1. YAZARLAR

  2. Ongun Talat

  3. Sivilleşmeden aşağısı kurtarmaz
Ongun Talat

Ongun Talat

Sivilleşmeden aşağısı kurtarmaz

A+A-

Sedat Peker’in Kutlu Adalı cinayetiyle ilgili ifşaatıyla başlayan süreç hem Kıbrıs’ın kuzeyinde hem de Türkiye’de 90’lı yılların karanlıklarını aydınlatabilecek bir pencere açtı.

Bir çok gazeteci 25 yıldır aydınlatılamamış olan bu suikastın ayrıntılarını açığa çıkarmak maksadıyla dönemin tanıklıklarına başvurdular. Bu tanıklar aynı zamanda Peker’in olayın sorumluları arasında saydığı isimleri de kapsıyor.

Mesele eşelendikçe altından çıkanlar, birbirini teyit eden beyanatlar yıllardır tahmin edilen ancak “askeri makamlar” engeline takılarak kör bir kuyuya mahkum edilen ilişki ağlarının ortaya serilmesi sonucunu doğurdu.

Şimdi olayın yeniden soruşturulması talebi geniş kesimler tarafından güçlü bir şekilde dile getiriliyor. Tahkikatla görevli Polis Genel Müdürlüğü’nün harekete geçmesi beklentisi yükselirken, halk bu makamın askeri otoriteye bağlı olmasının yarattığı zafiyetle bir kez daha yüzleşmiş oluyor.

Türkiye’de soruşturma açılma kararı alınmış olmasına rağmen bizde böyle bir tasarrufta bulunulacağı yönünde henüz herhangi bir emare mevcut değil. Meclis çatısı altında kurulması kararı alınan araştırma komitesi dışında herhangi bir girişimden ısrarla kaçınılıyor.

Cinayetle bağlantılı olan isimlerin ortaya çıkarılması toplum vicdanı açısından hiç de yabana atılır bir hedef değil. Ancak siyasi bir perspektiften bakıldığında konu yalnızca bundan ibaret de değil.  

İdrak etmemiz gereken başlıca şey bu sürecin 74 sonrası Kıbrıs’ın kuzeyinde tesis edilen düzenin meşruluğunun sorgulanmasına vesile olması bakımından bizlere önemli bir fırsat sunuyor olması.

Zira Adalı cinayetinde yaşananlar iç güvenlikten sorumlu makamların GKK ve KTBK aracılığıyla Türkiye Genelkurmay’ına bağlı olmasının ne kadar sakıncalı olduğunun birebir örneğini teşkil ediyor.

İlgili dönemde görevde olan siyasetçiler de dahil olmak üzere tüm tanıkların ortaya koyduğu inkar edilemez bir gerçek var; Adalı cinayetinin etkin bir şekilde soruşturulması askeri makamlar tarafından engellendi.

Hal böyleyken bir avuç aydının sosyal medya paylaşımları, sınırlı sayıda siyasetçinin bireysel açıklamaları ve BMBP adına kaleme alınan bildiri dışında konunun sivilleşme boyutunun yeterince gündeme getirildiğini söyleyemeyiz.   

Oysa tüm bu tartışmalar özellikle muhalefet tarafından doğru yönlendirilebilirse geniş toplum kesimlerinin tüm farklılıklarına rağmen ortak bir talebi paylaşmalarının önünü açabilir. Asgari bir müşterek etrafında bir araya gelebilir, bu olayı politik bir talebe tercüme etmek bakımından ciddi bir potansiyeli harekete geçirebiliriz.

Bu asgari müşterek, bu politik talep sivilleşmedir. Daha somut olarak ifade etmek gerekirse Kıbrıs’ın kuzeyinde sivilleşmenin ilk adımını oluşturacak olan polisin sivil otoriteye bağlanmasıdır.

Anayasanın geçici 10. Maddesinin özellikle iç güvenliği ilgilendirdiği oranda hiçbir rasyonel tarafının olmadığını, polisin sivil otoriteye bağlanmasının demokratikleşme bakımından ne kadar elzem bir talep olduğunu bu denli açıkça ortaya koyan bir fırsatı harcama lüksümüz yok.

Bu nedenle bu tartışmaların merkezine sivilleşmeyi yerleştirmekle ilgili tarihsel bir sorumluluğumuz var.

Aksi halde bu yurdun geleceğiyle ilgili önemli bir fırsatı daha heba etmeye oldukça yakınız...

 

Bu yazı toplam 569 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar