1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. Çocuklara da yazık, ailelere de!
Cenk Mutluyakalı

Cenk Mutluyakalı

“İsyan” eden kişi “yöneten”se eğer!

A+A-


“Ben bu siyaseti beceremiyorum galiba” mealinde konuştu Sağlık Bakanı, Meclis kürsüsünden, tümüyle duygusala bağlayarak.
İşin aslı, iyi öğrenmiş. Hem de nasıl beceriyor.

Ada yarısına dair toplumsal hisleri tam da keşfetmiş sayın bakan…
Toplumun “mağdur”un yanında durduğunu anlamış.
Şimdi bunu kullanıyor.

Onca yorgunluğuna, çırpınışına, saflığına sempatiyle, sağlığı yöneten sanki bir başkasıymış gibi sabah akşam köpürttüğü isyanına karşılık buluyor.
Yalnız değil (!)
Yine de hakikat değişmiyor.
Çünkü bu filmde “yönetmen” kendisi!

* * *

Bakanlar Kurulu toplantısında “geceden sabaha kapanma kararı” altına imza atan da bu toplantının ardından Bulaşıcı Hastalıklar Üst Komitesi’nin “tam gün kapanma” kararını yayınlayan da kendisi!

Ertesi gün Başbakan’ın yanında durarak gece yarısı yayınladığı kararı değiştiren de bir başkası değil…

Bakanımızı üzmemek için tüm bunları görmezden gelmek mi gerekiyor?

Üst Komite’yi toplantıya çağırmadan müsteşarıyla birlikte karar yazdığını “sır” olarak saklayalım mı
örneğin!

* * *

Başbakan’ın yanında durarak karar açıklayan ve ardından “böyle olmaz” diye hayıflanan da aynı insan…  Hani “galiba bu siyaseti beceremiyorum” diyor ya isyanla… Halbuki bu siyaseti aslında en iyi beceren isimlerden biri şu günlerde… Çünkü gecesi “5 günlük kapanma” kararını servis ediyor, ertesi gün “21 gün şart” diyor. Bu gel-gitlerin tümünde hem onayı ve imzası, hem itirazı ve isyanı var.

* * *

Toplumun önünde “isyan” ediyor da bu isyan kime?
Çünkü süreci tümüyle kendisi yönetiyor.

Belki niyeti çok iyi ama yöneticiliği zaaflar içeriyor.
Ya inisiyatif kullanamıyor, ya çözüm üretemiyor.
Hayıflanıyor!

Ayan beyan görünüyor ki “kolektif” çalışmıyor.

“Aşı Planı” için haftalar öncesinde onca uyarıya rağmen “merak etmeyiniz hazırladık, yanımızda var” diyor ama topluma üç günde üç ayrı kayıt adresi duyuruyor. O kayıtlar hiçbir işe yaramıyor ve “araya giren” aşısını oluyor.

Hem sorumlu, hem de şikayetçi sayın bakan!
Hem “yalnız” yönetiyor, hem “yalnızlığa” isyan ediyor!

* * *

“Mağdur” üzerinden toplumsal sempatiye oynuyor ve başarıyor.
İyi niyetine, saflığına, çırpınışına bir söz yok ama onca tutarsızlık ve plansızlık ortada duruyor.
Yönetim başarısı ya da kapasitesi en azından sorgulanmayı hak ediyor.

Unutulmasın, hükümetin tek değişmeyen bakanıdır ve salgını ilk günden bugüne yöneten kişidir.
Siyasette sempati kolay kazanılır ama bazen tek günde yitirilir.
Hayatı dönüştürmektir mesele…
Bunun için de şeffaf, bilimsel, tutarlı, planlı, kararlı yönetime ihtiyaç vardır.
“İsyan” eden kişi aynı zamanda “yöneten” kişiyse eğer bir sorun var demektir.

 


Açık sektörlere düzenli test ve aşı önceliği şart

Covid-19’da “pozitif” virüsü üzerinizde eskittiğiniz zaman çok daha ağır bir tablo ortaya çıkıyor.
Doktorlar özellikle de bu tehlikeye dikkat çekiyor.

O zaman şu akla geliyor.
Eğer ciddi bir “semptom” yoksa çoğu zaman insan pozitif olduğunu bilmiyor.
Çoğu zaman da ömrü boyunca defalarca yaşadığı bir boğaz ağrısını ya da kırıklığı korona virüse yormuyor, yakıştırmıyor.
O nedenle, özellikle açık sektörlerde görev yapan kişilere “düzenli test” yapılması gerekiyor.

Sağlık Bakanlığı bunu organize edebilir.
Özellikle “halkla iç içe” insanlarımıza yönelik…
Belediye çalışanlarından eczacılara, fırıncılardan market kasiyerlerine, gazetecilerden polislere kadar görevde olan insanların “haftalık test” imkanı olabilmelidir.

Yineliyorum “toplumla iç içe” ve gerçekten “sokakta görev yapan” kişilerden söz ediyorum.
Bir de kronik rahatsızlığı olan kişilerin ardından aşı önceliği bu insanlara verilmelidir.
Bir vekilden daha önemlisi sokaktaki trafik polisinin aşı olmasıdır sanırım.
Yüz yüze eğitime geçilecekse bir öğretmenin önceliği olmalıdır.

Hem kendilerini, hem toplumu korumak adına!

 

Bu yazı toplam 2633 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar