1. YAZARLAR

  2. Niyazi Kızılyürek

  3. Kıbrıslı Rumlar ne zaman aktif Kıbrıs vatandaşı oldular?
Niyazi Kızılyürek

Niyazi Kızılyürek

Kıbrıslı Rumlar ne zaman aktif Kıbrıs vatandaşı oldular?

A+A-

İngiliz tarihçi Philip Newman’ın birinci baskısı 1940 yılında yayınlanan “Kıbrıs’ın Kısa Tarihi” adlı kitabının son paragrafında şöyle bir soru yer almaktadır: “Kıbrıs’ta Helen ve Türklerin adalarının selameti için birbirlerinin inançlarına saygı duyup birleşmelerini ve sözlerini bu kitabın başına aldığımız Fransız filozofun önerdiği temelde milli bir ülkü oluşturmalarını düşünmek akıldışı bir şey midir”?

Sözleri kitabın başında yer alan Fransız düşünür, ünlü orientalist Ernest Renan’dan başkası değildir ve şöyle demektedir: “Geçmişte ortak ihtişamlar, günümüzde ise ortak irade sahibi olmak, birlikte büyük işler yapmış olmak ve daha fazlasını yapmayı istemek -bir halk olmanın temel koşulları bunlardır.”

Açıkçası Newman, Kıbrıs’ta birlikte yaşama iradesine dayalı, etnik kökenden bağımsız bir yurttaşlık anlayışıyla civic bir milliyetçiliğin oluşma ihtimalini gündeme taşımak istiyordu.

Ne var ki, Kıbrıs’ta milliyetler meselesine damgasını vuran Ernest Renan’ın düşünceleri olmadı. Etnik kökenden bağımsız bir ulus veya devlet fikri gelişmediği gibi, etno-kültürel unsurların hayatın bütün alanlarında baskın olduğu bir ortam oluştu. Hatta, ülkede etnik temelde bir devletin kurulması bile gündeme gelmedi. Çünkü, Kıbrıs’ta etnik milliyetçilik “Birleşmeci-Milliyetçilik” (Anschluss Nationalismus) olarak gelişti ve etno-kültürel unsurlara dayanarak “anavatan” ile birleşme arzusunun ideolojisi oldu. 

Ada nüfusunun sayısal çoğunluğunu oluşturan Kıbrıs Rum toplumu kendini, Helen milliyetçiliğinin etkisi altında geliştirilen etno-kültürel gerekçelerle Helen ulusunun organik bir parçası olarak kurguladı ve modern Yunan devleti ile birleşmeye yöneldi. Bu süreç içinde kimlik kurgusu dahil, bütün toplumsal süreçler tek bir yöne aktı: “Helen Kıbrıs’ı Anavatan Yunanistan ile birleştirmek!”

Türk milliyetçiliği daha ziyade bir kontra-milliyetçilik olarak ortaya çıktı ve karşı çıktığı Helen ulusçuluğunun söylemlerine benzer etno-kültürel argümanlarla Türkiye ile birleşmeyi siyasal programının esası haline getirdi.

Bu süreçte Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türkler kendilerini Türk ve Yunan uluslarının “dışarıda kalmış soydaşlar topluluğu” olarak algılıyorlardı.

Gelgelelim, sonuç etnik toplulukların istediği yönde olmadı. Türk ve Yunan uluslarının Kıbrıs’taki akrabaları, “soy toplulukları”, anavatanlarıyla birleşmeyi beklerken, kendilerini bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti’nin (1960) vatandaşı olarak buldular.

Fakat şurası bir gerçektir ki, bu vatandaşlık, Evrak-Vatandaşlığı olmanın ötesine gidemedi. 19. yüzyıldan beri kendini Helen ulusunun organik bir parçası sayan ve milli tahayyülünde Yunanistan ile bütünleşmeyi “doğal bir hak”, hatta “görev” olarak algılayan Kıbrıs Rum toplumu Kıbrıs Cumhuriyeti’nin vatandaşı olmayı benimsemedi.

Açıkçası, milli kimlik ile siyasal kimlik çatışma halindeydi, çünkü Kıbrıs devleti etno-sembolik düzeyde Kıbrıs Rum toplumuna hiçbir anlam ifade etmiyordu.

Nitekim Kıbrıs devletinin kurulmasıyla birlikte Kıbrıs Rum toplumu derin bir kimlik bunalımı ve aidiyet kargaşası içine sürüklendi ve giderek iç-savaş görünümü kazanan iç çatışmalar yaşamaya başladı. Birbiri ile bağdaştırılamayan iki boyut söz konusu idi: Kıbrıs devleti vatandaşlığı ve kendilerini organik bir parçası saydıkları Helenizm...

Vatandaşlık ile soydaşlık (omoethnis) arasında yaşanan bu gerilim, Kıbrıs Rum toplumunda kökleşen ulus anlayışının bir sonucuydu. Ulusu bir yurttaşlar toplumu olarak değil, “birbirlerine kültürel ve tarihsel bağlarla bağlı olan” insanların oluşturduğu etno-kültürel bir topluluk olarak algılıyorlardı. Başka türlü söylersek, ulus, siyasal bir birlik değil, biyo-genetik-kültürel bir yapı olarak algılanıyordu ve “soydaşların (omoethnis) birliği” anlamına geliyordu. Bu anlayıştan hareket edenler, doğal olarak, Kıbrıs devletini “ulusa karşı” kurulmuş bir yapı olarak görüyordu ve “Kıbrıs devleti” ile “Helen ulusu” arasında gerilim yaşanmasını kaçınılmaz sayıyorlardı. Bu aslında, Kıbrıs Rum toplumunn kendi içinde bir yarılmaydı.

Kıbrıslı Türkler açısından durum pek farklı değildi. “Toplumu Türk ulusunun Kıbrıs’taki organik uzantısı” olarak kurgulayan milliyetçi önderler, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni “yabancı” ve “tehditkar” bir yapı sayıyordu ve kendilerini ve toplumu devlete karşı korumanın yollarını arıyorlardı. Hayatın bütün alanlarını etniklik temelinde örgütleyerek, Kıbrıs Türk toplumunun ayrı bir etno-kültürel varlık olarak ayakta kalması için çaba sarf ediyorlardı. Kıbrıslı Türklerin Kıbrıslı Rumlarla birlikte ortak bir yurttaşlar toplumu oluşturmalarını tam bir felaket olarak görülyorlardı.

Sonuç olarak, “birlikte büyük işler yapmak” bir yana, birbirlerine karşı “büyük işler yapmaya” soyunan ve birbirlerine diş bileyen etnik toplumlar Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşundan kısa bir süre sonra yeniden etnik çatışmalara girişeceklerdi...

1963’ten günümüze kadar geçen zaman içinde köprülerin altından çok sular aktı. Enosis tutkusu geçmişte kaldı ve Kıbrıslı Rumlar Kıbrıs Cumhuriyeti devletini benimsediler. Özellikle 1974’ten sonra Kıbrıs devletini “koruyucu bir kalkan” olarak görmeye ve bu devletin yurttaşı olmaktan gurur duymaya başladılar.

Bu tarihsel dönüşüm, Yunanistan ile birleşmeye dayanan milliyetçilikten (Helenizmin organik bütünlüğünden) Kıbrıslı Rum Milliyetçiliğine (Kıbrıs Devleti Milliyetçiliğine) geçişe işaret eder.

Fakat Kıbrıs Rum Devlet Milliyetçiliği, Kıbrıslı Türklerle “birlikte büyük işler yapma” iradesinin oluşmasına yol açmadı. Tam tersine, Kıbrıslı Türklerle iktidar ve egemenlik paylaşımının önünde ciddi bir engel olarak duruyor.

Kıbrıs Türk toplumunda da köklü değişiklikler oldu. Toplumun büyük çoğunluğu Büyük Türklük Analatılarından arındı. Tarihin bu aşamasında kendilerini soydaştan çok, irade sahibi yurttaşlar olarak tahayyül etmek istiyorlar. Fakat Kıbrıslı Rumlardan farklı olarak, 1963’ten beri aktif parçası olmadıkları Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sadece kağıt üstünde vatandaşları olarak kaldılar. Dünyanın dışarıda bıraktığı Kıbrıs’ın kuzeyinde sürdürdükleri yaşamlarını ise kendi iradeleriyle belirleyemiyorlar.

Şimdi bir ellerinde evrak vatandaşlığı -ki bu da herkese verilmiyor- diğer ellerinde de kendilerini dünyanın dışında tutan KKTC vatandaşlığı vardır...

Bu yazı toplam 2100 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar