Dünyadan görünen bataklık
Bir ülke “illegal” konumdaysa, bir “arka bahçe” gibi kullanılıyorsa, uluslararası denetimlerin tümüyle dışındaysa karanlığa mahkumdur.
İstediğiniz kadar inkâr ediniz, dilediğiniz kadar milliyetçilik yapınız, demokrasiyi göstermelik bir oyuna dönüştürünüz, sonuç değişmez.
***
BBC, dünyada milyonlarca kişiye ulaşan bir haber ağı. Kıbrıs'ın kuzeyine bu kez tuttuğu ayna, yalnızca bir etik tartışma değil, bir rezilliği deşifre eden kapsamlı bir araştırma.
Daha önce DW News'in benzer bir yayınında, "ulusalcı" bir vekilin, tüp bebekle ilgili "cinsiyet seçimi" gibi etik dışı uygulamaların üzerini örtmeye çalışırken sergilediği o telaşlı görüntüler hâlâ hafızalarda... Şimdi ise gazeteci Anna Collinson ve Jo Adnitt’in imzasıyla dünyaya servis edilen gerçekler, bu karanlığın ne kadar derinleştiğini gösteriyor.
***
İngiltere’de yaşayan Beth ve Laura çifti, kuzey Kıbrıs’taki bir klinikte tüp bebek tedavisiyle iki çocuk sahibi oluyor. Aynı sperm donörünü seçtiklerini düşünüyorlar. Ancak yıllar sonra yapılan DNA testleri, iki çocuğun seçilen donör ya da birbirleriyle biyolojik bağı olmadığını gösteriyor.
Bu, ilk ya da tek örnek değil üstelik...
BBC, benzer şüphelerle DNA testi yaptıran ve sonuçları doğrulayan toplam yedi çocuğun ailesine ulaşıyor. Bazı vakalarda yanlış sperm, bazı vakalarda ise yanlış yumurta donörü kullanıldığına dair güçlü bulgular var.
Danimarka merkezli sperm bankası Cryos International üzerinden sipariş verildiğini düşünen aileler, seçtikleri donörlerin kullanılmadığını öğreniyor. Şirketin CEO’su Ole Schou, süreçlerde çok sayıda güvenlik adımı olduğunu ancak “insan hatasının tamamen dışlanamayacağını” söylüyor; buna karşın şirket tarihinde böyle bir vakanın kaydedilmediğini de vurguluyor.
Uzman görüşleri ise daha sert.
İngiliz Doğurganlık Derneği’nden Ippokratis Sarris, tekil bir karışıklığın nadir olabileceğini, ancak aynı ekipte tekrarlanan vakaların “ihmal” hatta “aldatma” anlamına gelebileceğini belirtiyor.
Asıl kritik nokta ise şu...
BBC yazıyor, dünyaya...
"Kuzey Kıbrıs’ın kendine ait doğurganlık yasaları var. Ancak İngiltere’de olduğu gibi klinikleri denetleyen, standartları belirleyen ve gerekirse lisans iptaline gidebilen bağımsız bir düzenleyici kurum bulunmuyor."
Avukat ve aktivist Mine Atlı bu durumu açıkça ifade ediyor: Kurallara uyanlar, bunu devlet zorladığı için değil, kendi tercihleriyle yapıyor.
***
Yani mesele yalnızca bir “tüp bebek hatası” değil.
Bu, denetimsizliğin doğrudan sonucu olan bir yapısal sorun.
Uluslararası sistemin dışında kalan bir alan, yalnızca siyasi olarak değil; sağlık, etik ve hukuk açısından da gri bir bölgeye dönüşüyor.
Yarattığımız bataklık artık saklanmıyor ve dünyanın dört bir yanından görünüyor.






