1. YAZARLAR

  2. Yücel Vural

  3. Kıbrıs’ta ‘adım adım’ çözüm niçin olmuyor?
Yücel Vural

Yücel Vural

SALAMİS TARTIŞMALARI

Kıbrıs’ta ‘adım adım’ çözüm niçin olmuyor?

A+A-

Yukarıdaki soruya, gerçekleri sınırlı anlamda yansıtan, basit bir yanıt verilebilir.

Yani toplumlararası müzakerelerin dayandığı o meşhur ilke akla geliyor: ‘Herşey üzerinde uzlaşmadan hiçbir şey üzerinde uzlaşılmış olunmaz’ ilkesi.

Herşey üzerinde uzlaşmaya çalışırken bazı konularda uzlaşmaya varılamaması, ya da taraflardan birinin, belirli/belirsiz bir gerekçeyle genel bir uzlaşmayı engellemesi mümkündür.

Masanın dağılmasının ya da müzakere ve çözüm sürecinin tıkanmasının nedeni de her zaman kitabına uydurulmuş olmaktadır: ‘Karşı taraf, filanca konuda kabul edilemez tezlerini tekrarladı’!

Ama bu ilkenin verdiği zarar, karşılıklı bir suçlama oyununun sürdürülmesinin ötesinde ve daha büyüktür.

Müzakere sürecinin tıkandığı her durumda kamuoyunun etkinliği darbelenmekte ve çözüm dinamikleri sıfırlanmaktadır.

Çözüm sürecinin yeniden canlandırılması için, her defasında hem içeride hem de uluslararası düzeyde büyük bir çabaya ve zamana ihtiyaç duyulmaktadır.

‘Kapsamlı çözüm’ müzakerelerinin çöktüğü 2017 Haziran ayı sonundan bu yana geçen zamana ve harcanan enerjiye bakıldığında hem modelin hem de bu modelin dayandığı ilkenin sakıncaları apaçık ortaya çıkmaktadır.

Bu kısır döngüden kurtulmak mümkündür.

Kapsamlı çözüm elde edilene kadar taraflar üzerinde uzlaşmaya vardıkları çerçeve içinde tek taraflı ya da uzlaştıkları ortak adımları atarak Kıbrıs sorununun boyutlarını küçültebilirler.

Ama bu köşede daha önce de belirtildiği gibi, tarafların, ilk adım olarak ‘Stratejik Anlaşma’da iki konu üzerinde uzlaşmaları gerekecektir.

İlk olarak, KıbrıslıRum tarafı mevcut durumun bir anomali içerdiğini, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devlet olarak var olmasına rağmen, organlarının KıbrıslıTürkler’i temsil etmediğini kabul ederek, 1960 anayasal sisteminin esaslarına uygun şekilde KıbrıslıTürk toplum otonomisini tanımalıdır. Ayrıca, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin federal bir devlete dönüştürülmesi sürecine de KıbrıslıTürklerin kendi otonom varlılarıyla katılma hakkı teslim edilmelidir. Bunun sonucu, KıbrıslıTürk toplumuna uygulanan tüm kısıtlamaların kaldırılması ve KıbrıslıTürk siyasal otoritesinin dışilişkiler hariç olmak üzere, uluslararası hukukla çelişmeyen tüm eylem ve kararlarının geçerli olmasıdır.

KıbrıslıTürk tarafının da kabul edeceği şey yukarıdakinin bir benzeridir: Kıbrıs Cumhuriyeti bir devlet olarak varlığını devam ettirmektedir ve KıbrıslıTürklerin ayrı devlet talebi yoktur.

Bunun dışında bir modelin fayda sağlamayacağını, sadece havanda su dövmeye yol açacağını, yani sorunun çözümünü sürekli erteleyeceğini bu köşede daha önce belirtmiştik.

Aslında, tarafların şimdiye kadar, çözümü elde etmek için atmaları gereken adım ve kakabullenmek zorunda oldukları gerçeklik buydu.

Ama bu adımı atmaktan kaçındılar.

Zaten bu yazının konusu da bunu niçin yapmadıklarıyla alakalıdır.

Öncelikle, her iki toplumda da, bu adımı atmak istemeyen/atamayan iki farklı grubun var olduğu söylenebilir.

Kötü niyetli oldukları için bu adımı atmaktan kaçınanlar ve iyiniyetli olmalarına rağmen bu adımı atamayanlar.

Öncelikle kötü niyetlilerden başlayalım. Çünkü suyu bulandıran bunlardır.

Gerek KıbrıslıRum gerekse KıbrıslıTürk toplumundaki kötü niyetliler böyle bir adımın atılması durumunda, bunun sonucunun siyasal eşitliğe dayalı, iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon olacağını, bu sürecin geriye döndürülemeyeceğini kavramışlardır.

O nedenle akıl almaz maceralar peşinde koşmaktan çekinmezler. Yakın tarihteki maceralarının sonuçlarından ders çıkarmayı kararlılıkla reddetmektedirler.

Çözüm yönünde bir adıma karşı çıkmalarının nedeni, gelecekteki Kıbrıs için kafalarında yerleşmiş olan etnik milliyetçi modellerdir.

Örneğin, KıbrıslıRum kötü niyetliler, çözümsüzlüğün devam ettiği bir ortamda KıbrıslıTürklerin, yaşanan ekonomik sorunlardan ötürü, ya azınlık olmayı kabul ederek federal bir devlet hedefinden cayacağını ya da adayı terk edeceğini hesaplamaktadır. Amaçları üniter bir devlettir.

Genellikle KıbrıslıRum toplumu içindeki aşırı sağ partiler yanında, merkez sağ ya da merkez sol partilerin milliyetçi kanatları bu gruba dahildir.

KıbrıslıTürk kötü niyetliler ise çözümsüzlük yönünde geçen her anın Kıbrıs’ta iki devletin tanınmasına hizmet edeceğini varsaymaktadır. Daha da kötü niyetliler ise çözümsüzlüğün eninde sonunda ilhakla sonuçlanacağını düşünmektedirler.

Kıbrıs’ın yakın tarihi, Kıbrıslıların barış talebi ve uluslararası toplumun Kıbrıs sorunuyla ilgili duruşu, her iki toplum içindeki kötü niyetlilerin çabalarının sonuç vermesinin mümkün olmadığını göstermektedir.

Bu grubun muktedir olduğu tek şey, bir işkenceci edasıyla tüm Kıbrıslılara acı çektirmektir.

Geçmişte olduğu gibi!

Ama tüm olumsuzlukları kötü niyetlilerden kaynaklandığı söylenemez.

O nedenle, esas olarak, çözüm için iyiniyet taşımalarına rağmen çözüm yönünde adım atmaktan kaçınan/adım atamayan kesimleri ele almamız gerekir.

Genelleştireceğimiz bazı nedenler vardır: Korku, plansızlık, diğer toplumu hesaba katamama ve uluslararası siyaseti yanlış okuma!

KıbrıslıRum iyi niyetliler yukarıda tarif edilen adımı atmaları durumunda, KıbrıslıTürk tarafının ayrılıkçı siyasetinin meşruluk kazanacağını, kısıtlamalardan arınmış olmaları nedeniyle KıbrıslıTürkler’in çözüm motivasyonunun kaybolacağını ve bölünmenin kalıcılaşacağını düşünürler.

Hatta çözüm yönünde atılacak her adımı Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenliğine karşı bir tehdit olarak görme eğilimindedirler.

İşte bu nedenle çözümün ‘kapsamlı’sını tercih ederler!

KıbrıslıTürk iyi niyetliler ise yukarıdaki adımların atılması durumunda KıbrıslıRumların sadece otonomi vererek, KıbrıslıTürklerin merkezi (federal) devlete katılım haklarını ve dolayısıyla siyasal eşitliği inkar etme eğilimine gireceklerini düşünürler.

Hatta, kimi zaman kendi kendilerini tatmin etmek için, otonomi yanında, çözüm sonrasında elde edeceklerini şimdiden talep etmeyi marifet sayarlar!

Her iki toplumdaki iyi niyetliler grubunun, KıbrıslıTürklerin ve KıbrıslıRumların yukarıda belirtilen adımın atılması durumunda elde edeceklerini, şimdi sahip olduklarıyla karşılaştırmayı beceremediği açıktır.

Bu nedenle bir ‘geçiş süreci’ mantığı üzerinde durmazlar.

Peki hangi iyi niyetli grup haklıdır?

İkisi de haklı değildir ve korkuları yersizdir.

Zaten, daha sonra bu yazının devamı olacak şekilde, bu konuyu yazmak istiyorum.

Yani belirtilen adım atılırsa, bunun geriye dönüşü olabilir mi ya da gemiler nasıl yakılır?

Bu yazı toplam 1031 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar