1. YAZARLAR

  2. Serhat İncirli

  3. UBP’ye oy vermeye devam edin; Anavatanın katkıları ile size bol bol davul tozu ve minare gölgesi getireceğiiiiiz…
Serhat İncirli

Serhat İncirli

UBP’ye oy vermeye devam edin; Anavatanın katkıları ile size bol bol davul tozu ve minare gölgesi getireceğiiiiiz…

A+A-

Sizeeeee, onlarca minare gölgesi hediye ettik!

Sizeeeeee, davul tozu getirdik!

-*-*-

Nutuk sallayan kişi iyi bir hatipse; vurgulayacağı yeri, alkışlatacağı konuyu iyi bilirse ve karşısında kendisini dinleyenler yüzde 90 yağcıysa, yukarıda yazdığım iki cümledeki “minare gölgeleri” ve “davul tozu” elbette işe yarar!

-*-*-

Ahali coşar!

Ahali size oy da verir hatta vermeye de devam eder!

Bakınız, genelde 1974 sonrası UBP!

Ve bakınız, özelde 1974 sonrası Güzelyurt ve Lefke!

-*-*-

Nasıl mı?

Çok basit birkaç< örnekle açıklamak istiyorum…

Güzelyurt ve bölgesi ile alakalı olarak 1974 sonrasında yürütülen siyaset, yüzde 100 başarısız siyasettir.

Güzelyurt, her şeyiyle bitirilmiştir ve hiçbir şekilde “bizim” olamamıştır.

-*-*-

1974 öncesi bu bölgede doğmuş ve yaşamış bir insanım…

Bugünkü Yeşilyurt (Pendaya) doğum yerimdir…

Orada var olan, ülkenin en modern hastanesinde hayata gözlerimi açmışım…

Neden en modern hastane?

Çünkü, Amerikalıların ve İngilizlerin maden şirketince yapılmıştı…

Peki 1974 sonrası bu hastane ne oldu?

Elbette ayaktadır ama günümüz hastaneleriyle herhalde kıyaslanacak değildir.

Geliştiremedik mi?

Geliştiremedik!

Peki başka hastane yapabildik mi?

Hayır!

Yüzümüze gözümüze bulaştırdık!

Güzelyurt kent merkezi yakınlarına, giriş kapısı bile tersten (Çünkü Türkiye’ye göre yapıldı) bir karkas inşaat diktik, akabinde de gençler gizlice sevişsin ve arada bir ot çeksin diye öyle bıraktık!

-*-*-

Hastaneyi geçtim…

Peki narenciye?

Yüzlerce dönüm narenciye kurutuldu.

12 tane paketleme fabrikasının Rumlar tarafından, tarafımıza, “ganimetasyon sistemi” ile aktarıldığı bölgede, şu anda narenciye pazarlayamaz noktadayız.

Fabrikalar, ya yıkıldı ya da bir iki tane kaldıysa onlar da ahristo!

-*-*-

Pendaya, Prastyo, Zodya ve Omorfo, yani Yeşilyurt, Aydınköy, Bostancı ve Güzelyurt, bir birinden güzel Rum evlerinin olduğu yerleşim birimleriydi…

İnsanlar çok zengindi.

Ve bunu gözle anlıyordunuz.

Bakın bakalım, 1974 sonrası buralara ne yapmışız?

Yedik, yuttuk, yıktık; birkaç apartman, üç beş ev dışında yaptığımız hiçbir şey yok.

-*-*-

Bölgede Amerikalıların maden işletmesi kapatıldı.

Biz kirini bile kaldıramadık.

-*-*-

Bölgede nüfusu koruyamadık…

Herkesi memur yaptık, Gönyeli’ye taşıdık.

Ama hala yok müze yapıyorduk, yok şehitlik inşa ediyorduk derken, 24 saat yalan söyleyip, insanlara hamasi gaz vermekten başka hiçbir şey yapmıyoruz.

-*-*-

Gemikonağı’nda yasal liman öldü…

Dünya’nın resmen tanıdığı Karavostasi adlı yasal gümrük, Osmanlı yalanları ile bitirilmiştir…

-*-*-

Yol bile yapamadık…

20 senedir Lefke – Güzelyurt yolu bitirilemedi…

Ve ayıptır söylemesi, belki de tüm bölgeye en büyük özel yatırımı, İsrailli iş insanları yaptı…

-*-*-

Soli, Vuni gibi Dünya kültür mirasının belki de en değerli antik kalıntıları bu bölgededir…

Kıbrıs’ta ilk insanların yaşadığı 10 bin yıllık Petra tou Limnitis, yine bu bölgededir…

Lefke, tarihi değeri ölçülemez büyük bir değerdir…

Güzelyurt’taki Ay Mamas Kilisesi, paha biçilmez bir özel markadır.

-*-*-

Yıllardır, “verdik veriyoruz, 29 +, Gali Fikirleri, ebenizin çörekleri” derken, müzakerelerde en çok bu bölgeyi iğfal ettik.

Ama hamasi nutukları hiç elden bırakmadık!

Utanmasak, “Omorfo da Osmanlı toprağıdır; Abdullah Paşa Vakfı’nın tapulu malıdır” diyeceğiz ama galiba Maraş’taki yalanlardan bir miktar utanmış olmalıyız…

-*-*-

Osmanlı torunu, Osmanlı toprağı, Türk kanı, Türk Bayrağı derken; Güzelyurt’ta şimdi vekil sayısı da 3’e geriledi…

-*-*-

Sonuç mu?

Değerli Güzelyurt ve Lefke bölge ahalisi; UBP’ye oy vermeye devam edin; Anavatanın katkıları ile size bol bol davul tozu ve minare gölgesi getireceğiiiiiz…


Tatar’ın ‘görevden alınma’ ya da ‘federal çözümün fanatik savunucusu’ yapılma olasılığı!

İngiltere'de yayımlanan Financial Times (FT) gazetesi geçtiğimiz gün Türk Lirası'nın değer kaybetmesine, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın izlediği politikaların neden olduğunu savundu.

Gazete konuyla ilgili başyazısında, kurdaki sorunun ise Erdoğan'ın "dengesiz politikaları" ve Merkez Bankası üzerindeki etkisinden kaynaklandığı iddia etti…

Erdoğan bu suçlamayı veya eleştiriyi kabul etmiyor…

“Haklıyım, göreceksiniz enflasyon düşecek, ben ekonomistim” diyor…

-*-*-

BBC’nin haberine göre, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin dün başlayan ve bugün sona ermesi planlanan toplantılarında Osman Kavala ile ilgili alacağı karar, Türkiye'nin Avrupa ile demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları ile ilgili ilişkilerinde çok daha olumsuz yeni bir sürecin başlangıcını oluşturabilir.

Konsey'i oluşturan 47 ülkenin temsilcileri, Türkiye'nin 4 yıldır cezaevinde tuttuğu Osman Kavala'nın yargılandığı davada Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (AİHS) ihlal ettiği gerekçesiyle "ihlal sürecini" başlatıp başlatmamayı oylayacak.

Üçte iki çoğunluk sağlanması halinde Türkiye'ye yaptırıma varacak bir süreç başlamış olacak.

Aynı şekilde, Türkiye, HDP eski Eş Başkanı Selahattin Demirtaş konusunda da benzer baskı altındadır…

-*-*-

Türkiye, ekonomik anlamda iyiye gitmiyor…

Eminim Erdoğan ve çevresindeki herkes bunun farkındadır…

Ve hepsinden önemlisi, “bu iyi gitmeyişin sebebinin” Erdoğan’ın “katı” tavırları olduğu da gayet nettir…

Nitekim, İsrail ile ilişkilerin yumuşatılması, “FETÖ’nün finansörü şerefsiz BAE” denilen ülke ile 10 milyar Dolarlık kırmızı halılı karşılamalar yapılması dikkat çekicidir…

-*-*-

Tutucu, milliyetçi, Erdoğancı ve biatçı kesim elbette bu konularda Türkiye’nin siyasetine toz kondurmayabilir ama gidişat; mevcut katı dış siyasetin yumuşatılmasını emretmektedir.

Eğer yumuşama olmazsa, ekonomik kötüleşme artacaktır.

Yumuşama olması da, Kuzey Kıbrıs üzerinden sürdürülen “uzlaşmazlık – çözümsüzlük ve ağır ağabey” tavrına da etki edecektir.

Bu son söylediğim olursa, Ersin Tatar’ın bir yıl içinde, bir şekilde “görevden alındığına” ya da “federal çözümün en fanatik savunucusu” yapıldığına tanık olma olasılığımız bulunmaktadır.

“Mümkün değil” mi diyorsunuz?

Bir yıl önce, “Şerefsiz Birleşik Arap Emirlikleri” diye manşet atanların, geçen hafta Veliaht Prens Muhammed bin Zayed el Nahyan'ı kahraman olarak karşılamış olmasına dikkatinizi çekmek istiyorum…


57ab4281.jpg

Halk mı yoksa müteahhit mi? Proje GAÜ’nündü… GAÜ, 2017’de bitirecekti. Para sıkıntısı oldu. Bitirilemedi. 2020’de GAÜ’nün devlete borçlarının bir kısmına karşılık, hastane devlete geçti. Aynı yıl ihaleye çıkıldı, Ali Pilli, “sene sonu bitmezse istifa ederim” dedi. Bitmedi. Çünkü müteahhitler “mağdur olduk” diye Ersan Saner’e ağlayıp, sızladı. 17 müteahhitten 15’i, bu ihaleye tüzük gereği katılamamıştı ve “mağduruz da mağduruz” diye ağlayınca Saner ihaleyi iptal etmişti. Bu sene ikinci kez ihaleye çıkıldı. Ama yasal sorunların yanında, dövizdeki felaket ihaleyi yine iptal ettirdi. İhalenin iptal edildiğini dün Resmiye Canaltay bizzat bana açıkladı… En başta “müteahhitlerin mağdur edilip, halkın mağdur edilmemesi” seçeneği tercih edilmeliydi. Bu noktada hem Ersan Saner’in hem de Müteahhitler Birliği yönetiminin bu topluma özürden daha büyük borcu bulunmaktadır. Ali Pilli n’apan? Saner n’apar? İyidir inşallah! Faiz beye de selamlar… E hat, hastane mefta ey cemaat – ruhuna el Fatiha!

Bu yazı toplam 1744 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar