1. YAZARLAR

  2. Yücel Vural

  3. ‘Kapalı Maraş Macerası’nda İlk Perde
Yücel Vural

Yücel Vural

SALAMİS TARTIŞMALARI

‘Kapalı Maraş Macerası’nda İlk Perde

A+A-

Sürekli birbiriyle çelişen tavırlarından ötürü KKTC ve Türkiye hükümetlerinin, ne söyledikleri çoğu insan için pek de anlaşılır olmasa bile, kapalı Maraş’ta bazı adımlar atmak istedikleri sır değildi.

Yöneticilerin duruşlarında gözle görülür olan bir kafa karışıklığı, dışişleri bakanı Özersay’ın tepkisinden de anlaşılıyor.

Kapalı Maraş’ın ‘şimdilik’ sadece kıyı şeridine girilmesini öngören Erdoğan-Tatar girişiminden haberi olmadığını açıklayan Özersay ‘Maraş açılımı bu değildi’ diyerek siyasal yönetim anlayışımızı, eksik olsa da özetlemiş oldu.

Peki eksiklik nerede?

Erdoğan-Tatar girişimiyle yapılmak istenen şey, sayın Özersay’ı hayretler içinde bırakan bir plan değişikliğinin ötesindedir.

Bilindiği gibi Kapalı Maraş’la ilgili birinci derecede yetkili olan Cumhurbaşkanı Akıncı bu süreçten uzak tutulmaya çalışılmıştır.

Sayın Akıncı Cumhurbaşkanı seçildiği 2015 yılında Kapalı Maraş’ta yaşamın uluslararası hukuk temelinde insanileştirilip normalleştirilmesi niyetini ilan etmişti.

Ama şimdi halkın kendisine verdiği yetkiyi kullanamıyor.

Bir tür yetki gaspı yapılmıştır ve halen yapılmaktadır.

Ama ayni zamanda yasama organı, muhalefet ve sivil toplum da süreçten dışlanmıştır.

Cumhurbaşkanı Akıncı’nın, ana muhalefet partisi CTP’nin ve sivil toplumun ‘uluslararası hukuka uygun davranılması’ yönündeki çağrılarına ne Türkiye ne de KKTC hükümetleri aldırış etmemiştir.

Kapalı Maraş’ta yapılmak istenenlerle alakalı kafa karışıklığı sadece bununla sınırlı değil.

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘özel mülk dışındaki alanlara gireceğiz’ şeklindeki açıklaması aslında bu kafa karışıklığının başka bir göstergesidir.

Altı Eylül 2020 tarihli Yenidüzen’de yayımlanan söyleşisinde emekli büyükelçi Daryal Batıbay, bir dizi isabetli değerlendirmenin yanı sıra Maraş’ta özel mülkü bulunan KıbıslıRumların Kıbrıs Türk Yönetimi altında geri dönüşlerinin mümkün olduğunu öne sürerek bu kafa karışıklığının iyi niyetli yaklaşımlara da sirayet ettiğinin güzel bir örneğini sunmuştur.

Aslında Türkiye cumhurbaşkanı sayın Erdoğan’ın son söylemi, eğer ‘vakıf malı’ iddiasının cazibesine kapılınarak  dönüş yapılmazsa, Batıbay’ın önerdiği modeli anımsatıyor.

Peki, özel mülkiyet haklarına saygı göstermeyi öngören bir yaklaşımla Kapalı Maraş’a girmek ve orada bir Kıbrıs Türk İdaresi oluşturmak mümkün müdür?

Burada sapla samanı birbirinden ayırmak gerekir.

Kapalı Maraş meselesinde iki önemli boyut vardır:

Birincisi, sayın Batıbay’ın da isabetle ifade ettiği gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına yansıyan özel mülkiyet haklarına ilişkin boyuttur.

Şimdi sayın Erdoğan, bu konuyu dillendirerek, uluslararası hukuka uygun davranılacağını açıklıyor.

Eğer KıbrıslıRumlara ‘malınız orada, gidip yerleşin’ denecekse, yani  AİHM’in (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) kararları dorultusunda bir mülk iadesi yapılacaksa bunun bir sorun oluşturacağı söylenemez. Ama, Erdoğan-Tatar girişiminin tam da bunu içerdiği ya da bundan ibaret olduğu söylenemez.

Daha fazlası ve ötesi var.

Hemen belirtelim:

AİHM kararlarını uygulamak yoluyla, BM Güvenlik Konseyi’nin kararlarının geçersiz kılınacağını ummak büyük bir yanılgıdır.

O zaman, Kapalı Maraş meselesinin ikinci boyutuna bakalım.

Bu ikinci boyut özel mülkiyet haklarıyla değil, Kapalı Maraş bölgesinin statüsüyle ilgilidir.

BM Güvenlik Konseyi Maraş’a ‘sakinleri dışında’ kişilerin yerleşmesini yasaklamakla yetinmemiştir. Ayni zamanda, mülk sahiplerinin geri dönüşü de dahil olmak üzere, Maraş’ta normal hayatın yeniden tesis edilmesinin tüm aşamalarında yetkili olacak otoritenin BM yönetimi olduğu Güvenlik Konseyi tarafından karar altına alınmıştır.

Bunun aksini iddia edebilmek için, iki toplum lideri arasında varılmış bir uzlaşmanın ileri sürülmesi gerekmektedir.

Özetle, Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye’den beklenen adım, Kapalı Maraş bölgesinin ‘Ara Bölge’ye dahil edilmesidir.

Erdoğan-Tatar girişiminin amacı ise Kapalı Maraş’ı açarak o bölgeyi KKTC yönetimine dahil etmek veya o bölgeye KKTC kontrolü altında ‘özel bir statü’ vermektir.

Hangisi yapılırsa yapılsın BM Güvenlik Konseyi kararları ihlal edilmiş olacaktır.

Bu ihlalin Kıbrıs Türk  tarafı ve Türkiye’yi uluslararası toplumla ciddi derecede karşı karşıya getireceğini öngörmek çok da zor olmasa gerek.

Avrupa Birliği zaten Türkiye için hazırladığı 2020 yılı ‘Ülke Raporu’nda Türkiye’nin sadece demokratik değerlerden uzaklaşmasını tespit etmekle kalmıyor. Ayni zamanda, Türkiye’nin doğal kaynaklarla ilgili meselelere ilişkin Kıbrıs’a dönük yaklaşımlarını da ‘kabul edilemez’ bulmaktadır.

Kıbrıs için önemli olan ve Rapor’a yansıyan başka bir konu ise Kapalı Maraş’la ilgilidir.

AB, Türkiye ve KKTC’nin Kapalı Maraş’ta atmaya çalıştıkları adımı, gerçekleşmesini beklemeksizin kınama gereğini hissetmektedir.

BM’nin de bu konu her gündeme geldiğinde kararlarını hatırlatması, artık bir BM rutini olarak adlandırılarak geçiştirilemez.

Maraş’ta oluşturulacak bir Kıbrıs Türk İdaresi, Kıbrıs Türk tarafını ve Türkiye’yi sadece BM Güvenlik Konseyi kararlarını ihlal etmekle karşı karşıya bırakmayacaktır.

Ayni zamanda toplumlararası ilişkileri germek isteyen bilinçli bir yaklaşımla karşı karşıyayız.

Böyle bir adımın kabul edilebilir bir gerekçesi yoktur.

Yoksa birileri, Kapalı Maraş’a dönecek KıbrıslıRumları yönetmenin kolay olacağını mı düşünüyor?

Kendi toplumunun istek ve beklentilerini karşılamada ciddi sıkıntılar yaşayan bir yönetici elitinin ‘KıbrıslıRumları da yönetme talebi’ çok gülünç olmuyor mu?

Yoksa, Kapalı Maraş’ta atılan bu adımın, daha sonra pazarlık konusu yapılarak, başka şeylerin karşılığında geri alınması mı planlanmaktadır?

Mesela ‘Kapalı Maraş karşılığında Konfederasyon’ pazarlığı mı öngörülüyor?

Eğer böyle bir düşünce varsa, kendilerine, bunun zaten denenmiş olduğunu ve tutmadığını hatırlatmak gerekmiyor mu?

Yoksa, Kapalı Maraş’a girilmesi, şimdiye kadar söylem düzeyinde sürdürülen ‘artık Kıbrıs’ta federal çözüm olmaz, arzu ettiğimiz çözümü gerekirse zor kullanarak elde ederiz’ yaklaşımının ‘saha’daki karşılığı mı?

O zaman, ‘maceranın ilk perdesi’ açılmış demektir!

4444.jpg

5555.jpg

Bu yazı toplam 1966 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar