1. YAZARLAR

  2. Serhat İncirli

  3. Kaç kişi kaldık ki?
Tayfun Çağra

Tayfun Çağra

Para, geleceğe galip geldi

A+A-

Hortumu bilmezdik önceleri…

Uzak diyarların bir doğa olayı olarak izler, buralara yabancı bir doğal afet olarak görürdük.

İlginç de gelirdi bize… Nasıl olur, nasıl oluşur, önüne gelen herşeyi nasıl içine alır, nasıl taşır, nerelere götürür diye düşünürdük.

Bazen küçük bir hortumcuk olur, topaç gibi döner, oradaki toprağı biraz yerinden oynatır, biz de eğlenirdik.

‘Hortum’ dediğimiz olayı artık yakından tanır, şahsen yaşar olduk…

Merağımızı da gidermiş olduk böylece…

Merağımızı pahalıya ödedik ama bu sefer…

Keşke tanımasak, bilmeseydik… Küçüklüğümüzdeki gibi bir tutam toprağı kaldıran hortumcuklar kalsaydı!..

***

Yakın zamanda da geldi hortumlar… Denizde çıktı, yürüdü, gitti…

Bazen az zararlar verdi, korkuttu ve yine gitti…

Bu kez fena vurdu.

Yaralanmalar da oldu, mal kayıpları da…

Doğa da zarar gördü, derin izler bırakarak gitti.

Hortumlar artık hayatımızın bir parçası haline geldi.

Amerika’da, Uzak Doğu’da olur sandığımız hortumlar yer tanımıyor artık… Dünyanın her yerinde…

İklim değişikliği dünyayı daha da küçük hale getirdi.

Artık her türlü iklim dünyanın her yerinde…

Kuraklık, daha önce olmayan yerlerde… Yağmurlar, fırtınalar, hortumlar da aynı şekilde… İklimler artık ikiye iniyor gibi… Yazdan kışa, kıştan yaza geçer oldular… Arada baharlar yok.

***

Daha çok kâr, daha çok para, daha fazla güç elde etmek için dünyanın yer altı ve yer üstü kaynakları insafsızca kullanıldı.

Kullanılırken sonrası düşünülmedi. Bir yatırım yapılırken, bir fabrika çalışırken, bir santral elektrik üretirken maliyetinin düşüklüğü dikkate alındı ama düşük maliyetle en fazla kâr elde edilmeye de özen gösterildi.

Düşük maliyet, fazla kâr.

Bunun sonucu işte şimdiki iklim değişikliği…

Aşırı sıcaklar, kuraklık veya tam tersi, fırtınalar, seller, hortumlar, doğal afetler…

Sermayedarlar, emperyalist ülkeler özellikle… Teknoloji geliştikçe daha fazla kârın daha düşük maliyetle elde edilmesini de programladılar adeta…

Örneğin, santralların bacalarına filtre takılmadı, fabrikaların atıkları derelere, göllere verildi, nükleer silah-bomba denemeleri arttı, yeraltı kaynağı olan ama kendisi yararlanamayan fakir ülkeler emperyalistlerin kârları uğruna savaşa sokuldu, gelir adaletsizliği arttı, dünyanın altı daha çok para uğruna oyulurken, çıkan karbondioksit gazları havaya verildi.

Doğa, bozulan sağlığını tekrar elde etmek için savaş açtı insanlığa…

Doğal afetlerle karşılık vermeye başladı.

İnsanın bilmediği, görmediği, tanış olmadığı doğal olaylar yaşanmaya başladı. Buzullar fazla ısınmadan dolayı sürekli eriyorken, öte yandan seller, hortumlar dünyada cirit atar oldu. Seller, önüne geleni almaya, sürüklemeye, intikam almaya devam ediyor…

Aşırı betonlaşma, çarpık kentleşme depremlerin en çok sevdiği sonuçları verir oldu.

Peki insan ders alıyor mu, aldı mı?

Ne yazık ki öyle bir şey görülmüyor.

Seçimi kaybeden ve henüz ABD’nin şimdiki başkanı Trump, seçimden önce Paris İklim Anlaşması’ndan çekildiğini duyurmuştu. Elde edilen parayı destekçileriyle birlikte anlaşmayla azaltmak istemedi. Para, sağlıklı geleceğe galip geldi.

***

Acil önlemler alınmazsa 1 yıldır dünya gündeminde olan corona gibi virüslerin artarak devam etmesi beklenebilir.

Bir tarafta kuraklık, bir tarafta seller felaketi daha büyük boyutlara taşır… Ertesi gün kuraklık da, seller de yer değiştirir. Kuraklığı yaşayan selleri, selleri yaşayan kuraklığı da yaşar. Doğa, kendini korumak için her tarafta savaşı sürdürür ve bunun için, yani sağlığı için tüm gücünü gösterirken, saygısızlığa en şiddetli şekilde yanıt verir.

Yine mi akıllanmaz insan?

O zaman yine cezalandırır…

Ta ki doğayla barışık gelişmeyi öğrenene kadar…

foto1-009.jpg

foto2-015.jpg


‘Taş yerine oturmadı’

Ersan Saner, hükümeti kurmayı başaramadı, iade etti Ersin Tatar’a…

Oysa ki iddialıydı, kuracaktı, azınlıktı, teknotrattı, ne olursa olsun bir şekilde hükümeti kurmak için arayışlardaydı.

Hatta UBP Kurultayı’nın 2. turu da Ersan Saner için bozulmamış mıydı?

Yani Saner UBP Başkanı olsun, ondan sonra Başbakan olsun gibi bir ‘darbe’ olmamış mıydı!

Yoksa ‘Faiz Sucuoğlu UBP Başkanı olmasın da ne olursa olsun’ muydu gaile…

Oysa ki Sucuoğlu da Başkan olsa, ardından Başbakan olsa da yine UBP, söyleneni yapmaya hazır bir parti olarak her zaman oradaydı. İsim farketmezdi aslında…

Neyse, Kurultay’ı yaptırmadılar, hükümeti kurma görevini Ersan Saner’e verdiler ama olmadı.

“Herkes elini taşın altına koysun” dediler ama o taşın altına konan eller galiba fazla şey istediler.

Ellerde fazla şey olunca bu kez taş yerine oturmadı ve hükümet de olmadı.

İlginçtir, yamalı-bohçalı da olsa UBP hükümetinin kurulması için Ankara’dan bir müdahale olmadı mı merak ettim!

“Tatar’ı Saray’a çıkardık yeter” mi dendi!..

Yukarıda yazdığım gibi UBP Başkanı da iradeye bırakılmamıştı oysa…

Şimdi ne oldu peki, müdahale olmadıysa neden olmadı!

Alıştık bir kere… Müdahale bekliyoruz. Olmuştur belki, birşeyler veya birileri zorlanmıştır hükümet için ama dedim ya, taşın altına konan! ellerde tutulanlar yeterli, yani tatmin edici gelmemiştir.

Yani o taşın altındaki eller, hizmet için değil, demek ki her zaman olduğu gibi ne yazık ki birşeyler kapmak için oradaydılar ama olmadı.

Şimdi Tufan hoca aldı görevi… Kursa bir türlü, kurmasa başka türlü… Bakalım ne olacak!

foto3-003.jpg

Bu yazı toplam 970 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar