1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Bir Kıbrıslıtürk’e ait olduğu söylenen Morgan marka araba, şimdi müzede…
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518

Bir Kıbrıslıtürk’e ait olduğu söylenen Morgan marka araba, şimdi müzede…

A+A-

Leymosun’un Çiftlikler bölgesinden bir Kıbrıslıtürk’e ait olduğu sanılan “Morgan” marka araba, şimdilerde Lefkoşa’da özel bir müzede sergileniyor. Kıbrıs Klasik Motosiklet Müzesi’nin sahibi olan, değerli arkadaşımız Andreas Nikolau’nun oğlu Argiris Niko, bizi arayarak bu aracın Kıbrıslıtürk sahibini bulmaya çalıştığını anlattı.

Argiris Niko, bize halen müzede bulunan “Morgan” marka arabanın fotoğraflarını da gönderdi ve bir de Sabri Tahir’in bu arabaları ithaline dair bulmuş olduğu gazete ilanını bu fotoğraflara ekledi. Argiris Niko’nun göndermiş olduğu fotoğrafları ve “Morgan” araba ilanını da teşekkürlerimizle sayfamıza alıyoruz.

Argiris Niko, bu arabayla ilgili öğrenmiş olduklarını bize şöyle aktardı:

***  Size göndermiş olduğum fotoğraflarda Morgan marka arabayı görebilirsiniz. Bu arabanın 1974 yılına kadar Leymosun’un Çiftlikler bölgesinde olduğu ve o günlerde bir Kıbrıslıtürk’e ait olabileceği, bu Kıbrıslıtürk’ün bir doktor olabileceği de anlatılıyor.

***  O yıllarda böylesi bir arabaya sahip olmak kolay değildi. Pahalı bir araçtı bu… O yıllarda Sabri Tahir adlı Kıbrıslıtürk’ün “Morgan” arabalarını ithal ettiğini de öğrendim ve bir gazetede bu konuda vermiş olduğu bir ilana rastladım.

***  Bu araç 1974 sonrası Kıbrıslıtürkler, Leymosun’dan ayrılıp Kıbrıs’ın kuzeyine gittikten sonra zaman içerisinde bir yerlerde atılı kalmış ve sonrasında babam bu aracı müzesi için bir açık arttırmada almıştı. Aldığında araç perişan durumdaydı…

***  Bu araç kime aitti? Bu konuda çeşitli araştırmalar yürüttüm ancak bir sonuç elde edemedim. Belki sizin yardımınızla bu aracın kime ait olduğunu öğrenebiliriz. Böylece bu arabanın tarihçesini tümüyle öğrenmiş olacağız ve geride boşluklar kalmayacak. Şimdiden çok teşekkürler…

 

MÜZEYİ ZİYARET ETMİŞTİK…

Bundan üç yıl önce Kıbrıs Klasik Motosiklet Müzesi’ni eşim Zeki Erkut’la birlikte ziyaret etmiştik ve kısa ziyaretimizde bu özel müzenin kurucusu, arkadaşımız Andreas Nikolau bize müzeyi gezdirerek bilgi vermişti. Hatta oğlu Argiris’in şimdi sözünü ettiği “Morgan” marka arabanın önünde konuya tam hakim olmasak dahi, bir hatıra fotoğrafı çektirmiştik canyoldaşım Zeki Erkut ve arkadaşımız Andreas Nikolau ile birlikte. Ancak şimdi bu arabanın ehemmiyetini oğlu Argiris dikkatimize getirmiş bulunuyor. Argiris Niko’ya bizimle temasa geçmiş olduğu ve bu bilgileri ve fotoğrafları paylaştığı için çok teşekkür ediyoruz.

 

MORGAN ARAÇLARI…

oncelikli-sayfa-17-resim-2.jpgWikipedia’ya göre “Morgan” şirketi, 1910 yılında Henry Frederick Stanley Morgan tarafından kurulmuş. Bay Morgan, 1904 yılında “Great Western Railway” yani “Büyük Batı Demiryolları”ndan ayrılarak Büyük Britanya’da Malvern Link’te araba satış ve servis garajı kurmuş. Bundan önce Malvern Koleji’ndeki mühendislik atölyesinde, ilk bağımsız ön süspansiyon sistemini  geliştirmiş. Bir sene sonra ise üretime başlamış ve şirketi gelişmiş. Birinci Dünya Savaşı’na yaklaşırken, üç tekerlekli araçların üretimi artmış ve bunlar hem yarışlarda, hem de turlarda kullanılmaya başlanmış. Morgan’ın ilk dört tekerlekli aracı 1935 yılında piyasaya çıkmış ve Morgan’ın üç tekerlekli araçları da 1952 yılında piyasadan yavaş yavaş kalkmış. Morgan şirketini 1959’da 77 yaşında vefat edinceye kadar yönetmiş.

Bu konuda daha ayrıntılı bilgiyi Wikipedia’da şu adreste bulabilirsiniz:

https://en.wikipedia.org/wiki/Morgan_Motor_Company

 

BİLDİKLERİNİZİ PAYLAŞINIZ…

Leymosun’un Çiftlikler bölgesinden bir Kıbrıslıtürk’e ait olduğu söylenen “Morgan” marka araç konusunda daha ayrıntılı bilgi sahibi olan okurlarımızı beni 0542 853 8436 numaralı cep telefonumdan aramaya veya bana mesaj atmaya davet ediyorum. Şimdiden teşekkürler…

oncelikli-sayfanin-altina-saga-s-17-uc-yil-once-zeki-erkutla-birlikte-kibris-klasik-motosiklet-muzesini-ziyaretimizde-andreas-nikolau-ve-sozu-edilen-aracla-birlikte.jpg

Üç yıl önce Zeki Erkut'la birlikte Kıbrıs Klasik Motosiklet Müzesi'ni ziyaretimizde Andreas Nikolau ve sözü edilen araçla birlikte...

oncelikli-sayfanin-ustune-saga-sayfa-17-resim.jpg


***  BASINDAN GÜNCEL…

“Saatler yine savaşa kuruldu…”

Fehim Taştekin/EVRENSEL

İran’a saldırı belli aralıklarla bölgeyi zıplatan karabasana döndü. Bir süreden beri “Piyasalar kapanır kapanmaz saldırı gelir mi” diye papatya falı tutar olduk. İkide bir hava sahaları sivil uçaklardan arındırılıyor, bir süre sonra normale döndürülüyor. Dün yine birçok Avrupa hava yolu şirketi İsrail, Suudi Arabistan ve BAE uçuşlarını iptal etti.

İsrail’in ABD’yi İran’la savaşa sokma çabası ve Trump yönetiminin son gösterilerden beri “İslamcı tirandan İranlıları kurtarma” tiratlarının canlı tuttuğu gerilim öyle bir noktaya vardı ki bölgede yerinden oynayan her taş yol temizliği olarak görülüyor. Suriye’de güç denkleminin değişmesine izin veren son gelişmeler de bu kapsama giriyor.

Trump yaptırım cenderesi, vurma tehdidi ve olası cerrahi saldırıyı bir müdahale setine dönüştürdü. Rejim değişikliğini zorlayan, bu olmazsa bile en nihayetinde muazzam bir sıkıştırmayla İran’ın nükleer ve balistik füze programlarına kelepçe vurmayı uman bir strateji izliyor.

28 Aralık’ta başlayan gösterileri silahlı eylemler, siber saldırılar, sabotajlar, yapay zeka marifetiyle manipülasyonlar ve sosyal medya bombardımanıyla şiddetli bir yıpratma savaşına döndürmeyi denediler. Muhtemelen kader anını görebilecekleri bir ivmeyi yakalayabilselerdi hazirandaki bombardıman senaryosunun bir benzerini deneyeceklerdi.

Bölgedeki Amerikan uçak gemilerinden birinin Venezuela, diğerinin Çin hattına gönderilmiş olması, hücum grubunda tahkimat eksikliği, askeri üslerde savunma füzelerinde stok sorunları, İsrail’in korunmasına yönelik hazırlıklardaki eksiksizler ve bölgesel ortakların “yapma” diye devreye girmesi Trump’ın vadettiği saldırıdan çark etmesine neden oldu.

Fakat Trump dosyayı kapatmadı. Davos’tan dönüşte Air Force One uçağında “Her ihtimale karşı İran’a doğru çok sayıda gemi gönderiyoruz… Açıkçası bir şey olmasını istemem ama onları çok yakından izliyoruz. Bir armadamız var; o yöne doğru ilerleyen devasa bir filomuz var ve belki de bunu kullanmak zorunda kalmayız” dedi.

Trump’ın “Belki kullanmak zorunda kalmayız” sözü güç yoluyla İran’ı müzakereye çekme niyetine işaret ediyor. Ama bu olmazsa saldırıyı da dışlamıyor.

İzlek aynı; 12 günlük savaş öncesinde İsrail’in vurma tehdidini nükleer müzakereler için kullandı; İsrail vurmaya başladığında da bunu İran’ı teslim almak için araçsallaştırdı; İsrail’e misilleme dayanılmaz boyutlara ulaşınca savaşı durdurmak için B2 stratejik bombardıman uçaklarını devreye soktu. Kendi saldırısını da müzakere masasını yeniden kurmak için kullandı.

12 günlük savaşta yönetici elite suikastlarla sistemde beyin sarsıntısı, hava savunma sistemlerini devreden çıkararak gövdede felç, sahada kontrolün yitirilmesi ve buna eşlik edecek bir halk ayaklanması çökertme senaryosunu tamamlıyordu. Bu yürümese de Trump buradan bir ilham almış gözüküyor.

“Ölüm olursa vururum” diyerek kurduğu bağlam, saldırılarla kışkırtılmış isyanı birbirini tamamlayan bir strateji olarak ele aldığını gösteriyor.

Tehditten öteye fiilen belirgin bir tahkimat başladı.

Geçen hafta boyunca onlarca F-15E uzun menzilli savaş uçağı, C-17 ağır nakliye uçağı ve KC-135 yakıt ikmal uçağı Katar ve Ürdün’deki üslere uçtu.

Reuters’a göre Abraham Lincoln uçak gemisi ile birkaç füze güdümlü destroyeri önümüzdeki birkaç gün içinde Umman Denizi’ne ulaşacak.

George H.W. Bush uçak gemisi ABD’den ayrıldı, rota bildirilmedi. Muhtemelen Orta Doğu’ya gidiyor.

WSJ’ye göre bölgeye ilave Patriot ve THAAD hava savunma sistem bataryaları gönderildi.

İmparatorluğuna güneş batmış İngiltere de yedek güç olarak 4 adet Typhoon jetini Katar’daki Duhan Hava Üssüne gönderdi.

İsrail de yüksek hazırlık düzeyini gizlemiyor.

Kamu yayın kuruluşu Kan’a göre, güvenlik güçleri eli kulağında bir Amerikan müdahalesi beklentisi içinde hazırlık yapıyor.

İsrail Ulaştırma Bakanı Miri Regev’e Ben Gurion’da sivil uçakların tahliyesi için acil durum planları hazırlandı. Hükümet 280 bin yedek askerin mart ayına kadar seferber edilmesini planlıyor.

i24’e göre Netanyahu yönetimi, Trump’ın İran’a saldıracağı olasılığını ciddiye alıyor ama zamanlamadan emin değil.

The Times of Israel ise saldırıyı ABD değil İsrail’in de başlatabileceğine işaret ediyor. Ama kim başlatırsa başlatsın misillemenin İsrail’e yapılacağından eminler.

Kanal 12’ye göre yetkililer, Amerikan saldırısının yakın olduğuna dair yanlış bir hesaplamayla İran’ın İsrail’e füzeler ateşleyebileceğini düşünüyor. Şimdiye dek “önleyici saldırı” hep kibirli ve küstah güçlerin harcı olarak algılanırdı.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de askeri yığınağa “Başkan, İranlıların çok aptalca bir şey yapması durumunda buna cevap verebilecek kaynaklara sahip olduğumuzu göstermek istiyor” izahatını getirirken bir bakıma İran’dan önleyici saldırı ihtimaline işaret ediyor.

Temas trafiği de tüten bir dumana işaret ediyor. ABD Merkez Komutanlığı Başkanı General Brad Cooper Irak ve Suriye’deki temaslarından sonra dün Tel Aviv’deydi. Trump’ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner’ın da dün akşam İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’yla Gazze, Lübnan ve İran gündemiyle masaya oturması bekleniyordu.

Olası tırmanışta İsrail’e karşı Lübnan, Irak ve Yemen’den cepheler açılacağına dair ihtimal senaryoları da öne çıkıyor.

İsrail medyasına göre hava kuvvetleri 21 Ocak’ta Suriye-Lübnan sınır geçişlerine karşı saldırılar düzenledi. Bu, Hizbullah’a silah sevkiyatına karşı önleyici bir saldırı olarak görülüyor. Hizbullah’ın binlerce ateşkes ihlali karşısında bozmadığı sükunetini topyekûn bir savaş senaryosunda terk edeceği öngörülüyor.

ABD ve İsrail’in, Suriye’de Colani yönetiminin Suriye Demokratik Güçlerinin kontrol alanlarına yönelik operasyona göz yumması da Suriye’nin Amerikan-İsrail eksenine bağlılığını artırıp İran’a odaklanma önceliğine bağlanabilir. Ki Suriye’yi direniş ekseninden çıkaran HTŞ’nin Şii düşmanlığını gerekirse Irak’ta Haşd’uş Şaabi’ye karşı kullanılacağına dair iddiaların servis edilmesi pek tesadüf değil. Şu aşamada bu sadece birilerinin temennisi olarak duruyor. Ama durum her türlü kumpas ve kışkırtmaya açık.

Suriye’de hükümet güçlerinin Fırat’ın doğusunu kontrol alma hamlesine göz yumulması ve SDG’nin IŞİD’le mücadele misyonuna son verilmesi Suriye’yi sadece siyaseten Amerikan eksenine taşımak değil Orta Doğu’daki çatışma rejiminde Amerikan önceliklerine göre konuşlandırma hedefini de işaret ediyor.

Trump’ın aldatıcı iniş-çıkışları 12 günlük savaştan önce de pek çok tarafı yanıltmıştı. İsrailliler de ‘Savaş mı müzakere mi” ikilemi yaşayan Trump’ın saldırının zamanlaması, niteliği ve koşullarına dair Netanyahu ile ters düşse de beklenen parlama anının çok yakında geleceğine inanıyor.

Yine de sonuçlardan hiçbiri emin değil. Olsalar saldırmak için bir gün bile beklemeyecekler…

Önceki hamlelerde rejimin askeri, güvenlik ve siyasi bütünlüğünün yanı sıra muhalifleri bastırma ve kendi tabanını seferber etme kapasitesini korudu. Muhalif güçlerinin idare ve kontrol yeteneklerinin yok denecek kadar az olduğu da anlaşıldı. Bu yüzden bütün müdahale senaryoları nihayetinde bir kaos stratejisini aşamıyor.

Bunun yanı sıra İsrailli stratejistler yeni bir salvoda İran’ın öncekilerden farklı olarak misillemelerde daha az rasyonel olacağını öngörüyor. Yani İran tırmandırma kaygısından kurtulabilir.

İranlı yetkililer de bu sefer kapsamı ve büyüklüğü ne olursa olsun herhangi bir kinetik saldırıyı topyekûn savaş ilanı sayacaklarını ve buna göre karşılık vereceklerini söylüyor.

(EVRENSEL – Fehim TAŞTEKİN – 25.1.2026)

Bu yazı toplam 695 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar