Borçlu halk, borçlu devlet sarmalı derinleşiyor
Ülkemizin en önemli sorunları arasında ekonomik sorunlar en başta gelmektedir. Ekonomik sorunların içinde enflasyon ve hayat pahalılığı önemli yer tutmaktadır. Halkın en büyük derdi pahalılık olduğu halde, Hükümet, hayatın ucuzlaması için yeterli tedbirler almamaktadır.
Maaşlar, emekli maaşları ve asgari ücret, pahalılık nedeniyle kısa sürede erimekte, çalışanların satın alma gücü düşmekte, borçları artmakta ve geçim derdi büyümektedir. Kredi kartı borçları ve tüketici kredileri borçlarının artması da bunu göstermektedir. Birde buna, hayat pahalılığının dondurulması veya eksik verilmesi çabalarını eklediğimiz zaman, yoksullaşma daha da artacaktır.
Hayat pahalılığının dondurulması veya eksik verilmesi, satın alma gücünün düşürecek, tüketimi azaltacaktır. Gelecek olan zamların etkisiyle de, ülkemiz daha da pahalılaşacak ve tüketimin güneye kayması hızlanacaktır. Piyasamızın pahalı hale gelmesi, güneye gelişleri de günden güne azaltmakta ve bu da devlet gelirlerini olumsuz etkilenmektedir.
Ticaret Odası Başkanı da, kuzeyden güneye ticaretin kaymasının rakamsal boyutunun 2 milyar Euro civarında olduğunu belirtmiştir. Bütün bu gelişmeler, Maliye’nin elde ettiği KDV ve fon gelirlerini de azaltmakta ve Maliye’nin borçlanmasını günden güne artırmaktadır.
Öte yandan, bölgemizdeki savaştan dolayı artan petrol fiyatları ve yapılan akaryakıt zamları, halkın ve sektörlerin maliyetlerini artırmakta, piyasadaki mal ve hizmet fiyatları daha da pahalı hale gelmektedir.Bu bağlamda, Hükümet, hayat pahalılığını eksik verme niyetinden ve Komitedeki yasa tasarısından vazgeçmelidir.
Bütün bu olumsuz gelişmeler ve ekonomik tablo ışığında, hükümetin borçlanmaları da son sürat devam etmektedir.
KKTC’de, devletin, 2025 yılından 2026’ ya devreden borç tutarı 14,7 milyar TL olarak gerçekleşti. 2026 yılı bütçesi hazırlanırken ise yaklaşık 25,5 milyar TL’lik bir borç, yani bütçe açığı öngörüldü. Kısa vadeli avans ve devlet iç borçlanma senedi stoku da, Nisan sonu itibarıyla yaklaşık 22 milyar TL’ye ulaştı.
Geçtiğimiz hafta ise, Maliye’ nin 5 milyar TL’lik borçlanma hedefiyle ihaleye çıkıldı, ancak bu rakam 7,8 milyar TL seviyesine ulaştı. Bunun nedeni, kamu maliyesinin aylık yükümlülüklerini karşılamak yanında, daha önce alınan kısa vadeli borçların geri ödenmesinde kullanılmak içindi. Sadece, bunun için 4,7 milyar TL kullanıldı.
Öte yandan, Maliye Bakanının açıklamasına göre, Bütçe gelirlerinde, 2026 yılının ilk üç ayında, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 33,5 oranında artış sağlanmasına rağmen, beklentinin yaklaşık yüzde 6 altında gerçekleşti. Bu da yaklaşık 2 milyar TL’lik bir gelir açığı yarattı.
Maliye Bakanının yaptığı açıklamalardan öğrendiğimiz kadarı ile, bütçe dengesini sağlamak amacıyla bazı gider azaltıcı ve gelir artırıcı adımlar atıldı.
Bu kapsamda, bütçe ödeneklerinden yüzde 10 kesinti yapıldı. Bu ödenekler üzerinden yapılan yüzde 10 kesintinin 9 aylık karşılığı 2,8 milyar TL olacak. Ayrıca, bazı projelerden yaklaşık 800 milyon TL’lik kaynak geri çekildi.
Bunlar yanında, dağıtılmamış kurum kazançlarının vergilendirilmesine yönelik düzenlemeden de, yaklaşık 2,5 milyar TL gelir bekleniyor. Banka ve sigorta işlemleri vergisinin kapsamının genişletilmesiyle, yıl içinde yaklaşık 3 milyar TL ek gelir hedefleniyor.
Maliye Bakanı ayrıca, tatil evleri düzenlemeleri, kurumlar vergisi taksitlerinde peşin ödeme indirimi, sözleşmeli tapuların kaydı, KDV denetimleri, yazar kasa-POS uygulamaları ve bazı meslek gruplarında POS cihazı zorunluluğu gibi başlıklardan gelir beklediklerini söyledi.
Netice itibarıyle, Maliye Bakanlığı, alacağı önlemlerle gelir artışı bekliyor. Haziran ayından sonra yeni ilave borçlanma yapılmaması hedefleniyor. Ancak, vadesi gelen borçların ödenmesi için borçlanmanın süreceği anlaşılıyor.Aslında bu tedbirler, geç kalınmış ve yetersizdir.
Elbette ki, Maliye’nin gelirlerini artırması, borçlanmalarını azaltması bakımından önemlidir. Ancak, buradaki esas ve hassas mesele, bu gelirleri artırırken, halka yansıyacak yeni vergi, fon ve harç artışları yapmamaktır.
Nitekim, Hükümet, araç ruhsatı, kayıt işlemleri ve sürüş ehliyetlerine yönelik harçları artırdı. Zira, bu zamlar, hem halkın satın alma gücünü düşürür, hem de enflasyon oranını artırır.
Hükümetin esas yapması gereken, kayıt dışı ekonomi ve pahalılıkla mücadele etmek olmalıdır.Yeni ve ilave vergiler getirmeden, kayıt dışında kalmış gelirleri vergilendirmelidir. Sadece, devamlı olarak dolaylı vergilere yüklenmekle (KDV, fon, harç vb) devlet gelirleri yeteri kadar artmamaktadır.
Dolaylı vergiler kazanç üzerinden değil, harcama üzerinden alındığı için, adaletli vergi de değildir. Adaletli olan, kazanç üzerinden alınan vergiler olan Gelir ve Kurumlar vergisi beyanlarını çoğaltabilmek ve kayıt dışında kalan gelirlerden vergi almak olmalıdır. Bunun için denetimler yapılmalıdır.
Şirketler zarar ederken veya düşük beyanlar verilirken, şirket direktörlerinin servet ve harcamaları artarsa, bu durum mutlaka sorgulanmalıdır. Vergide adalet, ancak, çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi toplamakla sağlanacak, kamu vicdanı rahatlayacak ve devletin gelirleri artacaktır.






