1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. Bir Stat Dolusu Sessizlik
Cenk Mutluyakalı

Cenk Mutluyakalı

Bir Stat Dolusu Sessizlik

A+A-

Tam 96 yıllık bir gelenek Çetinkaya. Başka bir deyişle, neredeyse bir asra yaklaşan bu süreklilik; yalnız spor tarihinin değil, Kıbrıs Türk toplumunun kurumsal hafızasının da önemli bir parçası… Hatta mücadele tarihinin…

Peki, neden bu nostaljik girişle başladım söze?

Lefkoşa Atatürk Stadyumu’ndaydım. Çetinkaya – Doğan Türk Birliği maçı… Başlamasına on beş dakika var. Tribünlere bakıyorum; koskoca Çetinkaya tribününde bir taraftar. Yanlış okumadınız, yalnızca bir kişi!

Nitekim maç başlayınca muhtemelen oyuncuların eşleri ya da kız arkadaşları, birkaç da yönetici… İki elin parmaklarını geçmedi yine insan sayısı.

Polisler daha fazlaydı tribünün önünde…

***
İşte bizim hikâyemiz tam da burada düğümleniyor. Toplumsal yalnızlığımız, kurumsal yokluğumuz, değerlerimizin adım adım yitirilişi…

Hani yurt yitimi dediğimiz...
Kaybolmamız.

Şimdi nereden başlasam anlatmaya…

Çetinkaya Türk Spor Kulübü, 1930’da Lefkoşa’da kurulmuş; yalnızca bir spor kulübü değil, Kıbrıs Türk toplumunun modernleşme, örgütlenme ve var olma iradesinin simgesel taşıyıcılarından...

Kıbrıs’ın tümünde ortak ligler oynanırken “şampiyon” bir simge...

Bir asır geçmiş…
Tribünde birkaç insan...

Sahaya iniyorum, sevgili Mehmet Tatar orada… Kulüp başkanı.

“Nasıl yani?” diyorum.
Dert yanıyor…

Bir dayanışma gecesi planlamışlar. Bizzat kendisi, yüz kişiye davetiye göndermiş. Tek bir kişiden geri dönüş almış.

“Bak” diyorum, "tribünde de tek kişi…”
“O da sonradan Çetinkayalı” diyor…

***
Bu tabloyu sadece “futbol” diye okumak büyük hata olur.

Dünyadan kopukluk, kendi içine kapanmışlık ve beraberinde gelen o ağır yabancılaşma… Bireysel menfaatlerin toplumsal değerlerin önüne geçtiği, biat kültürünün özgür iradeyi boğduğu bir düzenin sonucudur bu sessizlik.

Hani hep bir korku salınıyor...
"Öyle olursa yok olacağız..."
"Böyle olursa..."
Şimdi ne oluyor böyle?

***
Lefkoşa Atatürk Stadyumu bu yalnızlığın en çarpıcı aynalarından biri.

20 belki 30 bin kişilik bir stat bu… Türkiye yapmış zamanında... Beton, ihtişam, tribünler…

Görkemli olmuştu açılışı... Şimdiki genç nesiller çok hatırlamasa da... Kurdeleler kesilmiş, nutuklar atılmıştı. O dönem Türkiye takımları gelmişti maça... Gelebiliyordu. O gün tıklım tıklımdı. "Gösteri" tamamlanınca gerçeğimiz kaldı geriye...

Betonlar büyürken, insanlar kayboldu zamanla... Ya da kalabalıklar çoğaldı, yalnızlıklar içinde...

Bugün o devasa tribünlerin arasında giderek çoğalan tek şey sessizlik.

Çünkü yapılar toplum yaratmaz. Toplumu ayakta tutan; insan ilişkisi, ortak hikâye, müşterek umut, birlikte sevinip birlikte üzülme hâli...

Bunlar yoksa...
Stat da boş kalır... 
Tribün de...
Hafıza da…

Bu, bir kulübün krizi değil.
Bu, bir toplumun kendi kökleriyle, kendi ortak hikâyesiyle bağının kopması aslında...

***
Belki de en acısı şu...
Bu manzara bizi artık şaşırtmıyor.
Kanıksıyoruz.
Normalleştiriyoruz.
"Zaten kim gelir ki?” diyoruz.

İşte tam da burada başlıyor asıl çöküş.

Bir asırlık Çetinkaya yalnızsa… Bu memlekette kalabalık olan nedir, gerçekten?

img-5988.jpeg

 

Bu yazı toplam 444 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar