Doktorları itibarsızlaştırmak ve kırmızı çizgimiz!
Neden doktorlar itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor?
-*-*-
Yani, bu ülkede işini yapmayan veya kaytaran doktor mu var?
Varsa sorumlusu devlettir!
Bence yoktur!
-*-*-
Sistemde elbette aksayan çok şey olabilir; aksayan çok şey içinde mesai saatleri ve “özel çalışma” da olabilir…
-*-*-
Ama hiçbir şey, hiç bir gerekçe, hiçbir iddia; doktoru itibarsızlaştırıp Da “erken seçimin şart olması halini” geri plana atma çabasına dönüştürülemez!
-*-*-
Çünkü şu anda yapılan ya da sevgili Hakan Dinçyürek’e yaptırılmak istenen de budur!
-*-*-
Bu memlekette “çökmeyen” hiçbir şey kalmamıştır!
-*-*-
Bu ülkede sudan elektriğe, telekomünikasyondan her türlü iletişime, hava ulaşımından deniz ulaşımına her şey ama her şey “Türkiyelileştirilecek”!
Ve bu konuşulsun istenmiyor; buna ses çıkarmayan mevcut yolsuz hükümet de bu yüzden kollanıyor!
-*-*-
Mağusa Limanı – Girne Limanı da özelleştirilecek!
-*-*-
Ve bakın görün, telekomünikasyon da bitirilecek!
-*-*-
Türk Telekom, ülkedeki internet alt yapısını ele geçirdiği anda, “big brother bizi gözetliyor”u oynayacağız!
-*-*-
Elimizdeki, cebimizdeki her telefonla yaptığımız konuşmalar; her bilgisayarla yapacağımız yazışmalar kontrol edilebilecek!
-*-*-
Bağımsız, egemen, eşit ve de ayrı devlet ya KKTC!
Gandır çocuğu da taksim istesinlerdeyiz ey vatandaş!
Uyan!
-*-*-
Ve tabii ki sırada sağlığın özelleştirilmesi, akabinde de Türkiyelileştirilmesi yaşanacak!
-*-*-
Çok üzgünüm, her özel hastaneye er ya da geç el konacak!
Tabii ki satın alınacak!
-*-*-
Haaa çok övünüyoruz ya Lefkoşa’ya yeni hastane yapılacak diye!
O’nu da Türkiye’den özel şirket yönetecek!
-*-*-
Kıbrıs sorununun çözümü mü?
-*-*-
Hiç olmadığı kadar elzemdir!
-*-*-
Doktorlarımıza geri dönelim…
Onları itibarsızlaştırmayı daha önce de denediler!
Sahte reçete iddiası ile…
-*-*-
Şu andaki operasyon, aynı planın devamı ve parçasıdır!
-*-*-
Size iki anımdan bahsetmek istiyorum…
-*-*-
EOKA B’nin kurulacağı yıllarda doğdum…
EOKA değil, EOKA B!
Aralarındaki farkı bilmeyenler, bilenlere sorsun!
-*-*-
Ve doğduğum yıllardan beri, sağ burun deliği hep kanıyor!
Burun patlaması!
-*-*-
İlk doktorumun ismini hatırlıyorum…
Doktor Diyomidis!
-*-*-
Nasıl yazıldığını bilemem ama telafuzu eminim öyleydi!
Xero’da, sonradan Erdal abinin benzinin karşısındaydı evi ve kliniği!
Şimdilerde sevgili Ediz Tuncel arkadaşımızın evi…
-*-*-
Sahi Xero’nun adını Gemikonağı da yaptık ya!
O da ayrı bir mesele!
-*-*-
Ve Doktor kimdi biliyor musunuz?
Bölgede EOKA’nın komutanı!
-*-*-
Sevgi dolu bir adamdı…
Eminim ölmüştür, toprağı bol olsun!
-*-*-
Ve savaş günleri…
Gaziveren esir…
Ben hasta…
Alttan affedersiniz bırakıyorum, üstten çıkarıyorum!
-*-*-
Ve beni bir Rum askerle birlikte, Omorfo’daki bir kliniğe götürüyorlar…
O klinik; halen Güzelyurt Polikliniği olarak kullanılan bina.
-*-*-
Benim hatırladığım, yolun içinde, binanın önünde onlarca beyaz çarşaf örtülü insan ve çarşaflar üzerindeki kanlar…
-*-*-
Ama annemin anlattığı!
Bazı hasta yakınlarının Türk olduğumu öğrendikleri zaman gösterdikleri tepkiye, genç bir rum doktorun gösterdiği tepki!
-*-*-
Rum doktor, “ben bu çocuğu iyileştirecğeim, görevim bu” demiş!
“Sonra siz isterseniz alın götürün öldürün” diye eklemiş!
Ve sabaha kadar serum bağlamışlar, o doktor bir saniye yanımdan ayrılmamış!
-*-*-
Ve başka bir şey daha aktarayım size; 58 yaşındayım…
Çocukluğumdan bu yana isimlerini en çok hatırladıklarım, Doktor Diyomidis, Doktor Selma Hanım, Doktor Orhan Bey ve öğretmenlerimdir…
-*-*-
Öğretmenlerimiz ve doktorlarımız baş tacımızdır…
Ya da anlayacağınız dille söyleyelim, kırmızı çizgimizdir…
Barış düşmanı ve işgüzar olmak!
Sene 1990…
Erenköy’de askerlik yapıyorum…
Hiyerarşik anlamda söylersem, bölük komutanı ve yardımcısından sonra üçüncü sıradayım…
-*-*-
Sadece üç subayız!
Bir de astsubay!
-*-*-
Geriye kalanlar er - erbaş – çavuş!
-*-*-
Bölük komutanı ve yardımcısı ve ben ayda 7’şer gün izne çıkıyoruz… Haliyle ayın iki haftası hiyerarşide ikinci sıradayım!
-*-*-
Ve günlerden bir gün, en Batı’daki barikata iki motosikletli genç geldi!
Rum tarafındaki barikatı nasıl geçtiler bilemem, her halde uyuyorlardı!
-*-*-
Nöbetçiler beni aradı…
Hemen gittim!
-*-*-
BM Barış Gücü de geldi!
-*-*-
İki çocuk da İsviçreli…
Pasaportlarını gösterdiler…
-*-*-
Zorla da olsa onlara “yanlış yere geldiklerini anlattım; ellerindeki haritanın hatalı olduğunu söylemeye çalıştım…”
-*-*-
Elbette askeri yasak bölgeyi ihlal etmişlerdi de hata yaptıklarını herkes biliyordu…
-*-*-
Geri gönderdik…
-*-*-
Bunu neden anlattım?
-*-*-
Son bir hafta içinde bir bisikletli çocuk bir de ayrellici adam ara bölgeyi ya da askeri bölgeyi ihlal etti!
Tuttuk hapse attık!
-*-*-
Saçma, delice, aptalca!
Efendim yasalar, kanunlar!
Hade be o yanı!
-*-*-
Adam ayrelli topluyor be ya hu!
Öteki de garibim, yol bilmiyor, Kıbrıs bilmiyor, ara bölge nedir ne bilsin!

Haberler doğruysa, Kıbrıs Cumhuriyeti ile Kazakistan arasında düzenli direkt uçuşlar Haziran ayında başlıyor… Eşit egemen KKTC mi? Açıkça kazıklanmış durumdadır! Ama ne yalan söyleyeyim, pasaportu – kimliği olan Kıbrıslılar için “hade cauuuuv”! Yeni bir tatil kapısı açılmış olmasından dolayı, Kıbrıs ve Kazak devletlerinin yetkililerine teşekkür ederim! Türk Devleti değil mi? Hem de Müslüman! Haydi Air Astana ile uçuyoruz! Kabin ekibinin anonslarını anlamakta zorlanır mıyız acaba?







