Ferdi Sabit Soyer

Ferdi Sabit Soyer

BEŞ ADIM

A+A-

Etrafımızın cehenneme döndüğü, insanların birbirini mezhep farklılıkları ya da diğer etnik, dinsel ayrılıklar nedeni ile kırıp geçirdiği bir süreç yaşıyoruz.

Bütün bunlar yaşanırken, fiilen bölünmüş Kıbrıs'ta barış ve çözüm için görüşmeler yapılıyor. Bu görüşmelerde ilerleme sağlandığına dair umutlu bir şey halen söz konusu değildir.

Dolayısı ile etrafımızda yaşananlara bakıp, kendi yurduna, insanına ,bölge ve dünya halklarına dönük zerre kadar mesuliyet hissi varsa Türkçe ve Elence konuşan bu yurdun insanlarının; görüşme sürecinin  başarı ile tamamlanması için  çok gayret içinde olması gerekiyor.

TEMMUZ SONU ÖNEMLI...

İşte bu bağlamda bence iki liderin Temmuz sonu yapacakları görüşme çok önem taşımaktadır. Çünkü sürecin gidişatını önemli ölçüde etkileyecektir.
İşte bu aşamada  görüşmecilerin yaptığı son buluşmadan sonra, bir şey dikkati çekti. NTV'de yayınlanan Türk tarafın güneye verdiğini söylediği beş adımlık yol haritası. Bu ülkenin tüm siyasi güçleri bunları NTV' den öğrendiler.

ADIMLAR...

Bu belgeye göre 1. adım, yaz tatiline girmeden evvel, karşılıklı pozisyonların belirleneceği müzakerelerin ikinci  safhası tamamlanmalı diyor.
İşte bunun için yazdım, Temmuz sonu yapılacak liderler buluşması önemlidir diye. Çünkü arkası yaz tatilidir.
Şimdi akla şu gelir. Ne yani, bu olmazsa, Temmuz sonu bu beş adımlık önerinin çöktüğü anlamı mı çıkacak? İzaha  muhtaç bir konu.

2. Adım ise Ağustos sonu al - ver sürecine geçilmesini ama burada , toprak,harita ve güvenlik konusu, ele alınmayacak,sonraki aşamaya bırakılacak deniyor.

İşte bunun için önemli Temmuz sonu liderler buluşması. Pozisyonları belirleyecekler.
Ağustos sonunda al - ver. Yalnız bu al verde toprak, harita, garantiler olmayacak öngörüsü var. Peki üzerinde hiç konuşulmayacak mı?

İşte burada görüşmelerde çıkması muhtemel sorun şudur. Rum tarafı" toprağı, haritayı konuşmadan, ben yönetim ve güç paylaşımında ne vereceğimi ele almam" kısırlığına devam edebilir.
Türk tarafı da, bize bir şey vermedin ve eskisinden daha geri tezler ileri sürdün deyip, görüşmelerin sonuç alıcı olmadığı ve Rumların bizi takmadığı " söylemleri ile içe oynayıp, süreci kesintiye uğratacak kısır siyasi yan içine girebilir.

BM'nin HİMAYESİ

Önerideki, 3. Adım da önemli. Çünkü Ağustos sonu liderlerin , al - ver görüşmesinden sonra , çok somut bir öneri taşıyor bu adım....
Çünkü liderlerin, Eylül ayında BM Genel Kurul çalışmaları sırasında New York' a ziyaret yapması ve birinci , ikinci maddelerde ifade edilen çalışmalar sonrasında görüşmelerde ortaya çıkan uzlaşmazlıkların," BM Genel Sekreterinin Himayesinde " ele alınmasını içermektedir. Bunun arkasından gelen cümle ise oldukça önemlidir.

"Liderler Genel Sekreterle birlikte son adımları tasarlayacaklar"
Şimdi burada sorulması gereken soru şudur.
BM Genel Sekreterinin " himayesinde" ifadesi neyi kapsar? Çünkü ikinci cümle ,liderlerin, BM Genel Sekreteri ile son adımları tasarlamasını öngörür.
Bu olduğuna göre talep,  her halde BM Genel Sekreterinin masanın vazosu olması beklenmiyor...
Dolayısı ile sonraki adımların planlanabilmesi için yalnız bizim niyetimiz  yetmez.Diğer tarafın ve BM'nin de fikrinin ve tutumunun ne olacağı önemlidir.
Çünkü, Ortak Belge imzalandıktan sonra,iki liderin, kendi kamuoylarına övünerek yaptıkları tek müşterek nokta bununla  ilgilidir.
Bu da, imzaladıkları bu Ortak Belge ile BM Genel Sekreterinin ,arabuluculuk, ya da hakemlik rolünü de başlarından def ettikleri övünmesi idi…

Dolayısı ile öneride bulunan " himaye " sözü çok önemlidir açıklığa ihtiyaç vardır. Bu ne demektir?
Ayrıca  son adımları tasarlayacakları gibi bir önemli görev, bu çalışmaya verildiğine göre, bunun çerçevesinin de çizilmesi gerekir.

Bu yüzden bu belge basına sızdırılmış olabilir. Ama buna karşın bu adımlara hayat  verecek olan içerik dolu değilse ve bu düşünülmediyse bu çalışma ancak hoş bir Seda olur. Ha bunlar, "bakın önerdikte Rumlar ret ettiler" açıkgözlüğü ile ele alınmışsa, bilinsin ki bu bir şey üretmez.
Ayrıca bu adımda, açıklık ihtiyacı olan bir husus daha var.

BM Genel Sekreteri ile yapılacak bu zirvede , sonraki aşamaları da tasarlayacaklardır sözü ifade edildiğine göre, bu aşamada,  2. Adımda ifade edilen,toprak,harita ve garantiler konusunun, burada ele alınıp alınmayacağı da açık değildir.

Çünkü bu görüşmeye, sonraki adımları planlamak görevi yüklenmektedir. Yani bu görüşmeye oldukça önemli bir köprü görevi oluşturması yüklenmektedir. Çünkü bunun arkasından,4. adımda önerilen 4'lü Konferans ile bu zirvenin köprü kurması olasılığı, burada atılacak köprü ayakları ile doğrudan bağlantılıdır.Bu yüzden dördüncü adım oldukça önemlidir.

"EN ÖNEMLİ AŞAMA," 4'lü KONFERANS....

4. adımda yazılanları olduğu gibi yazmak ihtiyacı var. Ama ben yer meselesi yüzünden, cümle cümle alıp yorumlarımı yapacağım.
4. Adımda , "Kıbrıs'taki tarafların yanı sıra, Garantörü ülkeler Türkiye ve Yunanistan'ın da yer alacağı dörtlü konferans düzenlenecek" diyor. Yazım dikkat çekici.
Sanki, Kıbrıs'ın elli tane Garantörü varmış gibi ,"Garantör ülkeler Türkiye ve Yunanistan'ın da yer alacağı" ifadesi kullanıldı.
Sırf, İngiltere dememek için bu denli kelime oyununa hiç gerek yok. Ama bu kelime oyunları içinde, burada, Kıbrıs'la doğrudan bağlantılı, bir başka  Uluslararası aktörle ilgili olarak da, hiç bir şey yok.
Bu da AB'dir.
Kardeşim ortada mangalda kül bırakmayan sözler var. Ne olacak bu delegasyonlar işi diye. Sanki, bizim AB ile hiç alakamız yokmuş.
Sanki Kıbrıs, AB'nin üyesi değilmiş, sanki kurulacak ortaklık devleti AB'nin üyesi olmayacakmış gibi, en önemli konulardan biri, tamamıyla yok farz edilerek bu öneriler ve düzenlemeler yapılıyor.
Toprak, harita, garantiler, güvenlik tamam. Peki AB?  Her şeyi bıraktım bir yere, güvenlik boyutunu görüşürken AB nerede olacak?
Allah aşkına, AB ile ilişkiler çözüm olsun olmasın, bizim için en önemli unsurken nasıl olurda bu sürecin hiç bir yerine siz, AB'yi koymak düşüncesinde olmazsınız.
Bu tavırla, bu alanda da topu tamamıyla Rum tarafına bırakırsınız. Böylece bize de AB alanında, boş kale, yani kalecisiz maç oynama kalır...
Bu çok büyük bir yanlış ve eksikliktir. Bu adımlarda AB olgusunun yer alması gerekir.
Çünkü, bu 4. Adımın, ikinci cümlesi şöyle başlar. "Müzakerelerin en önemli aşamasını oluşturacak konferansta, toprak, harita, güvenlik ve GARANTÖRLÜK karara bağlanacak."
Peki AB işi ne olacak? Nerede karara bağlanacak?
Çünkü bunun arkasından da hemen 4. adımın diğer cümlesinde de eş zamanlı referanduma sunulma önerisi var.
Peki liderler anlaştı, garantörlerde bahsedilen konularda uzlaştı, AB işini kiminle konuşacaksın? Bu adımlar önermesinin en zayıf yanlarından biri de budur.
Bu yüzden kendisi ile ilgili konularda, AB'nin de bu süreçte yer alması gerekir.
Ayrıca  liderlerin, bunlar olurken, kendi aralarında görüşmesinin süreceği vurguladıktan sonra, eğer anlaşılırsa, eş zamanlı referandum tarihinin ortaklaşa ilanının da orada yapılacağı yazılmaktadır.
Yani, AB işinin önemi bu yazımla birlikte bir o kadar daha ortaya çıkıyor. Çünkü referanduma gidecek olan  en önemli konulardan biri de AB ile ilgili olan hususlardır. Ama buna dair bir önerme, bu adımlarda yok..
Evet, BM şemsiyesinde dörtlü konferans yapılmalı, hatta bu AB'nin de kendisi ile ilgili konularda yer alacağı bir şekle de sokulmalıdır.
Ama yazmadan edemeyeceğim, toprak, harita konusunun bu konferansa bırakılmasının arkasında yatan düşüncenin, toprak tavizinde," biz esas  olmayalım, Türkiye de açık mesuliyet yüklensin"  anlayışı olduğu meydandadır.
Evet GARANTÖRLÜK  işini onlar görüşmelidir.  Ama bu adımlar belgesinde bulunan şu ifade ne denli doğrudur?
Toprak, harita, güvenlik, garantörlük konusunu garantörler görüşürken," diğer yandan da Kıbrıslı liderler müzakereleri sürdürecek" .
En önemli aşama dediği noktada, Garantörler en önemli konuları konuşurken, Kıbrıslı liderler nerede olacak? Elma piş, ağzıma düş.
Peki garantörler uzlaşırsa, bu konularda , liderler evet diyecek mi? Ya da garantörler uzlaşmasa, liderler da madem öyle ise bizde çantayı aldık, bay bay mı diyecekler? Kıbrıslıca çözüm vurgusu yapılırken,  Kıbrıslıca açıkgözlük ve kaçış noktaları da olması gerekir ya ,bu da bunlardan biri olsa gerek.
Evet, bütün bunlar iç siyasi korkulardan oluşuyor.Toprak tavizi verir olmayalım.Bu yük paylaşmak endişesi taşıyorsa, anlayışla karşılamak gerekir. Ama bunda samimiyet önemlidir.
Bundan sonra, eş zamanlı referandum konusu ilanının oluşması ile birlikte bu 4. Adımda, Kıbrıs Rum tarafına, referandum açısında önemli sayılacak bir olumlu yaklaşım var.
Öneride, iki halkın ayrı ayrı, ancak eş zamanlı onayına sunulacağı referandum tarihi kesinleştikten sonra , "Referandum tarihine kadar geçecek sürede uzman heyetler, kapalı Maraş'a girecek ve kentin yeniden iskana açılması için çalışmalar başlatılacak" diyor.

PEKİ KIBRISLI TÜRKLER...

Ancak, burada bence ciddi bir boşluk vardır.  Hadi uzmanların, GAÖ kapsamında, Maraş'a şimdi girmesini ret edildi ve bu referandum tarihinin ilanına bırakıldı. Ama bir şey daha var. Ciddi boşluk. Bu da Kıbrıslı Türkleri doğrudan ilgilendirir.

Bu da toprak ve harita ile yer değiştirmek zorunda kalacak olan Kıbrıslı Türklerle ilgilidir. Toprak ve harita konuşulacağına göre, taviz de söz konusudur. Peki bu tavizlerde yer değiştirmek zorunda kalacak olan Kıbrıslı Türklerin ne olacağı, nasıl rehabilite edilecekleri ve iskan edilecekleri önemli değil mi?
Hadi uzmanların Maraş'a GAÖ kapsamında girmesi ve yer değiştirecek olanların durumu ile ilgili komite kurulmasını ret ettik! Ama şimdi referandum ilanı ile birlikte uzmanların Maraş'a girmesini ve iskan çalışmalarına başlamasını öneriyorsunuz.

Bunu önerilerken, yer değiştirmek zorunda kalacak olan Kıbrıslı Türklerin ne olacağını ele alacak olan uzman komite kurulması da niye önerilmiyor?
O çok meraklı olunan mütakabiliyet  sözü kapsamında, bu neden ele alınmıyor?
Çünkü olay çok basittir. Eğer bunu yazarlarsa ve basına sızarsa ki sızdı, o zaman içte, insanlarda, toprak tavizi olgusu gelişecek endişesi hakimdir bunu görüşenlerde. Bu onlara iç siyasette endişeden başka bir şey getirmez.

Bu çok yanlıştır. İç Siyasi endişeleriniz, halkın çıkarlarının üstünde olamaz. Toprak ve harita konusunu garantörler vasıtası ile ele alınacağı önerilecek, bunun da belli bir miktar toprak tavizi olacağı açıktır. Ama bundan doğrudan etkilenecek olan kendi insanlarına dönük, siyasi korkularından ötürü, bir önermede bulunmayacaksın. Bu doğru değildir. Maraş'ın sakinleri kadar, Kıbrıslı Türklerde düşünülmelidir.

Son  5. adımda ise, eğer iki taraf, referandumda evet derse, ortaklık devletinin derhal oluşması vurgusu var ki bu doğrudur. Ancak, eğer iki taraflı evet çıkmazsa, ne olacağı ile ilgili olarak da, yine sokakta söylenenin tersi bir doğru var. Bu da iki taraflı evet çıkmazsa, artık antlaşmanın olamayacağının ilanı, ama tarafların bundan sonrası için yeniden bir araya gelmesi ve konuyu ele alması var. Yani tek taraflı adım atılmamalı mesajı var.
Bunları tartışmak gerekiyor. Ama üzücü olan sızdırılan belge üzerinden bunu yapmamız...

Bu yazı toplam 2317 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar