Lefkoşa Türk Belediyesi’nin ve Başkanının Statüsüne Dair…
Cyprus Forum (Kıbrıs Forumu) etkinliğinde Lefkoşa Türk Belediyesi (LTB) ve Lefkoşa Belediyesi (Rum) başkanlarının unvanlarının olmayan bir statü (Lefkoşa’nın Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum liderleri) üzerinden kaydedilmesi üzerine önce LTB Başkanı Harmancı ardından da Lefkoşa Belediye Başkanı Pruntzos etkinliğe katılmaktan çekildi. Kriz yaratanlar da, LTB Başkanına “LTB Başkanı” dememek için LTB’yi ret ve inkâr etmek için her zaman baskı, girişim ve dahi tehdit yapan Kıbrıslı Rum faşist örgüt ve siyasileridir.
LTB Başkanı olarak görev yaptığım dönemde bu konuda yaşadıklarımı paylaşmakla, bugünlerde yaşananların kamuoyunda daha sağlıklı tahlillere katkı yapacağını umuyorum. 2002 yerel seçimlerinde CTP’nin LTB başkan adayı kampanyalarımızda ana sloganımız “Açık” idi; diğer mesajlar yanında Lefkoşa’yı dünyaya açacağımıza, LTB’nin uluslararası meşru kimliğini canlandıracağımıza, Kıbrıslı Türklerin hak ve çıkarları için uluslararası siyasette bu kimliği kullanacağımıza da vurgu yapıyorduk. Seçilip göreve başlayınca bu doğrultuda girişmelere başladık; adadaki ABD, İngiliz, etkili Avrupa ülkeleri Büyükelçileri ile ikili görüşmeler başlattık. Onlara çok basit olarak anlattık… Eğer bu Kıbrıs Cumhuriyeti’ni 1960 Anayasası ile meşru bir devlet olarak kabul ediyorlarsa, o anayasada var olan LTB’yi de meşru saymak zorundalar. Bu konuda beni hep “Denktaş Bey ne diyor?” ile sınadılar; “O konu benimle Denktaş Bey arasındadır, sizi ilgilendirmiyor” dedim, ileri gidemediler… Altı ay içinde tamamından olumlu dönüş aldım ve artık Bay Erk / Ekselansları Erk değil, Belediye Başkanı Erk olarak hitap edilir oldum. Bu arada da Lefkoşa Belediye Başkanı Zampellas (ışıklar içinde uyusun) ile de görüşmelere başladım; o hep ilk ismimle hitabı tercih etti. Ve o başlangıç dönemlerimizde yaptığımız toplantılarda da önümüzde isim etiketlerimiz oldu, sıfatsız…
Yurtdışı temsiliyetimiz için de girişimlere başladım. Seçilmezden önce, CTP MYK’sının Dış İlişkiler Sekreteri olarak temasım ve görüşmelerim olan kaynak kişilerden yardım istedim. İki kaynaktan çok etkili destek aldım… Birincisi, benim seçilmemi kendi aralarında kutlayan AB Parlamentosu Sosyalist Grup üyelerinden, özellikle de Parlamento Başkan Yardımcısı olan Alman üye Rothe’den ve ikincisi de AB Genişleme Komiseri Verheugen’den… Dolayısıyla, AB kurumları ve ilgili kişiler ile LTB Başkanı olarak ve bu sıfatla randevu alıp ziyaret ederek, konuşarak görüşmeler yapmaya ve dahi projeler sunup AB yerel ve bölgeler bütçesinden mali destek almak için girişimler yapmaya başladım. Ne LTB, ne de benim LTB Başkanlığı sıfatıma siyasi hiçbir ret ve inkar ile karşılaşmadım.
CTP’nin üyesi olduğu Sosyalist Enternasyonal de, alt örgütü olan yerel ve bölgeler birimine LTB’yi dahil etti, ve dahi LTB Başkanı olarak beni bu örgütün 13 kişiden oluşan yönetim kuruluna üye olarak kattı; yönetim kurulu başkanımız da bilahare Belçika Başbakanı olan Elio Di Rupo idi… Hiçbir sıfat sorunum olmadı; Kıbrıs Rum siyasetinin tüm girişimlerine rağmen… Ardından Avrupa Konseyi’nin Yerel ve Bölgesel Yönetimler Örgütü’ne Kıbrıs Türk Belediyeler Birliği’nin üyeliği için girişim başlattık, üye olduk, iki sandalyemizi aldık; Birliğimizin başkanı ve Beyarmudu Belediye Başkanı rahmetlik Hüseyin Beyar ile toplantılarına katıldık. Rum siyaseti bu örgütü serseme çevirdi ama bizim resmi sıfatlarla o sandalyelerde oturmamızı iptal ettiremedi. Bu noktada Lefkoşa (Rum) Belediye Başkanı Zampellas’ı yine anacağım; kendisi bana çok dostane yaklaşımlar gösteriyordu ama Rum Dış İşleri Bakanı faşist Yakovu onu rahat bırakmıyordu.
Lefkoşa’da ABD Büyükelçisi Closson birgün Lefkoşa’nın iki belediye başkanını yemeğe davet etti ve bize bir proje sundu: Ara bölgede iki belediyenin işbirliği ile ayda bir defa açık pazar kurmak… Kendileri önceden BM ile konunun ön çalışmalarını yapmışlar. Ben kabul ettim, Zampellas meclisine danışmak ihtiyacını öne sürdü. Haftasına yeniden bir araya geldik, ben olumlu yaklaşımı sürdürdüm, Zampellas pratik sorunlar öne çıkardı: Kıbrıslı Türklerin açık pazara getireceği ürünler ithal olmayacak, yereller de orijinde Kıbrıs Rum malı olan fabrika, bahçe ve tarla ürünleri olmayacak… Olmayacağına söz verdim; itiraz edemedi. Gittik, gene toplandık… Bu defa da kendisinin muhasip olması nedeniyle faturasız ve KDV’siz satış kabul edemeyeceğini, ‘Devlet’ niteliği olmayan Türk tarafının da vergi toplayamayacağını, yani LTB olarak bizim vergi alamayacağımız, dolayısıyla projenin uygulanamayacağını söyledi. Ben de BM’nin gözetiminde olan ara bölgedeki açık pazarda satışlardan vergileri UNDP namına toplamayı ve onlara vermeyi önerdim; UNDP’nin de bu paraları finanse ettiği ortak projelerimizde kullanmasını önerdim. Ve Zampellas bunaldı… Konu projeyi Dış İşleri Bakanıyla da görüşmüş ve onlar izin vermemiş, dolayısıyla başka mazeretler aramayacağını söyledi. Proje yattı… Bu projenin tartışma sürecinde ABD Elçisi de Zampellas da bana defalarca bizim askeri makamlardan izin alıp almadığımı sordular, “Sorun yok” dedim. Halbuki onlara ne bahsettim, ne de izin istedim. Projeyi sadece CTP Başkanı Talat ve iyi iletişimim ve dostluğum olan Maliye Bakanı Mehmet Bayram’la paylaşmış, onlara danışmıştım. Rum hükümetinin, LTB’nin resmi katılımcı olacağı böyle bir projeye izin vermeyeceğinden kendimi emin sayıyor ve hesaplı risk alıyordum; haklı çıktım. ABD Elçisine de bu sonucu beklediğimi söyledim, projede endişe duyduğum aşamanın LTB’nin resmi sıfatı olmaksızın uygulanması önerisinin Zampellas’tan gelmesi, kendilerinin de bunu benimsemesi olduğunu belirttim. ABD Elçisi kendilerinin böyle bir yaklaşımının olmayacağını LTB’nin ve benim resmi sıfatlarımı ret ve inkâr etmediklerini söyledi.
Başka neler yaşadık?! Haspolattaki arıtma tesisinin şimdiki tesisinin projesi bizim zamanımızda ve iki belediyenin birlikte çalışmasıyla yapılmıştı… Projeyi sunarak finansman desteği bulmak için Brüksel’e gidip ilgili AB kurumlarına başvurmayı kararlaştırdık. Ben, AB Genişleme Komiseri Verheugen’den gerekli randevuları sağlamada yardım istedim; ayarladı. İki belediye başkanı birlikte Brüksel’e gittik, elimizde proje dosyası; dosyanın sunuş yazısı da iki belediyenin isim ve amblemleri olan bir A4 kağıda yazılmış. İmzalar?! Ben ve Zampellas, resmi sıfatlarımız ile… Randevulara başlayacağımız günün sabahı Zambellas bu kapak yazısını çıkarmak istedi, Dış İşleri Bakanından baskı görmüş. Ben de kabul etmeyerek, randevulara gitmek yerine memlekete döneceğimi söyledim. Kısa tartışmadan ve Zampellas’ın telefon görüşmeleri için gidip gelmelerinden sonra dosya ve kapak yazısında hiçbir değişim yapmadan randevulara gittik. Zampellas’ın çok sıkıntıda olduğu belli idi… Sonuçta, iki belediyenin kendi resmi isimleri ile verdiğimiz dosyaya olumlu görüş aldık, finansman sözü de verildi.
Daha mı?! Moskova’da Moskova Belediye başkanının başkanlığında Dünya Başşehir Belediyeleri’nin genel kurul toplantısı var; LTB Başkanı olarak davet aldım. Gittik, LTB Basın ve Halkla İlişkiler Koordinatörü olan Sami Özuslu da beraber… Tüm başkanlarla eşit muamele gördük, Moskova uçak alanında VIP’den geçtik, bana ve ekibimize şoförlü ve mihmandarlı özel arabalar ve polis eskortları tahsis edildi. Ben, Rus makamlardan, Dış İşleri Bakan yardımcısı ile özel görüşmek üzere ayrı randevu talep ettim. Ayarladılar. Görüştük. Bakan Yardımcısı bana “Bu binaya giren ilk seçilmiş Kıbrıslı Türk siyasisiniz” dedi. Sami görüşmeyi basına servis etmek ve birlikte resim çekmek için izin sordu; Bakan Yardımcısı kabul etti, haberin servisini de kendi basın ajanslarına kendilerinin yapacağını söyledi, Sami uğraşmasınmış… Ertesi gün Zampellas telaşla geldi, Dış İşleri Bakanı haberi görmüş, kendisini arayarak bayağı bir kızmış…
Daha mı?! Meksika’da dünya su forumu toplanacak, başşehir belediye başkanları da davetli… Rum tarafı çeşitli kanallardan girişim yaparak bize daveti engellemeye çalıştı; toplantıya iki hafta kala LTB’nin ve benim resmi isim ve sıfatlarımızla davetiye geldi. Henüz Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportumu almamıştım, TC pasaportu ile seyahat ediyordum. Meksika’ya vize gerek, Kıbrıs’ta elçilikleri yok, Ankara’dan alacağım. Süre az… Lefkoşa TC Büyükelçisinden yardım istedim; TC Dış İşleri Bakanlığı yardımcı olsun ve iki günlüğüne Ankara’ya gidip vize işlemlerimi yapayım. Yapamazmış, KKTC Ankara Büyükelçisinden yardım isteyimmiş?! Meksika tanımaz ki dedim, yapamazmış dedi… Bana diplomatik TC pasaportu vermelerini istedim, belediye başkanlarına vermezlermiş dedi… Sigortam attı; “Misyon verip konferanslara, atölye çalışmalarına gönderdiğiniz dernek başkanlarına veriyorsunuz ama…” deyip konuşmayı bitirdim ve ertesi gün Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu için müracaat edip, aldım. Meksika’ya gidemedim; organizasyon, forum sonunda yapılacak olan ortak açıklamanın altına atılacak imzalara LTB ve beni, resmi isim ve sıfatla dahil etmek için izin istedi. Rum tarafının gayretleri bunu önleyemedi, TC Büyükelçiliğinin gayretsizliği ise fiilen katılmamı önledi.
Daha mı?! Bu artık son vaka anlatımı olsun… Annan planı sonrası… Rum lider Papadopulos yanına o günlerde diplomat olan, sonraları da Dış İşleri Bakanı yapılan Erato Kozaku Markulli’yi de alarak Brüksel’e lobi yapmaya, niye “Hayır” dediklerini anlatıp, haklı çıkmaya ve sempati toplamaya gitmiş. Bana bunu dost bir AB diplomatı bildirdi ve karşı lobi yapmamızı önerdi. Ayrıca, yapacaksak da bu çalışmayı LTB Başkanı olarak benim yapmamı, randevuları Lefkoşa’daki elçiliklerden doğrudan benim isteyip almamı, tavsiye etti. Konuyu Başbakan Talat’a aktardım, randevuları benim almamı, ancak Tarım Bakanı Raşit Pertev’in ekip başı, Özdil Nami’nin de ekipte olacağını söyledi. Papadopulos’un programındaki herkesten randevular istedik; hepsi de “LTB Başkanı Kutlay Erk ve ekibi” adına verdiler, kopyasını gönderdiler… Arada da Papadopulos’un lobi temaslarında kullandığı ‘Konuşma notları – Talking points’ kopyasını edindik. Hazırlandık, gittik; görüşmelerde ben muhataplara kısa bir açılış konuşması yapıp sözü Pertev’e aktardım. Muhataplar benim LTB Başkanı kartvizitimi tereddütsüz aldı. Çok etkili bir lobi çalışması oldu; Papadopulos bizden sonra ikinci tur lobi yapmak zorunda kaldı, etkili olamadı.
Bir tane daha… İskandinav ülkelerinin Büyükelçileri İskandinav Filmleri Haftası diye bir projeyi Lefkoşa’nın belediyeleri marifetiyle hayata geçirmek istedi. Kabul ettik. Ledra Palace’da açılış töreni olacak, takip eden günlerde de Kuzey’de LTB’nin Arabahmet’teki Kültür Merkrezi’nin tiyatro salonunda, Rum tarafında da uygun bir yerde filmler gösterilecek. Herşey tamam, Ledra Palace’ta açılış töreni için toplandık, Zampellas yok; bekledik ama yok… Finlandiya Büyük Elçisi kendisini aradı, katılamayacakmış, Dış İşleri Bakanı izin vermemiş… Büyükelçiler çok bozuldu. Açılışı Finlandiya Büyükelçisi yaptı ve Zampellas’ın gelemeyeceği için beni iki Lefkoşa belediyesi adına konuşmak üzere kürsüye davet etti… Rum katılımcılar bayağı bir sarsıldı…
Daha mı?! Paylaşacak daha çok vakalar var ama nu kadarı yeter sanırım…
Demem o ki, LTB ve Başkanı uluslararası kabul gören statüye sahiptir, kullandık da… Rum resmi siyaseti bunu ret ve inkâr eder, kullanılmasını engellemek için de her türlü baskı ve girişimi dener. Eğer LTB Başkanı üçüncü taraflarla ve özellikle yurtdışındaki dış ilişkilerini yoğunlukla sürdürmezse, statüsü Rumların girişimleri ile kadük olur, içeride ve dışarıda uyduruk sıfatlar yakıştırılır. Ben görev sürem içinde bu konuda elimden geleni yaptım; bazılarına göre çok dış seyahat yapmışım diye seçimi kaybetmişim. Rakiplerim de seçimlerde bunu bana karşı kullandı… Pişman değilim, iyi ki yapmışım. Beni eleştirenler, doğal olarak kendileri yurtdışı temaslarına önem veremedi; dolayısıyla söndürdükleri dış ilişkiler, uluslararası resmi statülerimizi önce donuğa, sonra sönüğe soktu… Sonrasında da ihtiyaç halinde uyduruk sıfatlar yakıştırıldı.
Son yaşanan vakayı kendi bağlamında değil, “Neredeydik, nereye geldik, oraya nasıl geldik” diye tahlil etmek gerek; yoksa bu olay üzerine tepki koyup eski köy eski adet gidilirse, bu örnek çoğalacak…






