1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Maraş’tan Sakarya’ya, Samanbahça’dan Lapta’ya “kayıplar”ın öyküleri…2
Asım Akansoy

Asım Akansoy

SİYASET MEYDANI

    “Kıbrıs’ta Demokrasi Bunalımları” 2. Perde

A+A-

Bir haftadır elimden bırakamadım. Döne döne okudum. O kadar güzel anlatıyor ki. Türkçesi mükemmel. Kullandığı kavramlar ve yazı dili okuyucuya güçlü ideolojik eksenini anlatıyor. Korkmuyor, anlatıyor. Baskıları, tehditleri, davaları sıralıyor. Güvendiği tek şey halk. Çok güveniyor. Halka anlatıyor, şikayet ediyor. Hem umut ediyor, hem umut veriyor. Siyasetin kirli ilişkilerini ve tarihini döküyor. Büyükelçiliğin yaptıklarını anlatıyor. Dışlamaları, ötekileştirmeleri, baskıları. UBP’yi anlatıyor. 

Daha önce de okuduğum bu kitabı elime belki de üçüncü kez alıyorum. 

1980’ler, 90’lar…baskılar. Seçimlere müdahaleler. İnsanın başını döndürüyor. 

Hani yahu o işler eskide, soğuk savaş döneminde kaldı yeni bir dünya var artık diyenlere bıyık altı gülüyor yazar; yazdıklarıyla. Yazar aslında gününü anlatırken bugünü de anlatıyor. Bugün yaşananlar orada gizli. Bölüm bölüm. 

CTP de elbette orada. Kadroları, kararları, mücadelesi. Siyasi duruşu, ideolojik kapsamı ile.

 Yazar kalkmış yazılarını bir araya getirmiş, Türkiye’deki aydınlara seslenmek gerekir demiş. Buralarda anlatıyoruz ama Türkiye’deki dostlarımız da bilsin, okusun çektiklerimizi diyor önsözde. Önce Cem Yayınevinde basılmış kitap sonra yerelleşmiş. 

Cem Yayınevi, demokratların ilericilerin peş peşe kitaplarını yayınlandığı özel bir buluşma alanıydı. Kapılarını açmış bizimkilere de. O dönem ben de İstanbul’daydım, Özker Özgür’ün kitap yayınlama girişimlerini ve aydınlarla buluşma, toplum sorunlarımızı anlatma çabalarını, biz İstanbul yüksek öğrenim gençliği ile yaptığı toplantıları çok iyi hatırlıyorum. 

* * *

2020’de soğuk savaş döneminin demokrasi müdahalelerinin yeniden yaşanacağını, Kıbrıslı Türklerin 2000’li yıllardan itibaren dönüşerek gelişen demokratik düzeninin yirmi yıl sonra kırılacağını tahmin eder miydik ? Bu soru önemlidir.

Üçüncü yolcu iyimser görüş, dünyanın değiştiği, yeni şartlar ve koşulların oluştuğu, malum baskıcı, müdahaleci işlerin artık eskide kaldığı görüşündeydi. Artık yeni dönemdeydik ve yeni bir siyaset dili ile karşılıklı bağımlılık içinde gelişecektik. Hatta sağ sol ayrımları hikayeydi, herkes değiştiğine göre, sağ egemenler de değişmekteydi. Üstelik küreselleşme çağında karşılıklı bağımlılık kadar doğal bir şey yoktu, yeter ki kendi ev ödevimizi yapalımdı;  değil mi? Evet öyle söylenirdi ama öyle değildi. 

* * *

Siyasetin gerçeklere dayanmadığı sürece, ezileceğine ve halkla buluşamayacağına inanırım. Bunu hep deneyimledik, gördük. Herhangi bir siyasi söylemin, duruşun ve eylemin hem ideolojik kapsamından çıkmaması hem de dönemin koşulları bağlamında halkla buluşması gerekir. Olmazsa olur mu, söylem olur, siyasi söylem olmaz. 

Çok yazdığım konulardır “gerçeklere” dayalı siyaset. 

* * *

Gerçeklere dayalı bir siyasette, demokrasi ancak ve ancak güçlü kurumsal yapının, hukukun üstünlüğüne dair, açık ve şeffaf bir yönetimi ile kendini koruyabilir. Dünden bugüne, Kıbrıslı Türkler kendi kurumlarını yönetemiyorsa ve yönetebilecek bir stratejiye de sahip değilse ekonomiyi nasıl yöneteceksiniz. Ekonomik yönetim, ülkeye girecek para ile ölçülecek kadar basit mi? İndirgemeci olmayalım, hele de ekonomik indirgemeci. Üretim koşullarının olmadığı, yaratılmadığı bir ölçekte ekonomik eksenli bir siyasetin gücü çok zayıf kalır. Eğer şirket/market yönetiyorsak evet girdiye bakabiliriz, ya devlet iddiası varsa işin içinde ne yapacaksınız? Yönetemediğiniz ölçüde de zaman tüketiyorsunuz. 

* * *

Farkında mıyız ? Kıbrıslı Türk seçmen 2014’de de 2020’de de Anayasa Referandumuna hayır dedi. Kendi kendimizi yönetecek, sivil ve demokratik bir düzene geçiş söz konusu değilse hayır diyor. Bu kadar açık. Neden, çünkü kısmi değişikliği reddediyor toplum. Statükonun makyajını reddediyor. Demokratikleşme ve sivilleşme istiyor. Kendi kendini yönetmek istiyor. Bunu anlamayacak ne var ?

* * *

2005 seçimlerinde yaşadığımız baskı ve şiddet akıllardadır. Darp edilen, dövülen insanlarımız, dostlarımız oldu.1980’de de 1990’da da. Geçtiğimiz gecelerde yine aynı aktörler yine aynı sokaklardaydı, bolca parayla. Sözde muteber iş dünyası o kadar para dağıttı ki unutulacak gibi değil. Yarın toplumun gelişmesi için yapacakları açıklamaları göreceğiz, hep birlikte. Uzlaşı diyecekler, ekonomik gelişme diyecekler, siyaset yapmayın ülke gelişsin diyecekler peh peh peh.

* * *

Bir kısım Kıbrıslı Türk kanaat önderi ve siyasetçi, 2010 yılından itibaren değişen Türk dış politikasını ve Türkiye’deki iktidarı algılayamadı, anlayamadı. Kıbrıslı Türk demokratların, çözüm güçlerinin gerçek dostlarının ya hapiste ya sürgünde ya da susturulmuş olduğunu görmedi. Yazılanları, değerlendirmeleri küçümsedi, göz ardı etti. Tarihi hatasını yaptı ! Ve geçtiğimiz pazar bedelini ödedi.

* * *

Ne yapacaktık ? Halkımızın sandıklara gitmeyeceğini görecektik. Mücadelenin dilini kaybetmeyecektik. Daha çok çalışmak demenin, ders çalışmak olmadığını bilerek, toplumdaki doğal ittifaklarımızla ve küresel güçlerle daha güçlü ilişkiler içinde olacaktık. Siyaset üretecektik. Çuvaldızı kendimize batıracaktık, topluma değil. Güven verecektik, yaratacaktık.

* * *

Yazılacak çok şey var. Özker Özgür’ün mücadelesi önünde saygı ile eğiliyorum. Evet, gün 1980-90’lar değil. Bugün dün bile değil. Ancak dünü bilmeden, durumu idare etmek üzerine yapılan siyaset de siyaset değil. 

Halk seçimi kazandı. Sandığa gitmedi ve bize ne haliniz varsa görün dedi. Kimseyi suçlamayıp kendimize bir bakmanın zamanı geldi de geçiyor bile. 

 

Bu yazı toplam 2130 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar