Haldun Dormen’den Stelios’a!
Son yıllarda en eksik yanım “tiyatro”…
Ya ayarlayamadım, ya uymadı, ya vakit yoktu gibi mazeretlere sığınmanın bir anlamı yok…
Meyhaneye vakit buluyorsun!
-*-*-
Tiyatro, orta okul ve lisede bizim için “müsamereden müsamereye” ya da Kıbrıslı deyişiyle “Omorfo’ya bicez grup gelirse…” karşılaştığımız bir “olay”dı!
-*-*-
Derken üniversiteye gideceğiz; Celal Canova hocamızın bize en ciddi öğüdü “tiyatro” olmuştu!
Alışmak için pek zorlanmadık!
O yıllarda Ankara Sanat Tiyatrosu’nda ve Ankara Devlet Tiyatroları’nda “oyun kaçırmadım” dersem, yalan söylemem!
-*-*-
Hatta “opera” bile izledim!
Hatta ve hatta “klasik müzik konseri”ne bile gittim!
Şok şok şok tabii ki!
-*-*-
Çok ciddi bir “kültür şoku!”…
Hele opera!
-*-*-
Düşünün çıkmışsınız “galiganzarolardan”, gitmişsiniz Carmen izlemeye falan!
-*-*-
Cehalet de diyebilirsiniz, hatta demek lazım!
Çünkü “Carmen”i; çok seksi, çok seksi ve de sadece seksi bir kadın olarak “hayal” eden bir kültürün evladıydım!
Eveeeeet, inkara gerek yok!
-*-*-
Ve cehaletin de etkisiyle tabii ki; Carmen’i canlandıran sanatçı sahneye çıktığı zaman yaptığım ilk espri, “u gavolle nenemin varel modeli” şeklindeydi sadece!
Elbette o gün utanmamıştım ama şimdi aklıma geldikçe ter basıyor, çok utanıyorum!
-*-*-
Bu ağır cehalet, dört yıl içerisinde, Ankara’daki üniversite yıllarımda bir miktar “ıslah” edildi!
-*-*-
Ve bir gün, hangi oyun olduğunu hatırlamıyorum ama birkaç sıra önümde çok farklı ve çok şık giyinmiş, orta boylu, ince bir adam dikkat çekiyordu!
-*-*-
Oyun başlamadan, oyun arasında, oyun sonunda bu adama gösterilen ilgi de “evet bu kişi önemli biri” şeklindeydi!
-*-*-
Merak ettim, “kim bu efendi?” diye yanımdaki kadın arkadaşa veya kız arkadaşa sordum!
Yüzüme öyle bir bakmıştı ki; keşke “dön be geri zekalı Gaziverean’a ve bir daha buralara gelme” der gibiydi!
Yemin ederim yer yarılsa da içine girsem, huzur bulacaktım!
-*-*-
Kız “çıkışta seni tanıştırayım” demez mi?
-*-*-
Kardeşim, televizyonlar yok o zaman!
Daha TRT 2 bile yayında değil!
Sadece TRT var!
Evet gözüm bir yerden ısırıyor bu “kapalı mekanda güneş gözlüğü de takıyor gibi duran adamı” ama “çıkaramıyorum!”…
-*-*-
Neyse oyun bitti; ayakta alkışlamalar, oyuncular bir daha ve bir daha sahneye davet ediliyor falan ve her selamlama yapan oyuncu, o adama özellikle ayrı bir “referansla” gülümsüyor!
-*-*-
O adam da heyecanla ve adeta bir çocuk gibi sanki havaya sıçrarmışçasına oyuncuları alkışlıyor!
-*-*-
Kız arkadaş, “Efendim Serhat sizinle tanışmak istiyor” dedi!
“Merhaba” dedi adam, “merhaba efendim” dedim!
Kız arkadaş, “Efendim, O da sizin gibi Kıbrıslı” demez mi?
-*-*-
Hade oğlum, ister misin şimdi yeğen da çıkalım derken…
“Kıbrıslı”ya takılıyor kafam!
-*-*-
Ve “tokalaşıp” ayrılıyoruz!
Arkadaşıma, “adı neydir, kimdir?” diye sormaya utanıyorum ve kimseden de ismini işitmedim o sıralarda…
Neyse, utanmayı atarak ve sanki biliyordum da unuttum pozuyla “adı neydi bu beyefendinin?” diye soruyorum!
-*-*-
Arkadaş, hayatımın belki de en aşağılayıcı bakışını atıyor…
Ya da ben o paranoya ile ezik ezik O’na bakarken “Haldun Dormen” diyor…
-*-*-
Sonra Haldun Dormen’i de tiyatroyu da, tiyatroya verdiği emeği, sevgiyi, hizmeti de az çok takip etmeye başlıyorum ama bu isim veya bu kişi, benim hayattaki ilk ve en büyük “Kıbrıslı gururum” oluyor!
-*-*-
Bahsettiğim yıllar 1980’lerin ikinci yarısının başlangıcına denk geliyor…
-*-*-
“Kıbrıslı olmak” bir gurur meselesi mi?
Allah herkese yaşadığı toprağı bağışlasın, herhangi bir yerde doğmak veya oralı olmak gurur meselesi olmamalı!
En büyük gurur, o doğduğunuz toprakların, Haldun Dormen gibi binlercesini de “doğurmuş” olmasıdır!
-*-*-
Haldun Dormen’den sonra sanatsal açıdan en çok gururlandığım üç kişi daha var…
Elbette bunlardan biri Hüseyin Çağlayan, diğeri Tracy Emin ve kesinlikle Ümit İnatçı…
-*-*-
Hüseyin Çağlayan’ın Londra’da beş – altı moda gösterisine gittim…
Olağanüstü bir “Kıbrıslı” gururu!
-*-*-
Ve “İngiliz” kadın sanatçı Tracy Emin’in Aytotorolu babası Emin Dayı ile tanıştığımda, vallahi gözlerim doldu!
-*-*-
Eminim, Dünya’nın dört bir yanında, “Kıbrıslı”, “Kıbrıslı Türk kökenli”, çok sayıda sanatçımız, bilim insanımız, çeşitli meslek gruplarından çok başarılı insanlarımız ve tabii ki “çok zengin” olmuş isimlerimiz vardır…
-*-*-
Mesela Mehmet Dalman ismini lütfen araştırın!
Finans ve Futbol Dünyası’nda çok büyük bir marka!
Birkaç kez tanıştım…
Google yapın veya chat GPT gibi akıllılara sorun kim olduğunu… Anlatacaklar size…
-*-*-
Bizim toplum olarak en ciddi eksiğimiz veya bir başka deyişle bizim “devlet sahibi bir halk” olamayışımızın en ciddi sebeplerinden biri; özellikle çok ihtiyacımız olan “lobicilik” başta olmak üzere; birçok açıdan bu insanlardan faydalanmayı başaramamaktır!
-*-*-
Çocuklarımıza bu isimleri “rol model” olarak gösterememektir!
-*-*-
Çok zengin bir Kıbrıslı Rum sanat koleksiyoncusu bir akşam Baf’taki bir etkinlikte bana, “Ümit İnatçı ile aynı topraklarda, Baf’ta doğmuş olmak benim en büyük gururlarım arasındadır” dediğinde bir miktar uyanmıştım!
-*-*-
Bizim “bale gudalya devletimiz” ya da bu devletin “bale gudalya yöneticileri”, hayatları boyunca İnatçı’nın ne yaptığı ya da ne çizdiği ile hiç ilgilenmedi… Siyasi duruşuyla daha çok ilgilenip, O’nu “hain” ilan etmek daha kolay geliyordu!
-*-*-
Ve Kıbrıs Cumhuriyeti Meclisi’nde ya da Cumhurbaşkanlığı’nda İnatçı’nın tablolarını görüp “gurur” duyarken, kendi Meclis ya da Cumhurbaşkanlığımızın duvarlarında, “bayrak bayrak bayrak!”tık!
-*-*-
Size “İsrail”i örnek verebilirim…
Hatta çok ileri ya da uzağa gitmeye gerek yok…
Kıbrıs Rum Toplumuna bakın…
Dünya’nın dört bir yanında yaşam süren küçüklü büyüklü çeşitli başarılara ulaşmış isimlerle sürekli temas kuruyorlar; onlarla tanıtımlar, işbirlikleri, paslaşmalar, yardımlaşmalar gerçekleştiriyorlar…
-*-*-
Çok basit bir örnek…
Sir Stelios Haji-Ioannou…
Herkes O’na Stelios der…
EasyJet’in kurucusu ve “easy” markalarının yaratıcısı…
-*-*-
Aynı yaştayız, 1967 doğumlu…
Ve köklerimiz aynı bölgeden…
Lefke civarı…
Babasının lakabı Petoullas…
Stelios’un babası, bir gemicilik imparatorudur ve aslen Lefke’ye çok yakın Trodos köylerinden Petulla ya da Petoullas köyündendir… Lakabı da bu yüzden öyledir!
-*-*-
Stelios, EasyJet’i babasının parasıyla 1994’te 27 yaşındayken kurdu. Bu düşük maliyetli havayolu şirketi kısa sürede Avrupa’nın en büyük bütçe hava yolu firmalarından biri haline geldi.
-*-*-
Aynı isimde otelleri, cafeleri de var…
-*-*-
2006’da İngiltere Kraliçesi tarafından girişimciliğe katkılarından dolayı şövalye unvanı (Sir) ile onurlandırıldı.
-*-*-
2011’de Stelios Philanthropic Foundation adlı bir vakıf kurdu. Bu vakıf, her sene Kıbrıslı Türk ve Rum ortak girişimciliğine maddi destek veriyor ve biz sürekli bu vakfa “vuruyoruz”…
Milliyetçi gazıyla kusuyoruz!
Oysa bir Stelios’umuz bile yok, ona hiç bakmıyoruz!

Haldun Dormen… Kökleri, gururumuz… Nur içinde uyusun…







