“İstikrarlı” yönetememe hali
UBP-DP-YDP Hükümeti Başbakanı Ünal Üstel her fırsatta, “Bugüne kadar ne söz verdiysem yerine getirdim” diyor…
Peki gerçekler öyle mi?
***
Bu ülkede gençler liyakatle değil telefonla işe giriyorsa…
Kamuda partizanlık artık gizlenme ihtiyacı bile duymuyorsa…
Devlet daireleri ehil insanlar yerine sadakat yarışına dönmüşse…
Ve son dört yılda bütçe açığı 100 milyar TL’yi aşmışsa…
Ortada yerine getirilen sözler değil, derinleşen bir yönetim krizi vardır.
***
Ülkenin en büyük sorunu sadece ekonomi değildir.
Asıl sorun, devlet yönetiminin çürümesidir.
***
UBP-DP-YDP hükümeti artık ülkeyi yöneten bir yapı olmaktan çıkmış, günü kurtarmaya çalışan, kendi iç dengeleriyle boğuşan bir koalisyona dönüşmüştür.
Bir tarafta seçim tartışmaları…
Diğer tarafta ortaklar arasında büyüyen güvensizlik…
Hükümet ortaklarının birbirinden habersiz, açıklama yaptığı, kararları basından öğrendiği bir düzen “istikrar” değil, siyasal dağınıklıktır.
***
Bir hükümet düşünün…
Ortaklarından biri çıkıp “Kararı basından öğrendik” diyor.
Diğeri “Seçim tarihini verin” diye meydan okuyor.
Başbakan ise “Günü geldiğinde seçim yapılır” diyerek zaman kazanmaya çalışıyor.
***
Bu görüntü, güçlü bir yönetimin değil; çözülmeye başlayan bir yapının fotoğrafıdır.
Üstel hükümeti sürekli “icraat” anlatıyor ama halk dışarıdan bakınca başka bir şey görüyor...
Cebinde eriyen parayı görüyor.
Gençlerin ülkeden ardına bakmadan kaçışını görüyor.
Kurumların içinin boşaldığını görüyor.
Sınavdan başarılı olmasına rağmen işe alınmayan gençleri görüyor.
Ama buna rağmen partizanca istihdamların devam ettiğini de görüyor.
***
Çünkü bu düzende liyakat yok...
Kurumsallık yok...
Devlet ciddiyeti yok...
***
Onun yerine kişisel ilişkiler, siyasi beklentiler ve koltuk hesapları var.
Bugün kamuda birçok kişi artık çalışarak değil, bir siyasiye yakın durarak yükselebileceğine inanıyor. İşte bir ülkenin çöküşü tam da burada başlar.
Çünkü liyakat çökerse devlet çöker.
Devlet çökünce adalet duygusu çöker.
Adalet çökünce toplum birbirine güvenmemeye başlar.
Ve en tehlikelisi de budur.
***
Üstel hükümeti yıllardır söylemlerle ayakta kalmaya çalışıyor.
Oysa bugün yaşanan şey istikrar değil; alışılmış bir yönetememe halidir.
Sürekli kriz üreten, sonra o krizi yönetiyormuş gibi davranan bir siyasi anlayışla karşı karşıyayız.
Ekonomi kötü…
Eğitim alarm veriyor…
Sağlık sistemi nefes alamıyor…
Gençler göç ediyor…
Kurultay hesapları devlet yönetiminin önüne geçmiş durumda…
Ama hükümet, hâlâ propaganda cümleleriyle gerçekleri örtebileceğini düşünüyor.
***
Oysa yurttaşın mesajı çok net:
“Bu ülkede insanlar artık verilen sözlere değil, yaşadığı hayata bakıyor!”
Ve bakarken neler görüyoruz?
UBP-DP-YDP hükümeti, ülkeyi ileriye taşımayı başaramadığı gibi; kurumları zayıflatan, toplumsal güveni aşındıran ve devleti partizanlığın gölgesine sokan bir dönemin sembolüne dönüşmüştür.
Sorun, devletin yönetim anlayışının çürümesidir...






