Cinsellikte Beden Algısı
Cinsellik konuşulduğunda, çoğu zaman mesele bedenle başlar ama bedende bitmez. Aynaya baktığımızda gördüğümüz şey yalnızca et, kemik, ten rengi ya da kilo değildir; aynı zamanda öğrendiklerimiz, duyduklarımız, utanmamız gerektiği söylenenler ve ‘normal’ denilerek önümüze konan kalıplardır. İşte tam bu noktada beden algısı dediğimiz kavram devreye girer.
Beden algısı, insanların bedenleri ve dış görünüşleri ile ilgili olumlu ya da olumsuz tüm düşünce ve duyguları kapsar. Ancak bu tanımı yalnızca bireysel bir alan gibi görmek doğru değildir. Çünkü beden algısı; aileden, medyadan, sosyal çevreden, kültürden ve toplumun güzellik standartlarından yoğun şekilde etkilenir. Yani aynaya baktığımızda gördüğümüz şey, çoğu zaman bize ait olmayan bakışların toplamıdır. Cinsellik söz konusu olduğunda ise beden algısı çok daha hassas, çok daha kırılgan bir hal alır. Çünkü cinsellik, bedenin yalnızca görülen değil hissedilen, paylaşılan ve yargılanma korkusunun en yoğun yaşandığı alanlardan biridir. Son yıllarda sıkça duyduğumuz bir cümle var, ‘bedeninle barışık ol’. İlk başta oldukça olumlu gibi görünen bu söylem bazen farkında olmadan yeni bir baskı alanına dönüşebiliyor. Çünkü herkesin her zaman bedenini sevmesi, onunla barışık olması mümkün değildir. Özellikle de bedenin sürekli denetlendiği, ölçüldüğü ve karşılaştırıldığı bir toplumda yaşıyorsak. Cinsellikte beden algısı deyince genellikle şu sorular gündeme gelir; ‘çıplak halim beğenilir mi?’, ‘partnerim bedenimi nasıl görüyor’, ‘yeterince çekici miyim?’, ‘normal miyim?’. Toplumsal olarak bize öğretilen ‘ideal beden’, yalnızca estetik bir mesele değil aynı zamanda cinsel olarak arzu edilir olmanın da koşulu gibi sunuluyor.
‘Cinsel olarak çekici olmak için ideal ölçülere sahip olmak gerekir’ bu cümle belki de en yaygın ve zararlı düşüncelerden biri. Medyada, dizilerde, filmlerde ve sosyal medyada sürekli olarak benzer bedenlerin ‘çekici’ olarak sunulması, insanların kendi bedenlerini eksik ya da yetersiz hissetmesine neden oluyor. Gerçek şu ki; cinsel çekicilik tek bir beden formuna indirgenemez. Araştırmalar, cinsel tatminin büyük ölçüde iletişim ve duygusal güvenlik ile ilgili olduğunu gösteriyor. Yani kişi, bedenini sürekli eleştirdiğinde ya da partnerinin de onu eleştireceğini düşündüğünde cinsel haz azalıyor. Cinsellikte beden algısını konuşurken utancı görmezden gelmek mümkün değil. Pek çok insan için beden, özellikle de genital organlar, çocukluktan itibaren ‘ayıp’, ‘gizli’, ‘konuşulmaz’ olarak etiketlenir. Bu etiketler, cinsel yakınlık anlarında kendini gösterir ve kişi partnerinin yanında soyunurken ‘karnım çok mu göze batıyor’, ‘memelerim sarkık mı’, ‘genital bölgem normal mi’ diye düşünür. Bu düşünceler cinsel aktiviteler sırasında zihni meşgul eder ve bedenden kopmaya yol açar. Aslında beden ordadır ama zihin çoktan eleştiri moduna geçmiştir. Diğer bir yanlış düşünce ise ‘herkes cinsel aktiviteler sırasında bedeninden emin ve rahattır’. Hayır, değildir. Cinsel aktiviteler sırasında bedeninden tamamen memnun olan, hiç kaygı yaşamayan insan sayısı sanılandan çok daha azdır. Ancak bu durum genellikle konuşulmaz. Beden algısına dair kaygılar paylaşılmadığında bireyler kendi yaşadıklarını bir ‘anormallik’ gibi algılar. Beden algısı yalnızca görünüşle de sınırlı değildir. Aynı zamanda sertlik, ıslanma, orgazm, boşalma gibi konular beden algısının cinsellikteki başka bir yüzünü oluşturur. Toplumda hâkim olan performans odaklı cinsellik anlayışı bedeni bir haz aracı olmaktan çıkarıp bir sınava dönüştürür. Bu da yine yaygın olan ‘bedenim doğru tepki vermiyorsa, bende bir sorun vardır’ düşüncesini doğurur. Oysa bedenin verdiği tepkiler stres, yorgunluk, ruh hali, ilişki dinamikleri ve geçmiş deneyimlerden doğrudan etkilenir. Cinsel tepkilerin her zaman aynı şekilde ortaya çıkması beklenemez. Bu durumu bir başarısızlık olarak görmek bedenle kurulan ilişkiyi daha da zorlaştırır. Bugün beden algısını belki de en çok etkileyen alanlardan biri sosyal medya. Filtrelenmiş fotoğraflar, kusursuz gibi sunulan bedenler ve sürekli karşılaştırma hali cinsellikte de kendini gösteriyor. Ancak unutmamamız gereken önemli bir nokta var. Sosyal medyada gördüğümüz bedenlerin büyük bir kısmı gerçek değil. Işık, açı, filtre ve seçilmiş kareler beden algımızı yanıltıyor. Gerçek hayatta bedenler hareket eder, değişir, iz bırakır ve bu son derece insani bir durumdur. O halde şu soruyu sorabiliriz; beden algısını güçlendirmek mümkün mü? Evet, mümkün. Ama bu ‘kendini zorla sev’ baskısıyla olmaz. Daha gerçekçi ve şefkatli bir yaklaşım gerekir. Örneğin; bedenin yalnızca nasıl göründüğü üzerinden değil neler yapabildiği üzerinden düşünmek, cinsellikte hislere ve temasın kendisine odaklanmak, partnerlerle açık ve yargısız iletişim kurmak, medyada sunulan beden temsillerini sorgulamak, ‘normal’ kavramının aslında ne kadar dar bir kalıp olduğunu fark etmek.
Cinsellikte beden algısı, bireysel gibi görünse de aslında toplumun ortaklaşa ürettiği bir meseledir. Bu yüzden çözümü de yalnızca bireyin omuzlarına yüklenemez. Aynaya baktığımızda gördüğümüz beden, bize ait. Ama ona bakarken kullandığımız gözler, çoğu zaman toplumdan ödünç. Belki de yapmamız gereken ilk şey, o gözleri geri vermektir.







