1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Kilometre taşlarından yakınlaşmalara…”
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518

“Kilometre taşlarından yakınlaşmalara…”

A+A-

Pambos HARALAMBUS/ALITHIA

Kıbrıs siyasetinde hiciv icat etmeye gerek yok—gerçeklik bu işi gayet iyi görüyor. En son örnek: Cumhurbaşkanı Hristodulidis’in António Guterres ile ‘yakınlaşmalar’ keşfettiğini büyük bir heyecanla duyurması. Ulusal Konsey’in, BM Genel Sekreteri’nin görev süresinin sonuna kadar Kıbrıs sorunu üzerinde çalışmaya devam etme niyetinde olduğu yönündeki sarsıcı değerlendirme üzerinde oybirliği ile anlaştığı ağırbaşlılıkla sızdırıldı. Cumhurbaşkanı Hristodulidis için dönüm noktası niteliğindeki bir başka başarı. O masada, Genel Sekreter’in uluslararası diplomasi tarihinin en uzun süren açık dosyalarından birinden çekileceğini açıklamasını bekleyen birisi gerçekten var mıydı?

Bir yakınlaşma sürprizi. Bir ilerleme işareti. Ortak bir yolun ispatı. Görünüşe göre BM başkanının işine devam etme niyetini kutluyoruz. Sorulması gereken soru ise oldukça farklı: Guterres’in ifade ettiği niyetten yararlanmak için bizim tarafımız tam olarak ne yapıyor?

Kıbrıs Rum tarafının Guterres’in görev süresi dolmadan önce elde kalan dar zaman aralığından faydalanmaya çalıştığını gösteren somut bir strateji, somut bir girişim ya da siyasi cesaret belirtisi yok. Bunun yerine, izlenimi yönetme takıntısı var. Cumhurbaşkanı, Genel Sekreter ile ‘ortak bir hedef’ ve ‘yakınlaşmalar’ olduğunu vurgularken, Goççina (Erenköy) geçiş noktasının açılmasında da ısrarcı; aksi takdirde, Kıbrıs sorunu süreci yürütülemez.

BM genel merkezinden yapılan resmi açıklamalar ise acımasızca belirsiz ve kalıplaşmış: “sonraki adımlar”, “sürmekte olan çabalar”, “ilerleme arayışı”. Gerek Kıbrıs Rum, gerekse Kıbrıs Türk tarafıyla yapılan her temasın ardından yayınlanan açıklamalardan anlamlı bir farkı olan hiçbir şey yok.

Kıbrıs Türk tarafının tutumuyla yapılacak bir karşılaştırma her şeyi apaçık ortaya koyuyor. Tufan Erhürman’ın Guterres ile yaptığı görüşmelerin ardından yaptığı açıklamalar, bizim tarafın ürettiği her şey kadar boş. BM açıklamaları da aynı. Aradaki fark, içerikte değil, ele alış biçiminde yatıyor: Kıbrıs Türk tarafı bu boşluğu bir başarı gibi göstermeye çalışmıyor. Buna karşılık bizim tarafımız, bunu bir ‘yakınlaşma’ olarak yüceltiyor. İşte asıl sorun da burada yatıyor. Kıbrıs sorunu sadece müzakere masasındaki ilerleme eksikliğinden muzdarip değil. İç politikada ciddiyet eksikliğinden de muzdarip. Bariz olan bir şey başarı olarak sunulduğunda, içeriğin yokluğu ilerleme olarak adlandırıldığında, yeniden üretilen yegane şey hareketsizliktir.

Guterres’in görev süresinin bitmesine az zaman kaldı. İlerleme için gerçek bir irade varsa, bu açıklamalar ve sızdırma haberlerle değil, somut girişimler ve kararlarla gösterilecektir. Aksi takdirde Genel Sekreter ile ‘yakınlaşma’, Nikos Hristodulidis’in alametifarikası haline gelen bir tür havai fişek gösterisi olarak tarihe geçecektir — bugüne dek bekleyegeldiğimiz o meşhur kilometre taşlarından başlayarak.

(ALITHIA’da 26.3.2026’da yayımlanan Pambos Haralambus’un yazısı, PENNA tarafından Türkçeleştirildi.)


“Kendine gol atan Charles de Gaulle…”

Marinos NOMİKOS/TO THEMA ONLINE

Peki, şunu bir netleştirelim. Aşırıya kaçmayın—şap hastalığı ortalıkta dolaşıyor. Ve Andreas Papandreu hava üssünde sahnelenen Top Gun: Middle-Aged yapımından gerçekten etkilenen tek bir kişi bile varsa—yani, Avrupa’nın yarısı işgal altındaki adamızın güvenliğine istinaden  gelişen ani aşkını gerçekten yutan biri varsa—o zaman ciddi bir ulusal IQ sorunumuz var demektir. (Tabii ki, klinik düzeyde asker takıntısı olanları, profil fotoğrafında kask bulunan hesapları ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın maaşlı zavallı küçük papağan ile trollerini bir kenara bırakıyoruz.) Ve açıkçası, bu IQ sorunu yaklaşan parlamento seçimlerinde oldukça belirgin hale gelecek. İnanın bana—Fidias’ın küçük fideleri endişelerimizin en küçüğü olacak.

Hatırlatın bana: tam olarak hangi Marvel evreninde askeri operasyonlara karşı olduğunuzu, rolünüzün tamamen insani olduğunu, asla sorunun parçası değil, her zaman çözümün parçası olduğunuzu ilan ediyorsunuz—yüksek maaşlı bir PR firmasının ona beslediği ve o zamandan beri bozuk plak gibi tekrarladığı o sefil araba arkası etiketi sloganları—ve tüm bunları… bir askeri üsten, bir askeri helikopterin önünde (bütçe buna yetmiş), en iyi Tom Cruise taklidini yaparak icra ediyorsunuz—Maverick hava kuvvetlerinden emekli bir memur olsaydı? Peki. Hristodulidis yönetiminin üç yılından sonra şimdiye dek bağışıklık geliştirmiş olmam gerektiğini biliyorum. Fakat bazen, o tepede, bizim ne kadar aptal ya da çaresiz olduğumuzu düşündüklerini gerçekten merak ediyorum.

Adamımızın, başkalarının fırkateynleri ve savaş uçaklarıyla yaptığı küçük oyun buluşmasından gözü o kadar kamaştı ki, tüm bu savaş hazırlıklarının yatırım ortamından iş dünyasında güvene, oradan da turizme kadar her şeyi sessizce mahvettiğini tamamen gözden kaçırdı. (Birincil sektör ise, kendi başına şap hastalığıyla başa çıkmaya çalışıyor.) İşte buna Charles de Gaulle anını yakalamak ve muhteşem bir şekilde kendi kalene gol atmak denir.

Neyse. Üç Amigo‘nun bu yeniden çekilmiş versiyonundan—oyuncu kadrosu kolay: Steve Martin olarak Mitsotakis, Martin Short olarak Macron ve Chevy Chase olarak bizimki—akılda tutmaya değer tek replik Macron’un şu sözü: Kıbrıs’a yönelik herhangi bir saldırı, Avrupa’ya yönelik bir saldırıdır. Hmm. Bu geriye dönük olarak da geçerli mi acaba? Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varlığına yönelik amansız tehditleri bir saldırı olarak sayılır mı, yoksa dostça bir aile kavgası olarak mı kaydedildi? Ankara, Kıbrıs-Yunanistan elektrik bağlantı hattını sabote etme tehdidinde bulunursa, Charles de Gaulle bölgeye geri dönüp… bizim tarafımıza bir sayı kazandıracak mı?

Çünkü mesele şu—ve işte burada işler ilginçleşiyor. Eğer kaplumbağa yerine kedi reflekslerine sahip bir başkanımız olsaydı, Macron’un sözünü kapıp onu bir bayrağa dönüştürürdü. Daha doğrusu, Kıbrıs çözümünün bayraktarı haline getirirdi. Retçilerin—elli iki yıldır arka sayfalardaki çapraz bulmacalar dahil her türlü çözüme hayır diyenlerin—ebedi nakaratı nedir? Türkiye’nin hiçbir anlaşmanın kendi tarafına düşen yükümlülüklerini yerine getirmeyeceği ve bunu Kıbrıs’ın geri kalanını ele geçirmek için bir sıçrama tahtası olarak kullanacağıdır. Değil mi? (Evet, biliyorum — o zaman akla gelen bariz soru, neden müzakere ediyoruz ki, ama daha önce ulusal IQ hakkında bir şeyler söylemiştik, o yüzden devam edelim.) Ve bu boşluğa—uzun zamandır aranan bir yapbozun son parçası gibi—Macron’un “Kıbrıs’a yönelik herhangi bir saldırı, vb. vb.” taahhüdü mükemmel bir şekilde oturuyor. Bir çözüm çerçevesi içinde Türk tehdidine karşı, F-16’lardaki üç kör pilotumuzun bize güvence verdiği gibi, her an Kıbrıs’ın güvenliği için savaşa hazır ve beklemede olan Rafale’ler ve yüzen Charles de Gaulle’den daha güçlü bir garanti olabilir mi? (Bu, Top Gun’ın parodisi olan Hot Shots’un Yunanca adıdır ve Andreas Papandreu üssünde gerçekte tanık olduğumuz şeye çok daha yakındır.)

Bizim köyde dediğimiz gibi, demir tavında dövülür. Bölgede durum sakinleştiği anda: doğrudan görüşmeler, iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çözümüne doğru acil adımlar, Crans-Montana sürecinin kaldığı yerden tam olarak devamı. AB liderlerinin Kıbrıs’ı her türlü tehditten koruyacaklarına dair güvenceleri de bunun garantisi olsun. Bu, kendi şatafatlı açıklamaları ve çarpıcı sloganlarını ne kadar ciddiye aldıklarını da ortaya çıkaracaktır — o açıklama ve sloganlar ki bizim Cumhurbaşkanı ve fustanella giyen hayran kulübünü vatansever bir coşkuya sürükler.

Tabii ki, Avrupa’nın Kıbrıs için oluşturduğu ‘koruyucu kalkan’ sadece Hizbullah’a ait başıboş insansız hava araçları için geçerli değilse.

(TO THEMA ONLINE’da 10.3.2026’da yayımlanan Marinos Nomikos’un yazısı, PENNA tarafından Türkçeleştirildi…)

sayfanin-ustundeki-habere-resim-s-17-001.jpg


***  BASINDAN GÜNCEL…

BM: “Hürmüz’deki kriz nedeniyle Haziran’a kadar 45 milyondan fazla insan, açlık çekecek…”

ABD ve İsrail’in Ortadoğu’da neden olduğu çatışmalar, Dünya Gıda Programı’na ait 70 bin ton gıdayı etkiledi.

Birleşmiş Milletler (BM) Dünya Gıda Programı (WFP) Tedarik Zinciri Direktörü Corinne Fleischer, 31 Mart 2026’da BM Cenevre Ofisi’nin haftalık basın toplantısına çevrimiçi katılarak değerlendirmelerde bulundu.

ABD ile İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a başlattığı saldırılar sonrasında Hürmüz Boğazı’nda yaşanan krizin Covid-19 dönemi ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden bu yana en önemli tedarik zinciri aksaklığına neden olduğunu söyleyen Fleischer, Ortadoğu’daki çatışmaların, WFP’nin 70 bin ton gıdasını etkilediğini dile getirdi.

Fleischer, Hürmüz Boğazı ile bağlantılı daha geniş aksaklıklar nedeniyle sevkiyatların geciktiğini veya ürünlerin limanlarda takılı kaldığını belirterek, “Bu durum, gemilerin limanlarda sıkışıp kalmasına, limanlara yanaşamamasına, limanlardan ayrılamamasına ve konteynerlerin boşaltılamamasına yol açan, küresel tedarik zincirinde büyük bir aksamaya neden olan bir etkiye sahip,” dedi.

 

“Hazirana kadar 45 milyon daha fazla insan şiddetli açlık çekecek”

Bu durumun etkisinin Ortadoğu’nun ötesine uzandığı konusunda uyarıda da bulunan Fleischer, gemilerin Afrika’yı dolaşarak yeniden yönlendirmenin yaklaşık 25 ila 30 gün nakliye süresi eklediğine ve maliyetleri yüzde 15 ila 25 artırdığına dikkati çekti.

Fleischer, WFP’nin öncelikli kargo erişimi aradığını ve ek ücretlerden muafiyetler için müzakerede bulunduğunu kaydederek, “Şu ana kadar yaklaşık 1,5 milyon dolarlık maliyet tasarrufu sağladık,” diye konuştu.

Anadolu Ajansı’nda yer alan habere göre, artan insani ihtiyaçlar konusunda da uyarıda bulunan Fleischer, “Tahminlerimize göre, hazirana kadar 45 milyon daha fazla insan şiddetli açlık çekecek,” ifadesini kullandı.

Fleischer, artan ihtiyaçlar, yüksek maliyetler ve mevcut düşük insani yardım operasyonları finansmanıyla insanlara ulaşma konusunda sorunlar yaşanacağı değerlendirmesinde bulundu.

 

Hürmüz’de bir liman hedef alındı

Öte yandan, Tesnim Haber Ajansı da ABD-İsrail’in saldırılarında, Hürmüz Boğazı’ndaki bir limanın hedef alındığını duyurdu.

Hürmüzgan Vali Yardımcısı Ahmed Nefisi konuya ilişkin “ABD ve İsrail güçleri, yolcu ve ticari amaçla kullanılan Bender Abbas kentindeki Şehit Hakkani Limanı’nı hedef aldı,” dedi.

 

ABD-İsrail’in İran’a saldırıları

İsrail ve ABD, Tahran ile Washington yönetimleri arasında müzakereler sürerken 28 Şubat’ta İran’a askerî saldırı başlattı.

İran da İsrail’in yanı sıra ABD üslerinin bulunduğu Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn başta olmak üzere bazı bölge ülkelerinde belirlediği hedeflere saldırılarla karşılık verdi.

ABD-İsrail saldırılarında, İran’ın ruhani lideri Ayetullah Ali Hamaney’in yanı sıra çok sayıda üst düzey yetkili öldürüldü.

İran Sağlık Bakan Yardımcısı Ali Caferiyan, saldırılarda bugüne dek yaklaşık 2 bin kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu.

İran Kızılayı ise saldırılarda şimdiye dek 90 bin 63 konut, 21 bin 59 ticari işletme, 760 eğitim merkezi ve Kızılay’a bağlı 18 merkez olmak üzere toplam 113 bin 570 sivil hedefin hasar gördüğünü duyurdu.

 

18 şirket hedefte…

İran Devrim Muhafızları Google, Apple, IBM, Tesla dahil 18 şirketi hedef alacak…  Aralarında ayrıca HP, Intel, Nvidia, Boeing, Meta, Dell ve General Electric gibi önde gelen en büyük teknoloji şirketlerinin yer aldığı liste, bu şirketler için "iş merkezi" rolünü üstlenmiş olan tüm Körfez ülkelerini de İran savunmasının hedefi haline getiriyor.

İran devlet medyasında yer alan haberlere göre, İran Devrim Muhafızları Ordusu, ülkeye sofistike silah sistemleriyle yapılan saldırılara yönelik misilleme olarak 1 Nisan’dan başlayarak bölgedeki ABD şirketlerini hedef alacaklarını açıkladı.

 

Kimler hedef?

Devrim Muhafızlarının listelediği 18 şirket arasında Microsoft, Google, Apple, Intel, IBM, Tesla ve Boeing de var.

Reuters'ın haberine göre, Devrim Muhafızları, “Bu şirketler, İran’daki her bir terör eylemine karşılık olarak, 1 Nisan Çarşamba günü Tahran saatiyle 20:00’den başlayarak kendi birimlerinin yok edilmesini beklemelidir,” dedi.

İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun 18 şirketi hedef gösterdiği gerçek olmakla birlikte, bunların hangi şirketler olduğuna ilişkin bilgiler parçalı. Devrim Muhafızlarının açıkladığı tam liste yok. Reuters haberinde, tam liste değil, yalnızca Apple, Google ve Boeing gibi şirketler açıkça anılıyor.

Daha ayrıntılı bir liste, Wall Street Journal'ın (WSJ) canlı aktarımında ve bazı ikincil yayınlarda şöyle geçiyor: Microsoft, Oracle, Alphabet/Google, JPMorgan Chase, Palantir, Tesla, Cisco, HP, Intel, Nvidia ve Boeing. Başka yayınlar buna Meta, Dell, General Electric, Spire Solutions ve G42'yi ekleyerek listeyi 18'e tamamlıyorlar.

Ancak henüz birincil İran kaynaklarından doğrulatılmış tam listeye ulaşılamıyor. Adı geçenler, “medyadaki bilgilerin bir araya getirilmesiyle aktarılan tam liste.” 

Teknoloji şirketlerinin özellikle hedef alınmasının nedeni, Tahran’ın bu firmaları yalnız ticari aktörler olarak değil, istihbarat, bulut bilişim, yapay zekâ, iletişim altyapısı, veri işleme ve hedef tespiti zincirinin parçası olarak görmesiyle ilgili. WSJ aktarımına göre İran savaşın artık yalnız üsler ve donanımlar arasında değil, sivil görünen dijital altyapılar ve şirket ağları üzerinden de yürütüldüğünü ilan etmiş oluyor.

Bunun bölge açısından ilk sonucu, Körfez’deki ofislerin, veri merkezlerinin, tedarik zincirlerinin ve yabancı personelin daha dolaysızca güvenlik riski altına girmesi. İkinci sonucuysa enerji ve deniz ticaretiyle birlikte dijital-ekonomik altyapının da çatışma alanına dönüşmesi. Üçüncü ve daha uzun vadeli etki ise Körfez ülkelerinin ABD’yle güvenlik ortaklığı ve kendi ekonomik istikrarları arasında daha katı tercihlerle karşı karşıya kalmaları. Çünkü teknoloji şirketlerine dönük tehdit, bölgesel “iş merkezi” rolleri dolayısıyla fiilen Körfez ülkelerini de hedef alıyor.

sayfa-16-resm-022.jpg

sayfa-16-resm-2-010.jpg

(BİANET.ORG – 1.4.2026)

Bu yazı toplam 247 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar