1. YAZARLAR

  2. Ünal Fındık

  3. Güç Dengesi Değil, Güç Otoritesi
Ünal Fındık

Ünal Fındık

Güç Dengesi Değil, Güç Otoritesi

A+A-

İkinci dünya savaşından sonra oluşan iki kutuplu dünya koşullarında dünyamız güçler dengesi üzerine oturuyordu.

Bir yanda kapitalist sistem, öte yanda da sosyalist sistem vardı. Bu iki sistemin başını da ABD ve Sovyetler Birliği çekiyordu.

Bu iki ülke asker ve silah gücü bakımından diğer ülkelere göre çok öndeydiler. Bu ülkeler öteki silahlar ve füzeler yanında nükleer silahlara da sahiptiler.

Soğuk savaş yılları olarak tarihe geçen bu dönem silahların gölgesinde sağlanan denge ile ayakta duruyordu.

Bölgesel savaşlar oluyor ama dünyayı yok edecek bir 3. üncü dünya savaşından kaçınılıyordu.

Bu denge 1989 yılında Berlin duvarının yıkılmasının ardından sosyalist sistemin çökmesiyle ortadan kalktı.

1990’lı yıllarla başlayan bu yeni dönem “Yeni Dünya Düzeni” olarak isimlendirildi.

Yeni Dünya Düzeni güçler dengesine değil, güçlülerin güç kullanmayacağı, barışın, demokrasinin ve farklı ülkelerin karşılıklı saygıya dayalı ilişkiler kuracağı yeni bir dünya düzeni olacaktı.

O günlerden bu yana 35 yıl geçti. Bu 35 yıl içinde teknoloji hızla gelişti. Bu sayede dünya da hızla değişime uğradı.

Soğuk savaş yıllarında ve ondan önceki yıllarda da dünya elbette değişiyordu.

Dünya kurulduğundan bu yana değişim hiç durmadan sürdü. Hala da sürüyor. Değişim her an, her saniye, her dakika vardır. Ama bizim bunu anlamamız ve algılamamız için bir zaman geçmesi gerekir.

Bu zaman yıllar önce, eski yıllarda birkaç on yıllar hatta belki daha fazla idi. Teknolojinin gelişimi ile bu süre giderek kısaldı. Önce birkaç yıl, sonra birkaç ay, sonra da birkaç güne kadar geriledi.

Şimdi artık birkaç saat içinde değişimi fark edebilirsiniz. Değişim o kadar hızlı oluyor ki artık insanın başını döndürüyor.

İşte bu yeni dönemde artık kimse yeni dünya düzeninden bahsetmiyor. Bunun yerine hemen herkes ben, ya da benim ülkem bu yeni dönemden ne fayda sağlar diye bakıyor.

Yeni dönemin en önemli özelliği güçlü olanın istediğini dayatmasıdır. Güçlü olanın bütün dünyaya ayar vermeye çalıştığı, herkesi hizaya getirmeye ve istediğini alma hakkı olduğunu göstermeye çalıştığı yeni bir dönemdir.

İsrail’in Gazze’yi işgali ve soykırım uygulaması, Rusya’nın Ukrayna’nın kendine ait olduğunu iddia ettiği toprakları işgal etmesi bu yeni dönemin ilk işaretleridir.

Dünya barışını sağlamakla görevli BM her iki konuda da sınıfta kaldı. Çünkü bir yanda arkasına ABD, İngiltere ve Fransa gibi veto sahibi batılı Güvenlik Konseyi ülkelerini arkasına alan İsrail, öte yanda da veto sahibi GK üyesi Rusya ve müttefiki Çin var. Böylece BM buralarda çaresiz kaldı.

Geçtiğimiz hafta sonu ABD’nin Latin Amerika ülkesi Venezuella’ya yaptığı operasyon ve ardından Trump’ın “bu ülkeyi artık biz yöneteceğiz” açıklaması yepyeni bir döneme girdiğimizin ilk işareti oldu.

Trump dünyanın en çok petrol rezervleri bulunan ülkesi olan Venezuella’yı kendilerinin yöneteceğini, petrolü de Amerikan petrol şirketlerinin çalıştıracağını söyledi. 

Venezuela petrolü ilk olarak 1976'da millileştirildi ve ulusal petrol şirketi kuruldu. Bundan sonra da Devlet Başkanı Hugo Chavez yönetiminde 2007 yılında yabancı şirketlerin varlıkları millileştirilerek bu süreç derinleştirildi. Böylece üretim sahasının kontrolü tamamen devlete geçti.

Hugo Chavez’in 2007 yılında millileştirdiği yabancı şirketler Amerikan petrol şirketleriydi. Bu nedenle Trump Venezuella petrolünün aslında kendilerinin olduğunu iddia ediyor.

ABD’nin devlet başkanı Maduro ve eşini kısa süren ve içeriden desteklendiği açık olan bir operasyonla kaçırarak ABD’ye götürmesi ve güya ABD mahkemelerinde yargılamaya başlaması akıl almaz bir gelişmedir.

Böylece güçlü ülkeler artık beğenmediği ülke liderini yargılamaya, mahkum etmeye ve o ülkeye, o ülkenin doğal kaynaklarına çökmeye hak sahibi oluyorlar.

Rusya Ukrayna’da benzerini yaptığı için ABD’nin Venezulla’yı işgali “uluslararası hukuka aykırı ama kendi ulusal çıkarlarına uygun olduğu için haklı” bulduğunu açıkladı.

Sonuç olarak dünya artık güçlünün istediğini elde edeceği yeni bir döneme doğru gidiyor. Bu yeni dönem bence “Güç Otoritesi” olarak nitelenebilir. Güçlü olan dünyayı istediği gibi yönetecek.

Elbette bu süreç henüz çok yenidir. O nedenle gelişmeleri takip ederek, dünyamızın nereye doğru gideceğini hep birlikte göreceğiz.        

Bu yazı toplam 599 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar