1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Sendikaların kadın bürolarından Kıbrıs’ta eşitlik, barış ve mücadele mesajları…
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518

Sendikaların kadın bürolarından Kıbrıs’ta eşitlik, barış ve mücadele mesajları…

A+A-

Dünya Sendikalar Federasyonu WFTU’ya Kıbrıs’tan üye PEO, DEV-İŞ, KTAMS, KTÖS, KTOEÖS, BES ve KOOP-SEN’in kadın büroları, Dünya Emekçi Kadınlar Günü çerçevesinde bir araya geldikleri çeşitli etkinliklerde Kıbrıs’ta barış, eşitlik ve mücadele mesajı verdiler.

Sendikaların kadın büroları temsilcileri, 3 Mart 2026 Salı günü, EKTAM’da DEV-İŞ’in burada çalışan emekçilerle devam ettirmekte olduğu grev yerine bir ziyaret yaparak,  grev çadırında kadın emekçilerle bir araya geldiler, dayanışmalarını belirttiler…

Burada kısa birer konuşma yapan sendikaların kadın büroları temsilcileri, EKTAM grevindeki kadın emekçilerle dayanışma mesajını vererek Kıbrıs’ta barış mesajı da verdiler. PEO Kadın Bürosu Sekreteri Marina Kuku, grevdeki kadın emekçilere 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün 1850’li yıllardan başlayarak günümüze gelen bir mücadele günü olduğunu, dünyanın her yerinde kadınların sorunlarının benzerlik taşıdığını belirtti ve Kıbrıs’ta eşitlik, barış ve mücadele mesajı vererek dayanışmasını belirtti.

Sendikaların kadın bürolarının temsilcileri, daha sonra grev çadırı önünde grevdeki kadın emekçilerle sohbet ettiler.

 

KAYMAKLI’DAKİ ETKİNLİK…

Dünya Sendikalar Federasyonu’na Kıbrıs’tan  üye olan sendikalardan KTÖS, KTOEÖS, DEV-İŞ ve BES Kadın Büroları temsilcileri, geçtiğimiz Perşembe günü ise (5 Mart 2026) PEO’dan emekli üyelerin oluşturduğu EKYSY’nin Kaymaklı Örgütü tarafından düzenlenen etkinliğe katıldılar.  Omonya Kaymaklı binasında düzenlenen Dünya Emekçi Kadınlar Günü etkinliğinde Dünya Sendikalar Federasyonu WFTU üyesi Kıbrıs'tan sendikaların kadın büroları adına KTÖS’ten Neriman Soral Tayfunoğlu, KTOEÖS’ten Arzu Kurtdereli, DEV-İŞ’ten biz ve BES'ten de Fatoş Anter Kadın Büroları temsilcileri olarak, PEO Kadın Bürosu Sekreteri Marina Kuku’yla birlikte yer aldılar.

Etkinlikte önce EKYSY Kaymaklı Örgütü kadınlar korosu, Dünya Emekçi Kadınlar Günü'ne yönelik ufak bir konser sundu.

Dünya Sendikalar Federasyonu üyesi Kıbrıslıtürk sendikalar adına ise DEV-İŞ Kadın Bürosu Temsilcisi olarak biz de bir konuşma yaparak adamızın üzerinde toplanan savaş bulutlarına dikkati çektik, adanın askeri üslerden arındırılarak askersizleştirilmesinin yıllardır sendikaların kadın örgütlerinin ortak bildirilerinde yer aldığını hatırlattık.

Etkinlikte PEO Kadın Bürosu adına Marina Kuku da, Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nün anlamı ve kadın emekçilerin Kıbrıs'ta yaşamakta olduğu sorunlar hakkında konuştu.

 

BARIŞ VE MÜCADELE MESAJI…

EKYSY’nin Kaymaklı örgütü etkinliğinde yaptığımız konuşmada şöyle dedik:

“EKYSY’den değerli arkadaşlar… Bir kez daha, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle biraraya geldik… Ancak bu kez, Kıbrıs’ın üstünde savaş bulutları toplanmış durumdadır.

Kıbrıs’a bu savaş bulutlarını getirenler, son yüzyıldır adamızda cirit atan aynı güçlerdir: 1950’li yıllarda da, 1963-64 çatışmalarında da ve 1974’teki savaşta da, ariyeten bölgemizde yani Orta Doğu’daki çatışmalarda da rol almış olan güçlerdir bunlar.

Bu emperyalist ve sömürgeci güçler, adamızda, toplumlarımız arasında her zaman “işbirlikçiler” bularak “böl ve yönet” stratejisini seçmiş ve gerek Orta Doğu’daki başka ülkelere karşı Kıbrıs’ı bir sıçrama tahtası olarak kullanmak, gerekse Kıbrıs’ı “taksim” ederek, bölerek kendi askeri üslerini kullanmayı sürdürmek için bunu yapagelmişlerdir.

Kıbrıs’ta barış ve uyum içerisinde yaşayabilmek için adamızın tümüyle askersizleştirilip silahsızlandırılmasını ve üslerden arındırılmasını defalarca ortak açıklamalarımızda bu adanın kadınları olarak talep etmiş olmamız bir tesadüf değildir.

Kıbrıs’taki askeri üsleri yönetenler ve onların “bariya”ları, insan hayatına zerre kadar değer vermiyor, toplumlarımızın acıları, çalışan kadınarımızın her gün karşılaştığı sorunlar, evlatlarımız ve torunlarımızla ilgili başetmemiz gereken günlük mücadelelerimiz onları hiç ilgilendirmiyor. Bu güçler, füzelerinin bir ilkokula vurup masum çocukları öldürmekten de gerçekten etkilenmiyor: Hatta bunun için bir de deyiş icat ettiler ve “collateral damage” yani savaştan kaynaklı bir “yan hasar, sivil zayiat” diyorlar. Ne büyük utançtır bu!...

Toplumlarımızın kayıpları onların umurunda değildir, 1950’li yıllarda, 1963-64’te ve 1974’te toplumlarımızdan insanların göçmen düşmenin büyük acılarını yaşamış olması da umurlarında değildir.

Ben öyle ailelerle tanıştım ki, onlar kendi ülkelerinde bir kez değil, iki kez değil, tam üç kez göçmen olmuşlardı… Evdim Prastyosu’ndan yaşlı bir Kıbrıslıtürk’le röportajımda bana, hayatı boyunca tam üç kez göçmen olduğunu anlatmıştı… Küçücük bir odada hayatını idame ettirmekteydi… Bu odada yatacığı, buzlucuğu, birkaç plastik sandalyesi ve yemeklerini pişirebilsin diye uyduruk bir mutfak bölmeciği vardı, hepsi de tek bir oda içindeydi… Üç kez göçmenlik yaşamasına ve herşeyini kaybetmesine karşın evlatlarını düzgün biçimde yetiştirmiş ve yetiştirdiği evlatlar da en ilerici öğretmenlere, sendika liderlerine dönüşmüş ve bu adada barış, demokrasi ve insanlık onuruyla yaşam için mücadele yürütmekteydiler.

Evlerini, eşlerini, evlatlarını kaybetmiş pek çok kadın tanıdım, bu kadınlar bu topraklarda hayatta kalmak için çok ama çok çalışmak zorunda kalmışlardı… Son yüzyıl içerisinde Kıbrıs’ı batmayan bir uçak gemisi olarak kullanmakta olan çevreler için böylesi öykülerin herhangi bir önemi olmadığından eminim…

Ancak tam da öğrenmekte olduğumuz bu öykülerdir ki, yurdumuzu daha da çok sevmemize yol açarlar… Bu öyküler, geçmişte birlikte yaşayıp daha iyi bir hayat için birlikte mücadele etmiş olan toplumlarımızın öyküleridir…

Göçmen olmaya, ayrı durmaya, birbiriyle konuşmamaya, işbirliği yapmamaya zorlanmış insanlarımızın öyküleridir bunlar – böylece bu adayı bu şekilde bölebileceklerdi…

Bu öyküler, barış için umut ve adamızın yeniden birleştirilmesi için mücadele öyküleridir.  Toplumlarımızın bölünmesine karşı direnişlerin ve birbiriyle iletişim kurmaya çalışanların öyküleridir… Çatışmalarda, savaşlarda dahi birbirinin hayatını kurtarmaya çalışan, birbirini evlerinde saklayan veya tehlikeler hakkında birbirini uyaran ya da öteki topluma mensup bir komşularına veya bir arkadaşlarına zarar vermek isteyen kendi toplumlarından insanlara karşı çıkanların öyküleridir bunlar…

Yurdumuz yalnızca taştan, topraktan, dağlardan, tepelerden, denizden ve gökyüzünden, ovalardan ve yollardan ibaret değildir. Yurdumuz insanlardan ibarettir, toplumlarımızdan ibarettir. İşte bu nedenle insanlarımıza dair bu öykülerdir bizi birleştiren ve yurdumuzu daha da çok sevmemize yardım eden…

Böylesi öyküler, bu toprakları yöneten elitler ve onların işbirlikçileri için önemsizdir ama bizim için herşeydir: Çünkü bunlar gerçek yaşam öyküleridir ve birbirimize kuşku, nefret ya da korkuyla bakmak yerine, birlikte mücadele ederek barış ve daha iyi bir gelecek için evlatlarımızı büyütmemizi, birleşmiş, askersizleştirilmiş, silahsızlandırılmış bir ülkede karşılıklı anlayış ve empati içinde yaşama umudumuzu temsil ederler…

Tüm dünyadan kadınların bu mücadele günü gibi anlamlı bir günde, yurdumuzda barış, adamızın birleştirilmesi, daha iyi anlayış ve hem kadınlar, hem erkekler, hem de bu yurdun çocukları için etnik kökenlerine ve konuştukları dile bakılmaksızın insanlık onuruyla bir hayat kurma kararlılığımızı tekrar dile getirelim…

Bu mücadelede elele tutuşarak daha iyi bir geleceğe doğru yürüme kararlılığımızın altını çizelim. Eğer birlikte olursak, evlatlarımız için barış içinde bir ada kurmaktan hiçbir güç bizi alıkoyamaz…”

sayfanin-ustune-saga-s-16-peo-kadin-burosu-sorumlusu-marina-kuku-ile-etkinlikte-baris-mesaji-verdik.jpg

PEO Kadın Bürosu Sorumlusu Marina Kuku ile etkinlikte barış mesajı verdik...

sayfanin-ustune-s-17-ekysynin-kaymakli-etkinliginden-gorunum.jpg

EKYSY'nin Kaymaklı etkinliğinden görünüm...

sayfanin-altina-s-16-sendikalarin-kadin-burolari-ektam-grevinde-yer-alan-kadin-emekcilere-gecen-hafta-bir-ziyaret-yaparak-dayanisma-belirtmisti.jpg

Sendikaların kadın büroları, EKTAM grevinde yer alan kadın emekçilere geçen hafta bir ziyaret yaparak dayanışma belirtmişti...


***  2009’DA KADINLARIN ORTAK DEKLERASYONU’NDAKİ TALEP…

“Tümüyle askersizleştirilmiş bir ada istiyoruz… Dıştan müdahalelerin mümkün olamayacağı bir adada yaşamak istiyoruz…”

26 Eylül 2009’da Pervolya’da PEO tesislerinde bir araya getirmiş olduğumuz DEV-İŞ ve PEO Kadın Büroları üyeleri atölye çalışmaları sonunda ortak bir deklerasyon yayımlayarak çözüm önerileri geliştirmişler, toplum liderlerine bir çağrı yapmışlardı. Bundan tam 17 sene önce yapılan ve zaman zaman sendikaların kadın bürolarının etkinliklerinde başka ortak deklerasyonlara ve konuşmalara da yansıyan bu çağrı hala geçerlidir ve her zamankinden daha acildir… O günlerde emekçi kadınlarımızın çağrısında şöyle denilmişti:

***  İki toplum lideri arasında yürütülmekte olan yeni müzakere sürecini destekliyoruz ve onların BM’in ilgili kararları ve AB normaları uyarınca, tek egemenliğe, tek yurttaşlığa ve tek uluslararsı kimliğe dayalı, iki toplumlu, iki bölgeli, siyasi eşitliğe dayalı federal bir çözüm bulmalarını istiyoruz.

***  Çocuklarımızın mevzilerde elde silah birbirlerine karşı cepheleşmeyecekleri, tümüyle askersizleştirilmiş bir ada istiyoruz. Dıştan müdahalelerin mümkün olamayacağı bir adada yaşamak istiyoruz.

***  Avrupa Birliği’ne çözüm sürecine daha aktif bir ilgi göstermesi ve iki toplum liderine aktif biçimde yardımcı olması çağrısında bulunuyoruz

***  Yeni bir federal çözüm yaratırken, iki toplum liderine bu yeni yapıda toplumsal cinsiyet eşitliğiyle ilgili sorunların aktif biçimde ele alınıp çözümlenebileceği, kadınların bilgi ve becerilerinin yaşamın tüm alanlarında daha görünür olacağı ve cinsiyet eşitliğinin tam olarak uygulanabileceği toplumsal cinsiyet eşitliği mekanizmaları yaratmaya çağırıyoruz.

***  Kadınlar savaş suçlarının ilk kurbanlarıdır, gerek 1963’te toplumlararası çatışmalar, gerekse 1974’teki savaş bunu yeniden teyit etmiştir. Her iki toplumdan da kadınlar böylesi savaş suçlarının kurbanı olmuşlar ve bunun sonucunda yaşadıkları travmalar da tüm yaşamlarında belirleyici olmuştur.

***  İşte bu da, kadınlar olarak bizlerin güvenlik koşullarının hakim olacağı barışçıl bir ülke için mücadele nedenlerimizden biridir. İki toplum liderini savaş kurbanlarını desteklemeye çağırıyoruz. Böylesi savaş suçlarının cezalandırılmamış olması, savaş kurbanlarının yaralarının iyileşmesini önleyici bir faktördür – savaş suçu işlemiş olanların cezalandırılarak kamu yaşamından dışlanmasını talep ediyoruz.

***  Liderlerimizi toplumlarımızı ayıran değil birleştiren sistemler yaratmaya, ırkçılığa, cinsiyetçiliğe, yabancı düşmanlığına ve şovenizme yönelik suçlardan sorumlu tutularak böylesi suçların cezalandırılacağı ve gelecek çatışmaların önleneceği sistemler yaratmaya çağırıyoruz.

***  İki taraf arasındaki geçişleri rahatlatmak üzere gerek yayalar, gerekse araçlı geçişler için yeni geçiş noktaları açılmalıdır

***  İki toplum arasında daha iyi iletişim ve karşılıklı anlayışa katkıda bulunacak daha etkin önlemler alınmalıdır (Örneğin Rumca ve Türkçe öğrenimi için tüm gerekli altyapıların sunulması, kitle iletişim araçlarındaki ikitoplumlu programların artırılması, toplumlarımız yararına çeşitli konularda işbirliğinin artırılması gibi..)

***  İki toplum lideri tarafından ortak toplumsal cinsiyet eşitliği projeleri ile başka grupların ortak projeleri teşvik edilmelidir…

Bu yazı toplam 378 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar