1. YAZARLAR

  2. Ongun Talat

  3. Siyaset ve özel yaşam
Ongun Talat

Ongun Talat

Siyaset ve özel yaşam

A+A-

Bazı şeyleri konuşabilmek için önce asgari bir müşterekte buluşmamız gerekiyor; eğer bir kutsalımız olacaksa bu kutsal özel hayatın gizliliği ve dokunulmazlığı olmalıdır...

Hangi toplumsal statüde olursanız olun, hangi toplumsal rolleri yerine getiriyorsanız getirin, aileniz ve yakın çevrenizden müteşekkil özel yaşamınız mahremiyet güvencesi altındadır.

Burada dokunulamaz bir hukuki güvenceden, bir insan hakkından bahsediyoruz. Bu nedenle bu ön kabulden hareket etmekten başka her yol bizi yanlış yerlere çıkarır.

Siyasetçi statüsündeki bir kişi söz konusu olduğunda madalyonun bir yüzünde bu temel ilke dururken, diğer yüzüne kamusal bir şahsiyet olmanın getirdiği bambaşka bir gerçeklik oturur. Bu gerçeklik siyasetçinin özel yaşamının kamunun umurunda olmasıdır.

Özel yaşamlarına bu daveti aslında en başta siyasetçiler yapar. Daha doğrusu bu davet modern siyaset kurumunda siyaset yapma biçiminin unsurlarından birisidir.

Siyasetçiler, özellikle siyasi liderler, özel yaşamlarına daveti PR faaliyetleriyle yapmış olurlar. Örnek birer özel yaşam sürdükleri imajında birbirleriyle yarışırlar.

Güvenilir, dürüst ve samimi olurlar. Halktan biri ya da iyi aile babası olurlar...Şefkatli örnek bir anne, sadık bir eş, hayırlı bir evlat, sorumluluklarını yerine getiren birer birey olurlar.

Reklamcılar tarafından siyasetçilere içten, samimi, sahici görünmeleri gerektiği anlatılır. Nasıl hissettiklerini, duygularını ifade etmekten asla çekinmemelidirler.

Siyasete duygusal öğelerin hakim kılınması siyasetin bir nevi ideolojik öğelerden arındırılmasıdır. Bu siyasete psikolojik kavramları dayatan bir süreçtir.

Burada sosyolog Richard Sennett’e kulak verelim. Sennett Kamusal İnsanın Çöküşü adlı kitabında 19. Yüzyılda ortaya çıkan bu süreci “özel olanın kamusal olana dayatılması” olarak ifade eder. 1848 Devrimlerinde ortaya çıkan duygularını ifade eden politikacı profili bugün siyasette “sahicilik” ile ilgili anlayışın kökenini oluşturmaktadır.

“.....Çıkarları kendi inançlarına, seçmenlerine ya da ideolojisine yabancı olan grupları da cezp edebilen bir lideri “güvenilir” “karizmatik” ve “inanılır” olarak betimleme eğilimindeyizdir. Modern bir politik liderin, “Özel yaşamımı boş verin; benimle ilgili olarak bilmeniz gereken tek şey ne kadar iyi bir temsilci ve yönetici olduğum ve görevim esnasında neler yapmak istediğimdir.” düşüncesinde ısrar etmesi intihar olurdu......”*

Bugün siyaset alanı kişilik betimlemelerinin işgali altındadır. Onurlu, gururlu olmak, eğilip bükülmeden dik durmak, özü sözü bir olmak, gönlü zengin, ağırbaşlı, kararlı, atılgan gözü kara olmak..

Bütün bu kavramlar kişilik özellikleriyle yani özel olanla ilintilidir. Buna rağmen kamusal olan siyaset için vazgeçilmez değerler haline gelmişlerdir.

Bu durum şu anlama gelmektedir; insanlara kendini açma ve bunun üzerinden destek isteme siyaset yapmanın gereği ise, o zaman siyasetçinin özel yaşamının mahremiyeti de büyük bir tehlike altında demektir.

Bugün tartıştığımız kayıtlar ve siyasi şantaj meselesine bu boyutuyla baktığımızda siyasetçiler ve onların aile yakınlarının ne kadar ağır bir yük altında olduğunu görürüz.

Diğer yandan işin içinde siyasi saldırı, tehdit ve şantaj varsa siyasetçinin özel yaşamındaki bir husus artık doğrudan doğruya kamuya yöneltilmiş bir silah haline gelmiştir.

Siyasetçinin şantaj sonucunda yapacağı icraatlar, vereceği avanta ve tavizler, kamunun zararına, özel kişi ya da çıkar gruplarının faydasına fiil ve eylemler bütün toplumu etkileyecektir.

Siyasi süreçlerin belden aşağı saldırılarla dizayn edilmeye çalışılması siyaset kurumunu bütünüyle çökertebilir.

Şimdi yazının başında belirttiğimiz “kutsalımızı” hatırlayalım. Özel hayatın dokunulmazlığı temel bir insan hakkıdır demiştik.

Bir siyasetçiye özel hayatıyla ilgili bir şeyle saldırmak ise bu temel insan hakkının ihlalinden daha da tehlikeli bir mana taşımaktadır.

Böyle bir saldırı sadece ilgili kişinin kendine ve ailesine değil, demokratik işleyişe, daha doğrusu demokrasinin kendisine de yapılmış olur.

O yüzden hangi parti bünyesinde yaşanırsa yaşansın bu sorun bütün bir siyaset kurumunun sorunudur.

Zira böyle yöntemlerin hakim kılınmasından aktif siyasette bulunan kimse ama hiç kimse kazançlı çıkamaz...


*Kamusal İnsanın Çöküşü, R. Sennett, Ayrıntı Yayınları, 2019, s.42-43

Bu yazı toplam 922 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar