1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Kayıplar Komitesi’nin Karava, Lefkonuk, Lapta, Zodya ve Strovulo’daki kazıları devam ediyor…
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518

Kayıplar Komitesi’nin Karava, Lefkonuk, Lapta, Zodya ve Strovulo’daki kazıları devam ediyor…

A+A-

Kayıplar Komitesi Kıbrıslıtürk Üye Ofisi Kazılar Koordinatörü Dr. Erge Yurtdaş’tan aldığımız bilgilere göre komitenin Karava (Alsancak), Lefkonuk (Geçitkale), Zodya (Bostancı) ve Strovulo’daki kazıları sürüyor…

Adamızın kuzeyinde ve güneyinde yürütülmekte olan kazılarda, 1963 ile 1974 yılları arasında “kayıp” edilmiş olan Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırumlar’ın gömü yerleri aranıyor.

Kayıplar Komitesi bu kazıları, bağışlarla sürdürüyor. En büyük bağışçı, Avrupa Birliği… Ülkeler de çeşitli oranlarda bağışlar yaparken, Stelyos Vakfı şiro gibi araç bağışları yapmış bulunuyor. ABD ise maddi bağış yerine, yeraltındaki düzensizlikleri incelemek üzere çeşitli radarların kullanımında uzman olan bilim insanlarını yılda bir kez adaya göndererek Kayıplar Komitesi’nin çalışmalarına katkıda bulunuyor.

Kayıplar Komitesi’nin yaptığı işi en çok kolaylaştıranlar ise, sizler gibi sade okurlarımız, sade yurttaşlar oluyor. Onlar bildiklerini paylaştıkça, bundan 50-60 sene önce neler yaşandığı, insanların nerelerde öldürülüp nerelere gömüldükleri parça parça ortaya çıkıyor. Kimi Kıbrıslıtürkler ve Kıbrıslırumlar, bunu insani bir görev olarak, gönüllü biçimde yaparak bildiklerini bizlerle ve Kayıplar Komitesi’yle paylaşıyor. Onlara yürekten teşekkür ediyoruz. Kimi Kıbrıslıtürkler ve Kıbrıslırumlar ise, bildikleri şeyler olduğu halde korkudan veya bazı çekincelerinden ötürü susuyor. Oysa bu süreçte isimsiz ihbarlar yapmak mümkün ve Kayıplar Komitesi de, biz de, şahitlerin ya da bilgi veren insanların isimlerini hiçbir zaman açıklamıyoruz. Meğer ki, bilgi veren kişi herhangi bir çekincesi olmaksızın “Evet, ben adımı gizlemek istemem, açıkça yazabilirsiniz” desin ki bu çok ender durumlarda oluyor. Prensip olarak hiçbir zaman bilgi verenlerin isimleri açıklanmıyor ve gizliliğe saygı duyuluyor. Eğer bildiğiniz, gördüğünüz, duyduğunuz, sizin veya yakınlarınızın tanık olmuş olduğu bir olay veya bir durum varsa ve bunun herhangi bir kayıp şahsın gömü yerinin bulunmasını kolaylaştıracağını düşünüyorsanız, bizi isimli veya isimsiz olarak arayabilirsiniz. Benim telefon numaram 0542 853 8436’dır. Bana sosyal medya üzerinden de mesaj atabilirsiniz. Kayıplar Komitesi’ni aramak isteyenler yine isimli veya isimsiz olarak 181 ihbar hattını kullanabilirler… Sizler konuştukça, daha fazla sayıda kaybın gömü yerinin bulunması kolaylaşacak ve geride onları bekleyen sevdiklerine bir nebzecik de olsa huzur sağlanmış olacaktır… Çağrım herkesedir: Konuşun ki bu insanlık dramı sona ersin, onlardan bir haber bekleyen kayıp yakınları, birazcık da olsa rahatlayabilsin…

 

KAZILARDA SON DURUM…

Kayıplar Komitesi Kıbrıslıtürk Üye Ofisi Kazılar Koordinatörü Dr. Erge Yurtdaş’tan aldığımız bilgilere göre kazılarda son durum şöyle:

***  Alsancak/Karava: 1974 kaybı bir Kıbrıslırum'un kuyuya atılmış olabileceği bilgisi üzerine başlatılan kazı çalışmaları sırasında bir kişiye ait kalıntılara ulaşılmıştır. Kuyudaki kalıntıların bulunduğu seviyeye ulaşmak ve arkeologların güvenli bir şekilde çalışabilmesini sağlamak amacıyla yapılan rampa tamamlanmış ve manuel kazı çalışmaları başlamıştır.

***  Geçitkale/Lefkonuk/Lefkoniko: 1974 kaybı bir Kıbrıslırum'un zeytinlik bir arazide gömülü olduğu bilgisi üzerine başlatılan kazı çalışmaları sırasında iki kişiye ait kalıntılara rastlanılmıştır. Kazı çalışmaları sistematik bir şekilde devam etmektedir.

***  Lapta/Lapithos: 1974 kaybı bir grup Kıbrıslırum’un, Lapta'daki Agios Mamas mezarlığı içerisine gömülü olabileceği bilgisi üzerine başlatılan kazı çalışmaları halen devam etmektedir.

***  Aşağı Bostancı/Kato Zodia: 1974 kaybı bir grup Kıbrıslırum'un, askeri istihbarat hendeğine gömülmüş olabileceği bilgisi üzerine başlatılan kazı çalışmaları tüm hızıyla devam etmektedir.

***  Lapta/Lapithos: 1974 Kaybı bir grup Kıbrıslırum’un incir ağaçlarının etrafına gömülü olabileceği bilgisi üzerine başlatılan kazı çalışmaları halen devam etmektedir. 

***  Strovulo: 1974 kaybı bir grub Kıbrıslıtürk’ün dere yatağına ve teraslarına gömülü olabileceği bilgisi üzerine başlatılan kazı çalışmaları sürdürülmektedir.

Biz de kazı ekiplerindeki tüm arkeologlarımıza, şirocularımıza ve diğer çalışanlara “Çok kolay gelsin” diyoruz.

ncelik-s-17-karavada-bir-kayiptan-geride-kalanlarin-bulundugu-kazinin-devami-icin-rampa-yapimi-tamamlandi-simdi-manuel-kaziya-gecildi.jpg

Karava'da bir kayıptan geride kalanların bulunduğu kazının devamı için rampa yapımı tamamlandı, şimdi manuel kazıya geçildi...


***  BASINDAN GÜNCEL…

“Siyasetin dili neden hâlâ “erkek”?...”

Hatice OFLAZ/BİANET

*Taiwan Meclisi’nde yasama reformu tartışması sırasında milletvekilleri arasında boğuşmalar ve itişmeler yaşandı; bazı vekiller hafif yaralandı. 17 Mayıs 2024.

*Bulgaristan parlamentosunda bütçe tartışması sırasında muhalefet ve iktidar vekilleri arasında fiziksel kavgaya varan gerginlik yaşandı. 17 Aralık 2025.

*Maldivler parlamentosunda güven oylaması öncesinde milletvekilleri arasında arbede yaşandığı bildirildi. 1 Ocak 2024.

Dünyanın hangi ülkesine giderseniz gidin Meclis’te birçok sözlü ve fiziki gerginliğe, kavgaya tanık olursunuz. Üstelik, siyasette kadınların artmasına rağmen bunlar olur. Son olarak dün de Türkiye’de “AKP’li Gökçek’ten CHP’li Tanal’a yumruklu saldırı” haberleri medyaya yansıdı.

Tüm bu siyasi tartışmalarda sözlü sınır aşımları “erkekliğin” göstergesi olarak okunabilir.  Aynı zamanda “gücün” kimde olduğunu ifade etmek amacıyla kontrol altına alma stratejisi olarak da görülebilir. Bu durum kadınların siyasette söz sahibi olmasını ve aktif katılım sağlamasını zorlaştırabilir.

 

Siyasete kadının katılımı

Bugün hala kadınların aktif siyasi katılımlarını engelleyen yapısal problemlerden biri siyasetin “erkek” alanı olduğu yönündeki kanı ve erkekler arasındaki kavgalar.

World Population Review’un küresel ölçekte kadınların siyasi temsiline dair haritasına göre, 14 ülkede kadınlar cumhurbaşkanıyken, 10 ülkede kadın başbakan var. 8 ülkede kadın bakanlar kurulu başkanı bulunurken, 2 ülkede hem başbakan hem cumhurbaşkanı pozisyonlarında kadınlar bulunuyor. Avrupa kadın siyasi temsilinde önde görünüyor fakat erkek siyasetçi oranına göre oldukça az.

Ayrıca Birleşmiş Milletler Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kadının Güçlendirilmesi Birimi’nin (UN Women) 2025 yılında kadınların siyasetteki katılımını gösterdiği haritaya göre, kadın siyasetçiler insan hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği gibi alanlarda aktifken erkek siyasetçiler ise savunma, sanayi ve maliye gibi alanlarda yer alıyorlar. Kadınlar üst düzey liderlik alanında temsil edilmiyorlar ve parlamentodaki oranları da düşük.

Kadınları hem Türkiye’de hem dünyada aktif siyaset yapmaktan alıkoyan sebeplerden birisi de kadınların toplum içerisindeki rolüne ek olarak sosyal ve siyasi alanlarda yer açılmaması. Siyasetin “erkek” bir alan olarak kodlanması ve o alanda erkekliğin sürekli olarak yeniden üretilmesi.

Bu alanda dil sınırlarının aşılması, hedef göstermekten çekinilmemesi ve aşağılayıcı ifadelerin yaygın biçimde kullanılması.

 

Dijital linç olgusu

Hedef gösteren söylemlerden en çok etkilenenlerin kadınlar olduğunun altını çizen Ben Seçerim Derneği Başkanı Ayşe Nilden Bayazıt Postalcı’ya göre:

“Kadın siyasetçilere yönelik hedef gösterici söylemlerin etkileri sadece Türkiye’de değil dünyada üzerinde çok çalışılan bir konu. Özellikle son 7-8 senedir. Araştırmalar çok fazla ancak en gözle görünür sonuç kadınların siyasete girmeye çekinmeleri. Özellikle kadınlar fiziksel görünümleri ve ‘ahlaki kimlikleri’ üzerinden hedef alınmaktalar. Bu önemli bir sorun, zira siyasette kadınlar açısından gördüğümüz en büyük duvar güveli bir alan yaratılmaması.

Günümüzde dijital linç diye bir olgu var bu en çok kadın siyasetçilerin etkilemekte. Özellikle başarılı kadın siyasetçilerin bir erkekle ilişkilendirilmesi çokça görülen bir şiddet türü. Bunun yanı sıra geçtiğimiz senelerde İngiltere’de bir kadın milletvekilinin (Jo Cox) bıçaklanarak öldürülmesi kadın siyasetçiye yönelik şiddetin boyutunu gayet açık gösteriyor.

Çözüm yolları siyasi mekanizmalardan geçiyor şüphesiz. Gerek TBMM’de gerek parti iç kurullarında bu söylemlerin yaptırımları arttırılmalı. Dijital şiddet ve nefret söylemine karşı etkili başvuru mekanizmaları oluşturulmalı.”

Çözüm: Feminist siyaset

Ayrımcı söylemlerin siyasal alanda yaygınlaşmasının mevcut ve potansiyel tehlikelerine de değinen Postalcı, söylem ve iktidar ilişkisi bağlamında şunları ekliyor:

“Kadın siyasetçi “duygusal”, “yetersiz” ve ahlaki olarak gösteren dil, erkek egemen iktidarı yeniden üretir. Mevcut sistemi normalleştirir ve doğal gibi önümüzde koyar. Bu söylem adeta kimleri ciddiye alınıp alınmayacağını belirler. Bu bağlamda feminist siyasete geçmek önemlidir, yanı sıra farklı bir medya pratiği geliştirmek gerekir.”

 

“Suçlayıcı anlatı”

Siyasette yaygın kullanılan aşağılayıcı ifadelerin sebeplerine değinen Dr. Öğr. Üyesi Tuğçe Erçetin’e göre “Kişinin yaptığı fiilin ya da düşüncesiyle ilgili itirazın yerine o kişinin ya da grubun itibarsızlaştırılması çabası öne çıkıyor.”

“Tartışmayı kişiselleştirerek çerçeveyi değiştirmek tartışma konusunu fikirlerden ya da olayın kendisinden kişiye kaydırıyor. Amaç çoğunlukla karşı tarafın argümanını çürütmek değil meşruiyetini zayıflatmak üzerine kurgulanıyor. Kişinin yaptığı fiilin ya da düşüncesiyle ilgili itirazın yerine o kişinin ya da grubun itibarsızlaştırılması çabası öne çıkıyor.

Özellikle seçim dönemlerinde de sıklıkla karşımıza çıkan bir durum; kendi vaatlerinden ziyade siyaset rekabetinde rakibinin kampanyasına, sözlerine yönelmek gibi.

Duygu siyasetinin baskın olduğu rejimlerdeki genelde popülistlerin yönettiği bir siyasi durumdan bahsediyoruz, bu sıklıkla kullanılabilir. İktidar tarafından da muhalefet tarafından da. Suçlayıcı anlatıyı aktaran ve duyguları öne çıkaran içeriklerde; “mağdur-suçlu”, ‘yozlaşmış-ahlaklı’ veya “güvenli-güvensiz” ikiliğini yaratmanın bir yöntemi bu. Kutuplaşmanın yoğun olduğu yerlerde de bu dili görmek mümkün. Siyasetçinin ‘öteki’ne yönelttiği aşağılayıcı söz-cümle kitle tarafından da onaylanabilir. Çünkü kullanılan var olan düşüncelerini onaylayan bir dil ise dinleyici tarafından kabul edilebilir ve bu toplumsal kutuplaşmayı derinleştirir.”

Kişilerin doğrudan hedef alınması bir siyasi dili kurmaktan ya da durum açıklamaktan daha kolay, hızlı ve sonuç alıcı da görülebilir. Karşıdaki sadece hatalı değil, ahlaken kusurlu biri olarak sunulur.

Dil burada popülizmde sık rastladığımız bir hiyerarşi kurar: “Biz” ve “onlar”. Bu çerçevelemenin ardından ‘öteki-onlar-karşı taraf’ normal saygı dilinin dışını da hak eden-edebilen şekle çevrilmeye çalışılır. Böylece sert dil meşrulaşır.

Yapılmak istenen, sadece hedef alınan kişiyi-grubu ahlaki olarak çerçevelemek değil aynı zamanda kendi ‘kitlesi-grubu’ içinde bir dayanışmayı da ortaya koymaktır. Beğenilen-desteklenen çoğu zaman argüman değil üretilen dilin sonuç alıcılığıdır.

Duygusal kutuplaşmayı derinleştirmek işe yarayabilir. İster siyasi parti olsun ister farklı yapılar kendilerine yönelik tehdit algısı hissettiğinde dil konusunda sertleşmeler görülebilir.

 

“Etik sınırları aşan dil demokratik zemini zayıflatır”

Bu söylemlerin sosyal medya kullanımı ile toplumda daha “meşru” hâle gelebildiğini ifade eden Erçetin şunları ekliyor:

“Sosyal medya kullanımının yaygınlaşmasıyla beraber, algoritmaların çatışmayı-tartışmayı öne çıkardığı ortamlar da aslında dilin kullanımındaki pervasızlığa varan durumu da yaratır. Ancak dilin aynı sertlikte ya da sert dilin sık kullanılması da bir süre sonra sıradanlaşma potansiyeli taşıyabilir. Sert ya da etik sınırları aşan dil demokratik müzakere kapasitesini zayıflatır. Ya da söz konusu bir olaysa ne olduğunu anlamak yerine sloganların etkisinde kalabilir. Kitleler gerçek konudan uzaklaşarak ana fikrin dışında bir yerde kaybolabilir. Ama paradoksal biçimde, bunu kullanan aktörler açısından kısa vadede etkili olabilir.”

 

“Aileden biri – bizden biri”

“2018 seçimlerini hatırlayalım, Meral Akşener’in seçim mitinglerinde anonsu bu şekilde yapılıyordu, seçmene “Meral Abla” olarak yerleşti. Bu dil de siyasi kimlikten çok aile ya da ev içi roller üzerinden bir alan tanımaya-tanımlamaya çalışır kadın için.

“Aileden biri – bizden biri” imajını seçmene aktarmak için üretilen, toplumsal cinsiyet eşitliğini zedeleyen aslında… Kadınların bir yandan da kullandıkları dillerden-giyimlerine ‘erkeklerin şekline’ bürünmeleri beklenir.

Siyasal dil, aynı eylemi icra edenin cinsiyetine/cinsel yönelimine göre farklı kelimelerle tanımlayarak eşitsizliği yeniden üretir. Erkek siyasetçi duruşu-konuşması ‘kararlı, sert, otoriter’ olarak tarif edilirken aynı durum-aynı söylem kadınlar söz konusu olduğunda ‘duygusal ya da agresif’ şeklinde tarif edilebilir. “Makul” olanın yeniden inşa edilmesi bu sorunu sistematik biçimde yeniden üretiyor.”

(BİANET – Hatice OFLAZ – 12.2.2026)

Bu yazı toplam 307 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar