1. YAZARLAR

  2. Serkan Soyalan

  3. Güller Diyarı Isparta  
Serkan Soyalan

Serkan Soyalan

Güller Diyarı Isparta  

A+A-

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte vardık Isparta’ya, aracımızla ilerlerken hafif bir serinlik çarptı yüzümüze.

Isparta’nın dağlardan şehrin içine içine süzülen ince bir rüzgâr, gül bahçelerinin arasından geçerken havaya tarifsiz bir koku bırakır.

İşte o an, bu şehrin neden “Güller Diyarı” olarak anıldığını anlamak zor değildir.

Isparta, kokusuyla, sessizliğiyle ve geçmişten gelen hikâyeleriyle yaşayan bir şehirdir.

***

Isparta’nın sokaklarında yürürken aslında sadece bugünü değil, binlerce yıllık bir geçmişin izleri arasında yaşarsın.

Bu topraklar, bir zamanlar Pisidya bölgesinin kalbi olarak sayılıyordu.

Antik çağlarda “Baris” olarak bilinen bu şehir, nice medeniyetleri ağırladı.

***

Tarihi sokaklarda oturup hahvemi yudumlarken düşünüyorum; Aynı topraklarda Hititler yürüdü, Romalılar geldi ve burada şehirler kurdu, Selçuklularla inançlar değişti, minareler yükseldi.

Zaman değişti ama Isparta’nın ruhu hep aynı kaldı: sakin, derin ve kendine has.

Osmanlı döneminde şehir, ince dokunmuş halıları ve mis gibi kokan gül yağlarıyla ün saldı.

O gül kokusu, yüzyıllardır bu topraklardan yayılmaya devam ediyor.

***

Burada konuştuğum yerli halk, “Isparta’ya yukarıdan bakabilseydin, dağların ortasında saklanmış bir cennet görürdün. Sanki Tanrı, bu şehri korumak ister gibi etrafını dağlarla çevirmiştir” diyor, Güller Diyarı Isparta için. Öylesine seviyorlar yaşadıkları şehri...

***

Barla Dağı’nın heybeti, karşısında uzanan Eğirdir Gölü’nün dinginliğiyle birleşir.

Gölün yüzeyi bazen öyle durgundur ki, gökyüzü ile bütünleşmiş gibi gözükür.

Sabahın erken saatlerinde vardık göl kıyısına...

Suyun hafif dalga sesi, uzaktan gelen kuş cıvıltıları ve serin hava sardı içimizi… İnsan burada zamanın yavaşladığını hissediyor.

Ve dilden dile, nesilden nesile anlatılan hikâye:

“Zamanın birinde Eğirdir’de yaşayan bir bey, eşi ve çocuklarıyla birlikte Sivri Dağı eteklerinde avlanmaya çıkar.

Bey orada bir geyik görür, okunu gerer ve geyiğe atar. Ancak ok geyiğe değil, arkada bulunan kayaya saplanır. İşte tam bu noktadan sular fışkırmaya ve çoğalarak akmaya başlar.

Beyin çocuğu bu suya kapılır ve boğularak ölür.

Bey, hanımının yanına koşar ve çocuğun boğularak öldüğünü bildirir.

Hanım dalmış, elindeki tenkerekiyle yün eğirmektedir.

Bey daha da bir isyankâr tavırla; ‘Hanım, hanım! Çocuğu su aldı götürdü, sen hala elindekini eğirir durursun. Eğirdur bakalım’ der.

Böylece Eğirdir ismi ilk defa söylenmiş ve bu yöreye verilmiş bir isim olarak kalmıştır.”

***

Sonraki durağımız Kovada Gölü oldu. Bu gölün etrafındaki ormanlarda ise bambaşka bir dünya vardır. Ağaçların arasından süzülen ışık, toprağın kokusuyla birleşir.

Her adımda doğanın içinde biraz daha kaybolursunuz hissi verir..

***

Ve tabii ki… gül bahçeleri.
Gül mevsimi Mayıs ayı...

Isparta’ya giderseniz, sabahın ilk saatlerinde kadınların elleriyle tek tek topladığı gülleri görürsünüz. Toplanan her gül, bir emeğin ve geleneğin parçasıdır.

***

Isparta’da hayat aceleyle değil, ağır ağır akar.

İnsanlar konuşurken bile bir sakinlik vardır.

Sofralarda sohbetler uzar, yemekler yavaş yenir.

***

Şehir, modern hayatın içinde olsa da köklerinden kopmamıştır.

Köylerde hâlâ eski gelenekler yaşar, yaylalarda yörük kültürü hissedilir.

***

isparta-2.jpg

Anamas Dağı’na çıktığımızda ise sert bir rüzgâr karşıladı bizi.

Bu dağa neden Anamas Dağı denildiğine dair de efsaneler vardır.

Birincisi, Aksu İlçesi'nin ilk adı olan Anamas'da vaktiyle fakir bir ailenin oğlu, anasının yanlış telkinlerine kapılarak küçükken yumurta ve tavuk hırsızlığına başlamıştır. İşi gitgide büyüterek korkulur bir eşkıya olmuştur. Yol keser, haraç alır, her türlü pislikleri yapmaya başlamıştır.

Nihayet devletin güvenlik güçleri tarafından yakalanmış, yaptıklarının cezası olarak idam cezasına çarptırılmıştır.

Tam asılacağı sırada son isteği sorulmuş, abdest almış, iki rekat namaz kılmış ve ellerini göğe kaldırarak; ‘Yarabbi, bu işlerde benim günahım yok. Beni bu kötü yollara anam öğütledi. Beni asma anamı-as’ diye yalvarmaya başlamış.

Derken adamı asmayla görevlendirilen memurlar, delikanlının yaşadıklarını dinlemişler ve onu asmaktan vazgeçmişler.

İkinci rivayet ise şöyle:

Çok eskiden bu dağda bir zengin ağa yaşarmış. Astığı astık, kestiği kestikmiş.

Ağanın adamları, sürüleri, sürülerine bakan çobanları varmış.

Çobanlarından biri özü sözü doğru, yağız bir delikanlı imiş.

Delikanlı, ağanın kızına aşıkmış.

Yıllarca "Ben bir çobanım, o ağa kızı" diye aşkını içinde saklamış. Ama bir zaman gelmiş dayanamamış "Ana" demiş. "Bana ağanın kızını isteyeceksin"

Anası önce korkmuş, çekinmiş ama oğlunun solan yüzüne dayanamamış, gitmiş kızı istemiş.

Meğer kız da çobanı severmiş.

Ağa, kızının hatırı için çobanın dileğini hoş görmüş.

Demiş ki "Kızımı veririm, ama, koyunlarımı bir gün susuz bırakacak, ertesi gün göl kıyısına götüreceksin."

Çoban memnuniyetle kabul etmiş.

Ağanın dediği gibi sürüyü susuz bırakıp, göle götürmüş.

Tam yaklaştıklarında başlamış kaval çalmaya. Bütün koyunlar ve kuzular durmuşlar.

Kavalın sihirli sesi onları büyülemiş, suyu görmez olmuşlar.

Yalnız içlerinden biri kendini sudan alamamış.

Binlerce başlık sürüdeki bir koyun yüzünden de ağa: "Olmaz" demiş.

Bir daha denemişler yine olmamış.

Üçüncüsünde inatçı koyun da, kavalın nağmesine uyup su içmemiş.

Bu defa ağa: "Bir kere daha dene" deyince çoban kızmış ve "Anamı assalar bu kızı almam" demiş ve vermiş kendini dağa.

Bir daha ne gören olmuş, ne sesini duyan.

"Anamı assalar" sözü de yıllarından bugüne değişerek “Anamas” olmuş.

***

Her ne kadar rivayet olsa da, hüzünlü hikâyeleri anlatıp durduk birbirimize.

Isparta, büyük şehirler gibi bağırmaz. Ama dikkatle bakarsan sana çok şey anlatır.

Isparta’da efsaneler bitmez.

Ancak bize ayrılan sayfanın sonuna geldik, Isparta’dan izlenimlerimizi sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz.

Gül kokusunda, huzurlu günler dilerim...

isparta-3.jpg,

isparta-4.jpg

Bu yazı toplam 460 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar