Hem Türkiye’de hem Kıbrıs’ta ortak vatana birlikte sahip çıkabilmenin önemi!
Hani hep Rum tarafındaki ELAM gibi oluşumları suçlarız ya!
Hani ırkçıdırlar, faşisttiler, Türk düşmanıdırlar falan diye!
Doğrudur!
ELAM ve benzeri örgütlenmeler, kesinlikle insanlık düşmanlarıdır!
-*-*-
Zaman zaman sayıları azalsa da, marjinalleşmiş değillerdir, bir köşede saklı durmuyorlar ve evet olası bir barış Adasının en tehlikeli tehdidini teşkil ederler!
-*-*-
Ama unutmayın, Kıbrıs’ta iki toplumu bir birine kırdıranlar elbette emperyalist güçlerdi de bu kırdırmaya alet olan faşistler 3’er 5’er yüz kişiydiler!
Sayılarının az olması, tehlikelerinin de az olduğu anlamına gelmez!
-*-*-
“Gazze’de şu anda ateşkesi beğenmeyen iki deli çıkıp da iki tarafa da ateş açıp insanları öldürürse, bunun olası kışkırtıcılığı çok yüksek olabilir…” örneğiyle devam edelim…
-*-*-
Olası bir “çözüm”, olası bir “barış”, olası bir “anlaşma”, tabii ki her an tehlikededir çünkü hiçbir toplumda “ırkçı” toplulukların tükenmesi, tüketilmesi söz konusu değildir!
-*-*-
Ve her an, Amerika, İngiltere gibi geleneksel “oyun kurucular”, Kıbrıs’ın ünlü anavatanlarını geçmişte de kullandıkları gibi kullanırlar ve var olan bu ırkçı toplulukları organize edip, bölgedeki tansiyon seviyesini diledikleri gibi yükseltip düşürebilirler!
-*-*-
Bu geleneksel oyun kuruculara karşı durabilmenin tek yolu, “vatana ortak bir şekilde sahip çıkabilmektir…”
Zaten o geleneksel oyun kurucular ve onların piyon ya da kuklalarının hayatlarındaki en büyük dertleri de, örneğin Kıbrıs’ta Türk – Rum; Türkiye’de ise Kürt – Türk kardeşliğinin ortak vatana sahip çıkma hareketlerini baltalamaktır!
-*-*-
Mesela Türkiye’de; taş çatlasa yüzde 1 oy potansiyeli bulunmayan bazı faşist gruplar var…
Bazıları kendi kendilerine “Ulusalcı” hatta ve hatta “Kemalist” falan da diyebiliyor… Oysa “Kemalizm’i”, bu çürümüş beyinlerin kullanımına bırakmamak gerekmektedir ki o da ayrı bir mesele!
-*-*-
Bu faşist gruplar, Kürt – Türk yakınlaşmasına ciddi anlamda karşıdırlar!
Hatta, bir Kürt kenti olan Diyarbakır’ın, Amedspor adlı takımının futbol maçı yapmasını bile hazmedememektedirler!
-*-*-
Bu grupların etkisinde kaldığı ve haliyle bir çok başka grubun da aynı etkiyle bulaştırıldığı ciddi anlamda cehalet – bilgisizlik içeren siyasi duruşlar, her türlü barış ve dostluk girişimini engellemektedir!
-*-*-
Mesela gelin bu açıdan Kıbrıs’a bir bakış atalım!
Bu grupların ve bu grupların etkisindeki daha büyük öteki grup ya da siyasi partilerin Kıbrıs’a bakışı, “bizim toprağımız, bizim ülkemizin parçası, asla taviz vermeyiz, Rumlara toprak vermek de ne demek?” gibi inanılmaz cahilane ama aynı zamanda dayanılmaz çözüm karşıtı duruş içeren bakıştır!
-*-*-
Ve hangi seviyede beyinsizlik ve şiddet yanlısı olursa olsun, ELAM gibi gruplar, ne yazık ki bu grupların yanında, “masum kedi yavrusu” gibidir!
-*-*-
Kıbrıs Türk tarafı özelinde – barış adına - bir ciddi tehlike daha söz konusudur!
Kıbrıs’ta örneğin Ersin Tatar ve UBP örneklerinde olduğu gibi; Türkiye’yi yönetenlerden gelecek her türlü talimata, koltuklarını korumak kapsamında her an “evet evet evet” diyecek çok ciddi büyüklükte bir kitle vardır!
-*-*-
Şartsız biatçı kesim diyebiliriz!
Veya bu şartsız biatçıların tek şartı, “koltuk ve iktidar mamması”dır diyelim!
Koltukta kaldıkları müddetçe, Türkiye’den gelecek her emre yüzde yüz biat eden bu kitle içerisinde, yukarıda bahsettiğim “aşırı ırkçı” – Elen düşmanı – çözüm karşıtı kişi veya küçük gruplar yok değildir!
-*-*-
Haaa şu andaki Türkiye Devleti Yöneticileri için, bu grupçukları, UBP’yi ya da Tatar’ı çözmek “uçkuru çözmek”ten daha basit gibi görünse de; Annan Planı döneminde olduğu gibi, aralarında, Erdoğan’a hakaret edebilecek cesareti kendisinde bulabilecek noktaya gelenler de yok değildir!
-*-*-
Efendim Annan Planı’ndan bu yana 20 yılı aşkın süre geçti ve Erdoğan “özellikle Derin Devlet yapılanmasında” çok daha güçlenmiş durumdadır!
Kıbrıs’ta da 2004’e kıyasla Tatar ve UBP ile birlikte, bunların eklentilerine ne isterse yaptırabilirdir!
Bu saptama doğru mu?
Doğrudur çünkü apaçıktır!
-*-*-
Ama yine de, gerek Türkiye’de, gerekse Kıbrıs’ta gerçekten kardeşlik, barış, çözüm, birlikte daha mutlu yaşamak hedefleniyorsa; toplumun ya da toplumların, Amedspor’un adını ya da Savunma eski bakanı – Genel Kurmay eski Başkanı Hulusi Akar’ın bir milletvekilini Kürtçe “Vara vara” (Gel, gel) diyerek çağırmasını neredeyse vatana ihanet olarak değerlendirebileceklere çok dikkat etmek kaçınılmazdır!
-*-*-
ELAM mı?
Dediğim gibi, ELAM, Türkiye ve buradaki bu grupların yanında, kesinlikle sadece ve sadece testi oyunu oynayan folklor ekibi gibidir!
ELAM’ın yapabileceği, bunların verebileceği tehlikeyle kıyasladığımızda, oyunun sonunda içlerinden birinin testiyi yere vurup kırması kadardır!
Ama bunlar, savaş bile çıkarabilirler!
Haaa askere de gitmemiştir çoğu!
Bedelliden yırtmış veya sahte bir engellilik uydurmuştur ki o da ayrı bir mesele!
-*-*-
Kısacası, bunların neredeyse tamamı, ister Güney ister Kuzey Kıbrıs’ta isterse Türkiye’de olsun, aslında korkak…
Neyse, yerim kalmadı, cümleyi bitiremedim…
Türkiye siyasetinde şu anda pek de anlamadığım bir nedenle “turp” tartışması var… Karşılıklı olarak “turp”laşıyorlar… Turp! Çok küçük yaşlarımda ki 1974’teki pis savaştan öncesidir, yani 0- 7 yaş durumlarındaydım, dedem, evinin bahçesinde, bir metreye bir metre kadar bir toprağı bana “al burası senin” diye vermişti… Hayatımdaki ilk toprağım! Bir daha da başka toprağım olmadı! Bir küçük hartuç içerisinde de tohumları elime tutuşturarak, “ek!” talimatını eklemişti… Ektim! Her gün suladım hatta dedemin verdiği bir miktar silargayı (tavuk boku, affedersiniz) ellerimle gübre diye tarlama serptim… Bekledim, bekledim, ilk yeşil noktayı gördüğümde ve akabinde büyümeler başladığında, sonra bir böcek yaprakları delik deşik ettiğinde farklı farklı heyecanlar yaşadım… Sonuçta nefis turplarım çıktı… Onlarca hem de! Hayatımın ilk üretimiydi turp… Zaten sanırım o günden sonra başka da bir şey ekmedim… Çiçek hariç… Ve o gün bu gündür, markete her gidişimde, turp görürsem mutlaka alırım ve tüketirim… Benim için çok değerli viski mezesi de olan turpun bir gün Türk siyasetinin zirvesinde tartışılacağını bilmezdim…