Geçmişin ve Bugünün Esiri Olmadan Yarını Kuralım…
BM Genel Sekreteri’nin (BMGS) kişisel temsilcisi Holguin Kıbrıs sorunu çözüm süreci ile ilgili olarak son günlerde Kuzey ve Güney medya mecralarında yapılan yayınların dezenformasyon olduğunu söyledi. Buna dair birçok yorumlar yapılabilir; ancak aynı açıklamasında Kıbrıs halklarına “Zor bir geçmişin esiri olmayın” sözleri hiç de yabana atılabilecek değil.
Holguin, aslında BMGS’nin raporlarında sıklıkla geçen “Adanın bugünkü statükosunun sürdürülebilir ve kabul edilebilir olmadığı” cümleciğini de tekrarlayarak, “Zor bir geçmişin ve bugünün de kabul edilemez ve sürdürülemez statükosunun esiri olmayın” deseydi Kıbrıs’ın iki tarafında dezenformasyon yayan statükoseverleri en hassas yerlerinden vurmuş olacaktı…
Adanın iki halkı da geçmişte çok zor günler yaşadı; öldü-öldürdü, göç etti – göç ettirdi, malını-mülkünü ve insanlarını kaybetti… Ancak, o zorlu geçmişten vardıkları bugün daha kolay değil… Kıbrıs Rum tarafının statükoseverleri belki adanın yarıya yakınında yönetişim erkine sahip olmadıkları halde adanın tamamını yönetiyor gibi bir uluslararası statüye sahibi olmanın keyfini, maddi kazanımlarının tadını çıkarıyor olabilirler. Ancak, sanal bir alemde yaşadıklarını ret ve inkâr etseler dahi, son dönemde üçüncü taraflarla yaptıkları askeri yakınlaşma ve antlaşmalar bugün de zor koşullar altında olduklarının açık gerçeğidir. Ekonomileri istikrarlı ve güçlü olabilir ve bunu Kıbrıslı Türklerle paylaşmayı zül gibi görebilirler… Ama, örneğin Türk askeri tankları hiçbir girişimde bulunmadan sınır boyunca sakin sakin sadece bir gidip gelse ve gerekçe olarak da “Tankların aküsü oturmasın” diye hareket ettirdiklerini açıklasalar Güney turizmi derin yara alır, hasar görür…
Milli duygu ve şoven söylemlerle adanın Yunanlaşması vizyonuna sahip olduğunu söyleyen Kıbrıslı Rum statükoseverler azınlık statüsünü kabul etmedikçe Kıbrıslı Türkleri dünyadan soyutlamak için her yolu mübah görüp, uluslararası siyaseti de baskı ve tehditlerle etki altına aldığı algısı ile bugünkü yaşamlarını zor koşullarda olmadığını düşünebilirler… Ama Holgujin ne dedi?! “Bugünün hızla değişen ve çalkantılı dünyasında statüko artık bir güvenlik garantisi değildir: çözüm artık daha da acil hale gelmiştir”. Bugünlerin Kıbrıslı Rum statükoseverlerine diplomatik bir ihtardır bu sözler…
Gelelim Kıbrıslı Türk statükoseverlere; Kıbrıslı Türklerin geçmişte yaşadığı zorluklar üzerinden siyaset yapan ve bugünleri kutsayan statükoseverlerimize… Bugün Kuzey Kıbrıs halkının zor şartlar altında olmadığını söyleme cesaretleri yok; Kıbrıslı Rum statükoseverler gibi milli duygulara şoven söylemlerle hitap ederek “Hayatta olduğunuza dua edin” demeye getiriyorlar… Elbette ki, faşist Kıbrıslı Rum milisler ile faşist Yunan askerlerinin 15 Temmuz 1974 darbesi sadece onlardan olmayan Kıbrıslı Rumlara bir saldırı ve tehdit değildi; sevmedikleri Kıbrıslı Rumları ‘Hallettiklerinde’ hiç sevmedikleri Kıbrıslı Türklere yöneleceklerini söylemek tutarsız bir öngörü olamaz…
Ve 1974 yazından hayatta kalanlarımız Kıbrıs’ın kuzeyinde toplandık. Hayat artık zor olmayacak sandık… Kuzey Kıbrıs’ta oluşturulan statükonun ‘Sevenleri’ kendileri için öylesine “güzel” bir düzen yarattılar ki, kendileri dışındakilerin çektiği eziyeti göremediler… Ve bu tarz ile bugüne geldik, bugünü yaşıyoruz… Nüfus kaç bilinmez… Türkiye’den olsun, üçüncü ülkelerden olsun nitelikli insan kaynağının Kuzey Kıbrıs’a gelmesine, yerleşmesine, çalışmasına, yatırım yapmasına kimsenin itirazı olmaz ama yok da hırsızı, katili, sapığı, dolandırıcısı, dilencisi, sahtekarı, kabadayısı, mafyası, tetikçisi, haraç toplayıcısı ve dahi her türlüsünde ve hiç de bu adadada yaşamadığımız türden cürüm işleyenleri KKTC’nize yığacaksınız?! Türk askeri bizi dış tehlikelere karşı koruyor; iç tehlikeler?! İç güvenlik diye bir şey kalmadı… Üniversitelerimiz bir başarı hikayesi idi; Türkiye’den hormonlayarak gönderdikleri üniversiteler sahte diplomalarla ve emek ve insan kaçakçılığına alet olmakla sektörün itibarını içerde ve dışarda yer ile yeksan etti… Kıbrıslı Türk kimliğini oldu-olası hiç sevmediler ve hep değiştirmeye çalıştılar… Yeterince Türk ve yeterince Müslüman değilmişiz diyerek bir dönem her yere Atatürk büstü, sonraki dönem her yerleşim yerine camii yaptılar… Yetmedi, kuran kurslarını yasalara rağmen sürdürdüler, olmadı okullarda şeriatçı görüntüyü ve uygulamaları kabul ettirmek baskısını yaptılar… “Beğenmiyorsan git buradan” dediler; hacı-hocalar Cumhurbaşkanlığı (CB) seçimlerimize de karışarak fetva verdi… “Sizi biz kurtardık” dediler; aslında bizim onları kurtarmış olduğumuzu hiç düşünmeden…
İş hayatına egemen oldular… Libya’da Bingazi şehrini imar eden müteahhitlerimiz Kıbrıs’ta Türkiyeli müteahhitlere taşeron oldu… Süpermarketlerimiz Türkiye’den hormonlanarak gönderilecek süpermarketler tehdidi altında… Kontrol altına alınamayan enflasyonist TL Kuzey Kıbrıs ekonomisini perişan ediyor; istikrarlı para biriminde muhasebeye geçmek bile olamıyor. Ve en kötülerinden biri de, bugünlerin hükümetinin Kıbrıslı Türklerin 1963’ten beri yaşadığı en kötü, siyasi ve mali ahlak açısından en tartışmalı, kendi iç yapısında en kaotik hükümet olması ama bu hükümetin Kuzey Kıbrıs insanına rağmen görevde kalmayı sürdürmesinin Türkiye tarafından sağlanması…
İçerde can ve mal güvenliği yok, Kıbrıslı Türk kimliği saldırı altında, ekonomi yerlerde sürünür, eğitim perişan, yöneten siyasetin kalitesi kendinden menkul ve fakat bugünün statükoseverleri “Statüko devam etsin” diye BM’nin son dönemde aldığı inisiyatifi baltalamak için, KKTC halkını korkutmak amacıyla geçmişin zor koşullarından dem vuruyor; Holguin de “Geçmişin esiri olmayın” diyor. Kuzey Kıbrıs insanının bugünü statükoseverler tarafından esir alınmıştır. Kurtuluş Kıbrıs sorununun BM Ölçütlerinde çözümündedir; bunun için de müzakereler, Kıbrıslı Türk ve Rum statükoseverlere rağmen başlamalıdır. Kıbrıslı Rum lider sütten çıkmış ak kaşık değildir; Kıbrıslı Türk lider üçüncü taraflarla birlikte onu “Hizaya getirmek” başarısını gösterebilecektir.
Ne geçmişin, ne de bugünün esiri olmadan, geçmişte yaşanan zorluklar üzerinden bugünümüzü de esir alan, yarınımızı kurtarmamıza engel olmaya çalışan statükoseverlere rağmen geleceğimizi kotarmalıyız, kurmalıyız. Yaşamın her yolunda sürdürülebilir bir yapı ve yapılanma ile geleceğimizi şekillendirmeliyiz. Dünde yaşadığımız zorluklar, bugünde yaşadığımız zorluklarla birlikte özellikle Kıbrıslı Türklere bu adada yaşamayı zül eden koşulları ortadan kalındırmalıyız. Gençlerimiz yurtdışına gider, gelmek istemez; gelir, kalmak istemez… Adada kalan gençlerimiz kalmak istemez… Nitelikli genç beyin ve emek göçü veriyoruz; bu dünün zorluğu değil, bugünlerin zorluğudur.
Artık bu Kıbrıs sorunun çözümünde bir gelişme olsun, BM’nin inisiyatifi CB Erhürman’ın da marifetiyle bir sonuç üretsin; bu adada can ve mal güvenliği içinde, Kıbrıs Türk kimliğimizle, örf-adet ve geleneklerimizle zorlanmadan yaşayalım… Geçmişin zorluklarının esaretinden kurtulduk, bugünün zorluklarının esaret zincirlerini kırma zamanıdır…






