik stüdyosu değil) sanatçıların kendilerini rahat hissedebilecekleri alanlar kuracağız. Yurtdışından önemli kişilerin (sanatçı/ uzman/ akademisyen gibi) gelip eğitimler vermesi de düşüncelerimiz arasında vardır. Tabi Kıbrıslı Türklerin sanat alanında karşılaştığı en büyük sorun maddi kaynaktır. Bizim sanatçılarımıza imkanlar sağlandığında dünya standartlarında, evrensel işler çıkartma konusunda sıkıntımız yoktur. Teknik altyapı ve imkanlar olduktan sonra yolumuz açıktır. Biz kendi imkanlarımızla en iyi şekilde, en yaratıcı şekilde güzel projelerle çıkmayı hedefliyoruz.
“Biz bu yolda durmayacağız, yapacağımız güçlü üretimlerle işin üstüne bir çakıl taşı bile koyabilirsek ondan keyif alarak ilerleyeceğiz.”
İşin bir de kültürel emperyalizm boyutu vardır. Adanın kuzeyinde bunu yoğun olarak yaşadığımız ve toplumsal, kültürel yok oluşla sınandığımız zamanlardan geçiyoruz. Buna karşı tek direnci noktası da üretmektir. Bu açıdan da Nicosia Academy’yi önemsiyorum.
Yazgın: Biz elimizi taşın altına koyuyoruz. Bunu belli bir bilinçle ve farkındalıkla sorumlulukla yerine getireceğiz.
Çerkez: Ortak çalışma alanımız bu güçlü üretimlerin yaratılmasına çok iyi bir zemin olacaktır. Bizim etrafımızdaki sanatçı topluluğumuz da her zaman olduğu gibi dışlayıcı değil bütünleştirici, başkasına kapısı açık, davetkar olmuştur. Biz bu yolda durmayacağız, işin üstüne bir çakıl taşı bile koyabilirsek ondan keyif alarak kolektif olarak ilerleyeceğiz.
























