1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Kayıp Davlos papazı”nın öyküsü… 3
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

“Kayıp Davlos papazı”nın öyküsü… 3

A+A-

Davlos’tan alınarak Livadya’da (Sazlıköy) “kayıp” edilen papaz Papahrisostomos Hristofi Karayorgi’nin biricik oğlu Hristakis Hristofi anlatıyor…

Davlos’tan alınarak Livadya’da (Sazlıköy) “kayıp” edilen “Davlos papazı” Papahrisostomos Hristofi Karayorgi’yle ilgili olarak biricik oğlu Hristakis Hristofi’yle röportajımız şöyle:

SORU: Kaç yaşındasın Hristakis?
HRİSTAKİS HRİSTOFİ:
56 yaşındayım… 1960 doğumluyum…

SORU: Davlos’ta mı doğdun?
HRİSTAKİS HRİSTOFİ:
Hayır, Londra’da doğdum. Annemle babam orada çalışıyordu… Bir yaşıma kadar orada kaldım, sonra Kıbrıs’a döndük.

SORU: O zaman annenle baban Davlos’a döndüydü yani…
HRİSTAKİS HRİSTOFİ:
Evet…

SORU: Davloslu muydular?
HRİSTAKİS HRİSTOFİ:
Evet, her ikisi de Davloslu’ydu… Babamın adı Hrisostomos… Papaz olunca adı Papahrisostomos oldu… Papahrisostomos Hristofi babamın adı. Babam 1915 doğumluydu… Yani 1974’te 58-59 yaşlarındaydı. Annemin adı Maria… 1922 doğumluydu.

SORU: Davlos’tan neler hatırlıyorsun Hristakis? Nasıl bir köydü? Şunu söyleyebilirim, Kıbrıs’ın en güzel yerlerinden biridir, özellikle sahili… Kıbrıs’ın en güzel sahilleri Davlos’tadır…
HRİSTAKİS HRİSTOFİ:
Çok güzel bir yerdi Davlos, huzurlu bir yerdi… Köylüler kendi işlerinde çalışırlardı, tarımla uğraşırlardı, balıkçılıkla uğraşırlardı. Hayvancılıkla uğraşırlardı. Harnıp toplarlardı, zeytin toplarlardı. Yani köylülerimiz işlemeye başka köylere veya şehire gitmezlerdi. Çok fazla zanaatkar yoktu zaten, küçük bir köydü Davlos. Ve her bir köylümüz, kendi malında, kendi topraklarında çalışmaktaydı.

SORU: Köyde büyürken siz, köyün kabaca nüfusu kaçtı?
HRİSTAKİS HRİSTOFİ:
360 kişi kadardı…

SORU: Küçük bir köydü yani…
HRİSTAKİS HRİSTOFİ:
Evet, evet… Küçük bir köydü… Pek çok köylümüz İngiltere’ye göç etmişti. Bazıları Avustralya’ya, bazıları Amerika’ya göç etmişti. Ancak çoğu İngiltere’ye göç etmişti… 1974’ten önceki son yıllarda geri dönüşler başlamıştı Davlos’a, ya emekliye çıkıyorlardı, ya da yurtdışında yaşamaktansa Davlos’un yaşanacak daha iyi bir yer olduğunu düşündükleri için.

SORU: 1974’te 14 yaşındaydın…
HRİSTAKİS HRİSTOFİ:
Evet, 14 yaşındaydım. Ben tek çocuktum…

SORU: Babanız Davlos’un papazı mıydı?
HRİSTAKİS HRİSTOFİ:
Hayır, Davlos’un papazı değildi. Vogolida’nın (şimdiki adı Bafra – S.U.) papazıydı. Haftasonları Vogolida’ya gidip papazlık görevini yapıyordu, hafta içinde de Davlos’taydı.

SORU: Yani Davlos’taki kilisede de görev yapıyor muydu?
HRİSTAKİS HRİSTOFİ:
Hayır… Davlos’ta başka bir papaz vardı bunu yapan. Köyde bir de emekli papaz vardı. Ancak Davlos kilisesinde görev yapan şahıs, genç olan papazdı, emekli olan değil.

SORU: Öncelikle darbeyi sormak istiyorum, 15 Temmuz 1974’te gerçekleştirilen darbeyi… Darbede köyde bir şey olmuş muydu?
HRİSTAKİS HRİSTOFİ:
Kesinlikle hiçbirşey olmadı. Ne çatışma, ne herhangi bir şey, ne kavga, ne dövüş. Yalnızca insanlar neler olup bittiğini takip ediyordu. Lefkoşa’dan uzaktaydılar, köyümüz bu işlere karışmamıştı.

SORU: Peki 20 Temmuz 1974’te ne oldu? Herhalde gene bir şey olmadıydı köyde…
HRİSTAKİS HRİSTOFİ:
Hiçbir şey olmadıydı. Girne’ye giden gemileri görmüştük, uçakları görmüştük, bombalamaları duyuyorduk. Sanırım 22 Temmuz’du, Kantara’da bir bombalama olmuştu. Belki de 21’iydi, emin değilim… Tüm orman yanmaya başlamıştı… Yangını söndürünceye kadar bir hafta süreyle yanmıştı orman…

SORU: Herhangi birisi Davlos’tan ayrılmaya çalışmış mıydı 20 Temmuz sonrasında?
HRİSTAKİS HRİSTOFİ:
Köyde kaldı insanlar… Ancak bazı turistler vardı, onlar da gitmenin uygun bir yolunu bulduklarında ayrıldılar köyden. Çünkü Davlos, turistik bir yerdi. Pek çok ziyaretçi vardı Davlos’ta.

SORU: Otel var mıydı Davlos’ta?
HRİSTAKİS HRİSTOFİ:
Evet, üç otel vardı Davlos’ta o günlerde. Aslında dört otel diyebiliriz… Aslında köydeki neredeyse tüm evler, pansiyon gibi, bazı ziyaretçileri konuk etmekteydi. Evlerinde kalacak yer veriyorlardı ziyaretçilere. Günümüzde kırsal turizm dediğimiz şeyi yapıyorlardı. Eko-turizm dedikleri şeydi Davlos’ta yapılan. Termal banyolar vardı ve sağlıkları için daha çok yaşlı insanlar gelirdi bu termal banyolar için…

SORU: Mineralli sulardı bunlar yani…
HRİSTAKİS HRİSTOFİ:
Sülfürlü su, deniz suyuyla karışıyordu – orada bir bina vardı, banyolar vardı bu binada – suyu ısıtıyorlardı… Sonrasında bir kadın, bu banyoları temizliyordu. Taksiler yaşlı insanları bu banyolara taşıyordu, sonra geri götürüyorlardı yaşlıları. Yaz aylarında tam bir işletmeydi bu… O nedenle köyde sürekli ziyaretçiler vardı. Bu banyolar yaşlıların ağrılarına, sızılarına iyi geliyordu, artrid, ekzama gibi şikayetlere iyi geliyordu.

SORU: Yani 14 Ağustos 1974’e kadar köyde bir şey olmadı…
HRİSTAKİS HRİSTOFİ:
Aslında hiçbir şey olmadı. İlk işgal olduğunda, 20 Temmuz’da, gençler askere gitmişlerdi… Askere gitmek zorundaydılar. Otobüsü, özellikle landrover’i olan daha yaşlı insanlar da gitti ancak geri döndülerdi. İkinci işgal olunca bazıları gitti, bazıları kaldı köyde.

SORU: 14 yaşındaydınız, yani ortaokul birinci sınıfta mıydınız?
HRİSTAKİS HRİSTOFİ:
Üçüncü sınıfı bitirdiydim… Erken yaşta başladığım için okula, öndeydim…

SORU: Bu sürede neler yapıyordun, hatırlıyor musun? Evde miydin hep?
HRİSTAKİS HRİSTOFİ:
Öncelikle neler olup bittiğini öğrenmeye çalışıyorduk. Tek kaynağımız radyoydu ancak radyodan dinlediklerimiz de tam olarak gerçek durumu yansıtmıyordu. “Kıbrıs’ın Sesi” radyosunu da dinlemeye çalışıyorduk, Anamur’dan Bayrak Radyosu’nun yayınlarını aktarıyordu bu… Dinleyip anlamamız için bazı şeyler söylüyorlardı…
14 Temmuz’da yani darbeden bir gün önce bu radyodaki bir yorumcu şöyle bir şey demişti, bunu hatırlıyorum: “Birkaç gün bekleyin da göresiniz, Kıbrıs’ta neler olacak!”

SORU: Bayrak Radyosu’nda mıydı bu yorum?
HRİSTAKİS HRİSTOFİ:
Evet… Bayrak’tan aktarılmış bir yorumdu…Herhalde Bayrak yorumlarını kaydediyorlar, sonra da tekrar yayımlıyorlardı Anamur’daki radyodan.
Tek bilgi kaynaklarımız bunlardı yani. CyBC (RİK) ve Bayrak… Kantara ormanında çıkan yangın sonrasında artık telefonumuz da yoktu. Yani köydeki telefonla dıştan bilgi alma olanağımız da yoktu artık.
Hatırlıyorum, 15 Ağustos’ta komşumuz telaşla evine gelmişti, traktörünü çalıştırdı, köyden ayrılmak için böyle yapıyordu…
Babam ona, “Nere gidiyon be Kiriakos?” dedi. “Neden köyden ayrılıyorsun? Ordu tepenin üstündedir, bizi korur…”

SORU: Askerler neredeydi?
HRİSTAKİS HRİSTOFİ:
Babamın kastettiği Kantara’da bulunan orduydu…
Komşumuz Kiriakos babama, “Oooo….” dedi, “Neler olup bittiğini bilmen sen, akşam ordu oradan ayrıldı, bizi koruyacak hiç kimsecikler da yoktur. Onun için buradan ayrılmalıyız” dedi.

SORU: Akatu’da asker var mıydı?
HRİSTAKİS HRİSTOFİ:
Hayır, yoktu. Sanmıyorum yani… Ne olmuştu, onu söyleyeyim… İkinci işgal ardından enklavda kalmış olan askerler, Akatu üzerinden Davlos’a geliyorlardı… Geliyorlardı, gidiyorlardı, bazıları orada tutuklanmıştı.

SORU: Nereden geliyorlardı yani?
HRİSTAKİS HRİSTOFİ:
Girne’den geliyorlardı, Alevkayası’ndan geliyorlardı, Paşiyammos’tan geliyorlardı. Önce Akatu (şimdiki adı Tatlısu) var, sonra Flamudi (şimdiki adı Mersinlik) gelir ama o kıyıda değildir, sonra da Davlos…

SORU: Sanırım Makarios Druşotis’in kitabında okuduydum, darbe sırasında Akatu’da bazı EOKA-B’ciler, bazı solculara ve Makariosçulara işkence yapmışlardı ve bir tanesi bu işkenceler yüzünden kör olmuştu, gözlerini kaybetmişti…
HRİSTAKİS HRİSTOFİ:
Duymadık bunu, bilmiyorduk…

SORU: Yani Akatu’da asker yoktu, Kantara’daydı ordu demek istersiniz…
HRİSTAKİS HRİSTOFİ:
Evet… Sonuçta komşumuz Kiriakos da traktörü alıp gidemedi çünkü tanklar Trikomo’ya (şimdiki adı Yeni İskele) gelmişti bile… Bazı insanlar küçük araçlarla Ardana’ya gitmişlerdi ve Trikomo’dan yükselen dumanları görmüşlerdi. Tankların Trikomo’ya varmış olduğunu öğrenmişlerdi. Ve köye geri dönmüşlerdi.

SORU: Trikomo’yla Davlos’un arası ne kadardır?
HRİSTAKİS HRİSTOFİ:
12-15 mil kadardır. Çok uzak değildir Trikomo… Oraya nasıl gittiğine bağlıdır, yani Flamudi üzerinden mi yoksa Kantara’ya tırmanıp sonra da Ardana üzerinden mi gideceksin Trikomo’ya. Böylece köyde kaldık… 15’iydi bu… Sanırım 16’sında ateşkes olduydu. Ancak henüz 15 Ağustos’ta artık köyden ayrılmanın yolu yoktu. Bir komşumuz vardı, İngilizce bildiği için BBC haberlerini takip ediyordu, işte bu komşumuz 15’inin sabahı erken saatlerde köyden ayrılmıştı. Sabah saat 4’te… Köyden ayrılmayı başarmıştı yani…

SORU: Balıkçı teknesiyle ayrılamaz mıydınız köyden?
HRİSTAKİS HRİSTOFİ:
O kadar çok tekne yoktu köyde. Teknelerden büyükçe olanını beş asker almıştı – bu askerler Apostol Andreas üzerinden Larnaka’ya gitmişlerdi… Birileri de bu tekneyi alarak aynı yoldan Yalusa’ya dönmüştü, ailesine gitmek için yapmıştı bunu… Tekneyi orada bırakmıştı ve kayalar parçalamıştı tekneyi…

SORU: 15 Ağustos’tu bu… Sonra ne oldu?
HRİSTAKİS HRİSTOFİ:
Enklavda kalmıştık, bunu anladık. Farklı bölgelerden askerler gelmeye başlamıştı…

 

DEVAM EDECEK

Bu yazı toplam 1156 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar