1. YAZARLAR

  2. Dr Filiz Besim

  3. Her şey Onunla Başlamıştı…(2)
Dr Filiz Besim

Dr Filiz Besim

Her şey Onunla Başlamıştı…(2)

A+A-

Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ilk organları oluşturmaya başlar…

1950'de döndü adaya Ümit Süleyman. Okulunu bitirir bitirmez…
Döner dönmez de kendini bir büyük mücadelenin içinde buldu. Öyle ya, bir avuç Kıbrıslı Türk aydın vardı o günlerde. Gencecik avukat Ümit Bey de beşinci Kıbrıslı Türk avukat olarak yaptırdı kaydını, o dönemlerin ortak Kıbrıs Barosuna…
1951'de de Faiz Kaymak'ın başkanlığını yaptığı Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonunun(KTKF) genel sekreterliğine getirildi. KTKF Türkiye'den gelen başını Mehmet Ali Pamir'in çektiği bir grup Kıbrıslı Türkün kurduğu bir kurumdu. O günlerde adanın her tarafındaki ocaklarda üretilen görüşler bu kuruma iletilir ve Türk toplumuna dair ortak görüşler oluşturulurdu. Oluşturulan bu görüşlerin ışığında ise İngiliz idaresi ile Kıbrıs Türklerinin hakları için görüşmeler yapılırdı. Evkafın Türk idaresine verilmesi, Şeriye mahkemelerinin kapatılıp Medeni Kanun'un geçirilmesi, aile mahkemelerinin kurulması bu isteklerin sadece bazıları idi.
“Sohbetimizin ilerleyen bölümlerinde de çok iyi anladım ki; o günlerde kurulan bu Federasyon, aslında Kıbrıs Türkü' nün bu adada 1878'den itibaren ada çapında oluşturduğu organize ilk kurumdu. Belki de şimdi kurduğumuz kurumlarımızın ve devlet yapımızın da ilk nüvesiydi.”
“Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu adından da anlaşılacağı gibi, adadaki tüm Türk örgütlerini ayni çatı altında toplama misyonu yüklenmişti.”
Rum toplumunda o günlerde durum neydi?
Sayın Onan kendi ağzından anlatmaya devam ediyor:
“1950'de Rum toplumunda Enosis rüzgârları esmeye başladı. Makarios'un 1948'de Başpiskopos olarak seçildikten sonra 1950'de kilisenin yaptırdığı referandumda %96 Enosis kararı alındı ve bu kararla Makarios Rum toplumunda çok güçlü bir konuma geldi. Aslında Makarios bu kararla dini görevinin yanında, milli bir görevi de üstlenmiş oluyordu.
İngiliz hükümeti 'Enosis' diye bir çözümü kabul etmese de, 1948'de İşçi Partisi tarafından Kıbrıs'a atanan Lord Winster, iki toplum arasındaki gerginliğin farkındaydı ve Türk toplumunun sorunlarını dinlemek için Zekâ Bey'in başkanlığında Türk İşleri Komisyonunun tayinini öngördü. Bu komisyonda her kazadan bir ya da iki kişi yer alırdı. “KTFK ile işbirliği halinde çalışan bu komisyon, iki yıl kadar çalışır ve valiye detaylı uzun raporlar sunardı.”
İşte bu raporlar aslında, Türk toplumunun daha sonra kuracağı birçok organın bel kemiğini oluşturdu. Zekâ Bey ve arkadaşlarının raporu sonucu; Vali ve Dr. Küçük'ün görüşmeleriyle Türk toplumunun istekleri yavaş yavaş gerçekleşmeye başladı.
Önce 1951'de son kadılığını Kadı Burhan Beyin yaptığı Şeriye Mahkemeleri devri kapandı ve Aile Mahkemeleri kuruldu. O günlerde Ümit Süleyman da Şeriye Mahkemelerinde avukatlık yapan son avukatlardandı.
Evkaf Türk Toplumuna Devrediliyor…
1953'de Evkaf Türk toplumuna devredilir. İşte Ümit Süleyman bütün bu toplantılarda bire bir hazır bulunan, bu mücadelelere omuz veren bir mücadele ve hukuk adamıydı.
Türk okulları için ayrı bir Türk komisyonunun oluşturulması da o günlerin gündemleri, arasındaydı. Bu konuda ilk bayrağı çeken Dr. Niyazi Manyera oldu. İngiliz hükümetinin Mağusa'ya tayinini kabul etmedi ve “Mağusa Ortaokulu ve Namık Kemal Lisesini” kurarak İngiliz hükümetinin idaresinden ayrıldı. Konetra (Gönendere) köyündeki ikinci ortaokul da onları takip etti. Böylece okullar idaresinde de İngiliz hükümetinden kopup, Türk idaresine geçme devri başladı. O günlerde bu mücadeleye Türkiye'den gelen öğretmenler de destek verdiler.
Sohbetimizde, o günlerde yapılan ilk müftülük seçiminin de Kıbrıs Türk demokrasisinde önemli bir yer tuttuğunu fark ettim. Her köyden gelen 300 kişilik bir grup seçer müftüyü. Dönemin Vakıf başkanı Türkiye'den seçime girmesi için bir müftü adayı çağırsa da, Kıbrıs Türkü kendi iradesini göstererek Dana Efendi'yi çok büyük çoğunlukla göreve getirdi.
Ümit Süleyman o günlerin Lefkoşa karma belediyesine 1953'de belediye meclis üyesi seçildi. Hiç kuşku yok ki Kıbrıs Türkünün devletleşme sürecinde belediyelerimizin, yerel yönetimlerimizin ayrı, önemli bir yeri vardır.
Kıbrıs Türk Belediyeleri kuruluyor, meslek örgütleri ayrılıyor…
Haritalar ilk kez masalara seriliyor…
Her gün işimi bitirip, büyük bir heyecanla koşuyorum Ümit Bey'le randevumuza. Yine Suna Hanım açıyor kapıyı sıcacık gülümsemesiyle…
Biraz sağlık, biraz gündemdeki politikaları konuşuyoruz. Onca hastalığa rağmen gündemi çok yakın takip ediyor yılların politikacısı… Daha dumanı tüten kitap “Büyükelçiler Anlatıyor”dan paragraflar okuyor bana; kendisinin de bizzat tanık olduğu, Kıbrıs'a dair görüşmelere…
“Belediyelerde kalmıştık” diyorum. 1953'de belediye meclisine seçildiğiniz zaman karma bir belediyeydi. Nasıl çalışırdı o günlerin belediyeleri?
Ümit Bey anlatmaya başlıyor. “Lefkoşa belediyesi ve diğer kazalardaki belediye yönetimleri karmaydı o günlerde. Lefkoşa belediyesinde 8 Rum, 4 Türk meclis üyesi görev yapardı. Başkanı Rum'du. Seçimden sonraki ilk toplantıya İngiliz komiser gelir toplantıyı açar ve seçilenlere görevi devrederdi.
1953'deki başkan Dr. Dervis'di. Meşhur “Gigi” lakabıyla tanınırdı.
Türk üyeler Dr. Tahsin Gözmen, Hüseyin İrfan, Mustafa Çoronik ve ben idik.”
Herhangi bir kazada Türk başkan var mıydı ya da meclis üyelerinin kaç Türk kaç Rum olacağına dair bir kural var mıydı?
“Hiç Türk başkan yoktu. Sanırım nüfusa göre seçilirdi. Belediye toplantılarında ilginç olaylar yaşanırdı. Dervis, Türk düşmanı bir adamdı ve Türklere “bello Turko” (deli Türk) derdi. Toplantının birinde yine o tabiri kullanınca, en yaşlı üyemiz Tahsin Bey boğazına sarıldı. Sonradan özür dilemek zorunda kaldı. Gigi'nin o günlerde bir Türk'ten özür dilemesi çok büyük bir olaydı. “Gigi'nin Türk düşmanlığı öylesine meşhurdu ve bu durum Türk belediye meclis üyeleri arasında öylesine huzursuzluk yaratırdı ki, bu konuda çeşitli anekdotlar vardır. Bunların en ilginçlerinden biri de, adamın Türk üye Mustafa Çeronik tarafından bazen toplantı salonunda kovalanmasıdır. Başka bir gece yine uzun toplantılardan birinde, silah sesleri duyduk. Ne oluyoruz diye herkes birbirine bakarken Dr. Dervis rahat üslubuyla ' Don't worry, we are all EOKA' (merak etmeyin, hepimiz EOKA'yız) dedi.” Toplantılardaki bu tür gerginliklerin yanında, Türklerin o günlerde hizmet alımıyla ilgili ciddi sıkıntıları vardı. Türk meclis üyeleri tarafından getirilen konular, genelde gündeme alınmazdı.
Bu tür sıkıntılarla yürütülmeye çalışılan belediye hizmetleri, 1958'deki Tahtakale olaylarından sonra Türk ve Rumlarla irtibatın tamamen kesilmesiyle durma noktasına geldi. İngilizler meşhur Mason-Dixon hattını, sonraları “Yeşil Hat” olarak anılacak sınırı, Mağusa kapısından, Baf kapısına kadar Ermu Sokağı boyunca çektiler. Artık yıllar sürecek bölünmüşlük, dikenli tellerle örüldü.
Yarın devam edecek…

Bu yazı toplam 3001 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar