1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. İki katliam, üç tablo…
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

İki katliam, üç tablo…

A+A-

Palekitre kulübüne Eda Gökçe ve Aydan Lisaniler tarafından bağışlanan üç tablonun öyküsü…

 

s1-132.jpg

Lefkoşa’da Ledra Palas barikatını geçip otobüsün bizi beklediği noktaya gidiyoruz… Ressamlarımız Nilgün Güney, Eda Gökçe, Aydan ve Halil Lisaniler geliyor… Ben ve canyoldaşım, Abohor’dan çok değerli arkadaşımız Osman ve Celal Topuz ile Osman Topuz’un hanımı geliyor…

Hüseyin Rüstem Akansoy arkadaşımız, oğlu Erbay’la birlikte doğrudan Latça’daki Palekitre kulübüne gidecek… Dr. Derviş Özer de gelecekti bizimle çünkü o da, Palekitre katliamında yaşanmış olanları en çok kaleme alıp dile getirenlerdendi ancak babası bir beyin kanaması geçirmiş, kendisi babasının yanında, hastanede olduğu için gelemiyor…

Palekitre kulübüne gidiyoruz otobüsle…

Bu akşam yani 29 Kasım 2019 Cuma akşamı, aslında tarihi bir akşam…

1974’te Abohor’dan Palekitre’ye giden (şimdiki adı Balıkesir) bazı Kıbrıslıtürkler, Palekitre katliamını gerçekleştirmişlerdi… Üç-dört Kıbrıslıtürk, Suppurisler’e ait bir evde bulunan Liasi ve Suppuris ailelerinin fertlerini öldürmüşlerdi – çoluk çocuk, kadın, yaşlı ve genç demeden onları kurşuna dizmişler ve Palekitre katliamına imzalarını atmışlardı…

Bu katliam esnasında evde 21 Kıbrıslırum vardı – aralarından ancak dört tanesi sağ olarak kurtulabilecekti…

Bunlardan birisi Petros Suppuris, vurulup yere düşmüş, onu öldü diye bırakmışlardı… Kardeşi Kostas, saklanıp kurtulmuştu… George Liasi, başından ve vücudunun çeşitli yerlerinden vurularak yere düşmüş, öldü diye bırakılmıştı… Liasi’nin ablası Yanulla da belden aşağısı felce uğratılmış vaziyette vurularak bırakılmıştı – kucağında öldürülmüş olan bebeğini taşıyordu, küçük Lukas’ı… Lukas daha iki yaşında bile değildi…

s2-113.jpg

Suppuris’in kardeşçikleri öldürülmüştü, Liasi’nin ablaları öldürülmüştü, anneleri öldürülmüştü…

Bu evlatçıklar sağ kalmışlar, sonra Voni kampına götürülmüşlerdi… Voni kampına götürülmeden önce, köyde yakalanan ve katliamı gerçekleştiren sözkonusu Kıbrıslıtürkler’i teşhis etmişti George Liasi ve gerçekten de bu Abohorlular tutuklanmıştı ancak bir süre sonra bazıları alttan girip üstten çıkarak onların ceza almaksızın serbest kalmalarını sağlamışlardı… Üstüne üstlük, bu evlatçıklar Voni kampındayken – özellikle Petros ve kardeşi Kostas Suppuris – bu çocukların kampta öldürülmeleri için de bazı “girişimler” olduğu anlatılıyor ancak iyi yürekli Kıbrıslıtürkler ve Kıbrıslırumlar, bu girişimleri durdurmayı başarmış olmalılar ki, Petros ve kardeşi Kostas Suppuris, sağ salim Kıbrıs’ın güneyine geçebilmiş…

Bu akşam Palekitre kulübünde, ses ve projeksiyon sistemini kuran da, küçük Kostas Suppuris’ten başka birisi değil – aradan yıllar geçti ama işte o burada, yanıbaşımızda… Sessiz ve sakin, işini sürdürüyor. Petros Suppuris bu akşam aramızda yok çünkü Kıbrıs Havayolları battıktan sonra bir pilot olarak ancak Londra’da iş bulabilmiş, orada Wizz Air’de çalışıyor ve Kıbrıs’a gelemiyor bu etkinlik için bu akşam…

George Liasi ve kardeşi Panayotis Liasi burada… George’un kızı Maria da burada… George Liasi, alnında yara iziyle kürsüye çıkacak bu akşam ve barış mesajı verecek… Tıpkı bir başka katliamda, Muratağa-Atlılar-Sandallar katliamında tüm ailesini yitiren Hüseyin Rüstem Akansoy arkadaşımız gibi… Hüseyin Rüstem Akansoy da yüzleşme çağrısı yapacak ve barış için tarihimizle yüzleşmenin kaçınılmaz olduğunu söyleyecek…

Palekitre kulübüne parti parti gelen insanlar, Liasi’yi ve Akansoy’u dinlemeye geldiler…

s3-054.jpg

Biz de YENİDÜZEN ve POLİTİS’teki okurlarımızın yardımlarıyla “kayıplar” konusunda neler yaptığımızı fotoğraflarla anlatıyoruz…

Elias Dimitriu’yla birlikte organize ettik bu akşamı – Elias, AKEL Yeniden Yakınlaşma Bürosu’ndan, kendisi de bir “kayıp” yakını… Dedesi Timbu’dan (Ercan civarı) hala “kayıp”… Ailesinden başka “kayıplar” da vardı, onların gömü yerleri bulunup defnedildi… Elias Dimitriu’yla birlikte yıllardır “kayıplar” konusunda güzel bir işbirliğimiz var… Onunla yaptığımız organizasyonlar çerçevesinde EDON’la işbirliği yaparak en az 500 Kıbrıslırum gence “kayıplar”ı anlattık, hem Kıbrıslıtürk, hem Kıbrıslırum “kayıplar”ı anlattık, katliamları anlattık, hem Palekitre, hem Galatya, hem Muratağa-Atlılar-Sandallar, hem Dohni, hem Aşşa-Afanya katliamlarını anlattık… Tarih kitaplarında okutulmayanları aktardık gençlere, gözleri açılsın, araştırsınlar ve ne tür bir ülkede yaşadıklarının farkına varsınlar diye…

Liasi konuşuyor ve Nazım Hikmet’in şiirlerinden alıntılar yapıyor… Hüseyin Rüstem Akansoy konuşuyor… Yaşadıklarını anlatıyor… Henüz 17-18 yaşındaki bir gençken, dünyasının nasıl karartıldığını aktarıyor…

AKEL Meclis Grubu sözcüsü Lukaidis konuşuyor… Sevgili Hasan, simultane Türkçe-Rumca çeviri yapıyor…

Ardından plaketler veriliyor: Ressam Nilgün Güney, “Gerçeğin Rengi” sergisinin hazırlanmasında kilit rol oynamıştı, kendi stüdyosundan genç ressamlar ve bazı Kıbrıslırum ressamlarla birlikte sekiz ay süreyle gönüllü ve insani biçimde bir sergi hazırlamak için birlikte uğraş vermiştik. Nilgün Güney’in öğrencileri Eda Gökçe ve Aydan Lisaniler bu akşam aramızda… Eda Gökçe, Palekitre katliamını konu alan iki yağlıboya tablosunu, Palekitre kulübüne bağışlıyor… Aydan Lisaniler de, Muratağa katliamını konu alan bir yağlıboya tablosunu kulübe bağışlıyor…

Eda’nın resimlerinin birisinde Petros Suppuris görülüyor, önünde küçük bir kutu, içinde toplu mezarda yakınlarının üstünden çıkarılan eşyacıkların olduğu kutu… Bu kutuları – ailesinden altı kişi öldürülmüştü, beşinden geride kalanlar bulundu, bir kardeşçiği hala kayıp – ilk kez Nilgün Güney sanat stüdyosundaki ressamlar için açarak içindekilerini genç ressamlara göstermişti Suppuris… Resim bunu yansıtıyor…

s4-021.jpg

İkinci resim de Palekitre’deki toplu mezarda bulunan “kayıplar”ın üstündekiler: Suppuris’in annesinin ful küpeleri, kardeşçiklerinin ayakkabıcıkları, bir saat, bir kravat…

Aydan Lisaniler’in Muratağa’da bir kapıyı çizdiği resim, aslında Hüseyin Rüstem Akansoy’un evinin kapısını yansıtıyor… Kurşunlarla delik deşik olmuş bir kapı bu… Hep birlikte Muratağa-Atlılar-Sandallar toplu mezarlarına gitmiştik ve Hüseyin Rüstem bize evini de göstermişti… Aynı şekilde Palekitre’deki toplu mezar yerine de gitmiştik…

Şimdi işte bu kulüpte, 1974’ün bu iki katliamından resimler duvara asılacak… Palekitre ve ve Muratağa katliamlarından bu yağlıboya tablolar, kulüp binasında duvarda asılı kalacak… İnsanlar gelip bu tabloları her gün görebilecek…

Kıbrıs’ta toplumlarımız, siyasi elitlerden her zaman daha öndedirler – Kıbrıs’ta toplumlarımız, bir yüzleşme için adımlarını çoktan atıyorlar, sürekli adımlar atıyorlar, sürekli bu tür toplantılar yapıyoruz, konuşuyoruz, anlatıyoruz ve bu katliamlardan sağ kurtulmuş veya bu katliamlarda en yakınlarını yitirmiş olanlar, barış ve uzlaşı çağrısında bulunuyor…

İki Toplumlu Kayıp Yakınları ve Savaş Mağdurları Örgütü BİRLİKTE BAŞARABİLİRİZ, bu akşamki etkinliğin ortak organizatörlerinden zaten ve Hüseyin Rüstem Akansoy da bu örgütün liderlerinden birisi…

Plaket alanlar arasında o da var… Plaketleri, Palekitre kulübü takdim ediyor bizlere ve Dr. Deviş Özer’in plaketini kendi gelemediği için Abohor’dan gelen Celal ve Osman Topuz’a veriyoruz, onlar Derviş Özer’e ulaştıracak plaketini…

Plaket alanlar arasında Osman Topuz da var… Topuz ailesi, insaniyeti ve “kayıplar”ın gömü yerlerinin bulunmasında, özellikle Palekitre toplu mezarının bulunmasında oynadıkları önemli rol nedeniyle onurlandırılıyor bu akşam – Osman Topuz arkadaşımızla gurur duyuyoruz çünkü o Kıbrıs’ta insanlığın bir simgesi… Abohor’dan katiller çıkabilir ama insan gibi insanlar da çıkabilir – bize bunu gösteriyor hareketleriyle Osman Topuz ve o, en büyük övgülere layıktır… Ama kendisi de, kardeşi Celal da son derece mütevazi insanlar… Alpay Topuz arkadaşımız da öyle… Onlar, Abohor’un ve Mesarya’nın aydınlık yüzleri, insani yüzleri…

Bu gecenin organize edilmesini George Liasi istemişti – Dizdarköy’de (Nissu) düzenlediğimiz benzer bir geceyi çok beğenmiş ve Palekitre kulübünde de bunu yapmamızı o istemişti…

Etkinlikten sonra kulüpte ufak bir yemek veriyorlar ve sonra da barikata dönüyoruz yeniden… Elimizde çiçekler ve plaketlerimizle…

Bu gecenin organizesini yapan, emek veren, geceye katılan herkese çok teşekkür ederim…

 

 

Bu yazı toplam 837 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar