“Gezilerimden Kareler” ve Ayluga’nın Sessizliği
Fotoğraf, zamanı durdurmanın en zarif yollarından biridir.
Ancak söz konusu manzara ve ülke fotoğrafları olduğunda, bu durdurulan zaman yalnızca bir anı değil; bir coğrafyanın ruhunu, bir toplumun hafızasını ve bir kültürün dokusunu da içinde taşır.
Dr. Hüseyin Debreli’nin “Gezilerimden Kareler” sergisi, tam da bu noktada manzara fotoğrafçılığının neden önemli olduğunu hatırlatan güçlü bir örnek niteliğindedir.
***
Arabamı park edip de Lefkoşa’nın Ayluga bölgesine doğru ilerlerken şehrin o kendine has dokusunu bir kez daha içimde hissettim.
Eski ile yeninin iç içe geçtiği sokaklar, taş duvarlar ve sessizliğin arasına karışan insan sesleri…
İhtiyar şehrin izleri...
Bu atmosferin tam ortasında yer alan LESAM, sanata ve sanatçıya kattığı değerle bizler için son yıllarda daha da büyük bir önem kazandı.
***
Dr. Hüseyin Debreli 'nin Lefkoşa Sanat Merkezi (LESAM) M.Necati Özkan Sergi Salonu’nda 26 Ocak’ta açılan ve önceki gün kapanan "Gezilerimden Kareler" Sergisi’ni geçen hafta sonu ziyaret etme şansını yakaladım.
Fotoğraf sanatçısı Dr. Hüseyin Debreli’nin “Gezilerimden Kareler” adlı sergisi, sanatçının farklı coğrafyalarda çektiği fotoğraflardan oluşuyor.
***
Debreli’nin “Gezilerimden Kareler” sergisi, adımımı salona attığım andan itibaren beni farklı coğrafyalara taşıdı.
M. Necati Özkan Sergi Salonu’nun sade ama zarif atmosferi, fotoğrafların ön plana çıkmasını sağlıyordu.
Duvarlara asılı her kare, bir yolculuğun tanıklığını yapıyordu; kimi zaman uzak bir ülkenin sokaklarında yürüdüm, kimi zaman bir gün batımının sessizliğine daldım.
Işığın ustalıkla yakalandığı anlar, mimari detayların kadraja alındığı kompozisyonlar ve insan yüzlerindeki hikâyeler serginin ruhunu oluşturuyordu.
***
“Gezilerimden Kareler” sergisi, ziyaretçilere hem kültürel hem de görsel bir yolculuk sunarken, Debreli’nin seyahatleri sırasında objektifine yansıyan doğal güzellikleri, mimari dokuları ve insan manzaralarını sanatseverlerle buluşturdu.
***
Manzara fotoğrafları ilk bakışta doğayı, şehir siluetlerini ya da mimari yapıları gösterir.
Oysa iyi bir manzara fotoğrafı, yalnızca görüneni değil, hissedileni de taşır. Bir ülkenin dağları, kıyıları, sokakları ve meydanları; o ülkenin karakterine dair ipuçları verir.
Işığın düşüşü, gökyüzünün tonu, insanın doğayla kurduğu ilişki…
Hepsi bir araya geldiğinde ortaya görsel bir kimlik çıkar.
***
“Gezilerimden Kareler”de yer alan fotoğraflar, farklı ülkelerden manzaraları bir araya getirirken aslında izleyiciyi kültürler arası bir yolculuğa çıkarır.
Her kare, ait olduğu coğrafyanın sessiz bir temsilcisi gibidir.
Bir doğal av fotoğrafı yalnızca doğayı değil, sabrı ve sonsuzluğu; bir liman kenti yalnızca tekneleri değil, hareketi ve ticareti anlatır.
***
Ülke fotoğrafları aynı zamanda birer belgedir.
Zamanla değişen şehirler, dönüşen mimari yapılar ve kaybolan doğal alanlar düşünüldüğünde, fotoğraf bir tür görsel hafıza işlevi görür.
Bugün sıradan görünen bir sokak, yıllar sonra geçmişin izini sürebileceğimiz değerli bir belgeye dönüşebilir.
Bu yönüyle manzara fotoğrafçılığı estetik bir üretimin ötesine geçer; kültürel sürekliliğin aracı hâline gelir.
Sergideki kareler, yalnızca sanatçının kişisel yolculuğunu değil, ziyaret edilen ülkelerin o anki hâlini de kayıt altına alır.
Böylece izleyici, hem sanatçının bakış açısını hem de dünyanın farklı yüzlerini aynı çerçevede deneyimler.
***
Manzara ve ülke fotoğrafları, izleyicide merak duygusu uyandırır. Hiç gidilmemiş bir ülkeyi bir fotoğraf aracılığıyla görmek, o yerle duygusal bir bağ kurmanın ilk adımı olabilir. Bu bağ, kültürler arası anlayışı ve empatiyi güçlendirir.
“Gezilerimden Kareler” bu anlamda yalnızca bir sergi değil, bir köprü işlevi görür. Farklı ülkelerden görüntüler yan yana geldiğinde, dünya küçülür; sınırlar zihinsel olarak silikleşir.
***
Burada Ay. Luka Kilisesi’ne de ayrı bir paragraf açmak istiyorum...
Bölgenin en dikkat çekici yapılarından biri olan tarihi kilise, taş duvarları ve mütevazı mimarisiyle geçmişin izlerini bugüne taşıyor.
Yüksek olmayan ama vakur duruşuyla çevresine hâkim olan bu yapı, Lefkoşa’nın çok kültürlü tarihinin sessiz bir tanığı gibi.
Buradan belirtmekte fayda var, kilisenin akşamı da ayrı bir görsel ziyafet sunuyor.
Akşam ışığında taş yüzeylerin aldığı sıcak ton, adeta bir tabloyu andırıyor.
***
Sergi sonrası Ayluga sokaklarında kısa bir yürüyüş yaptım.
Ayluga bölgesi genel olarak sakin, nostaljik ve samimi bir atmosfere sahip.
Dar sokaklar, avlulu evler ve zamanın yavaş aktığını hissettiren bir çevre… Özellikle de “Lale” Sokak...
İşte tam da bu dokunun ortasında yer alan LESAM, bölgeye yalnızca bir kültür merkezi değil; aynı zamanda canlılık ve anlam kazandıran bir buluşma noktası olmuş.
***
Lefkoşa Sanat Merkezi, Ayluga’nın tarihî ve kültürel dokusunu koruyarak sanatı bu alanın doğal bir parçası hâline getirmiş.
Sergiler ve sanatsal etkinliklerle farklı yaş gruplarından insanların bir araya gelmesi, sohbetlerin sokağa taşması ve sanat etrafında oluşan o sıcak iletişim ortamı, merkezin bölgeye kattığı sosyal değeri açıkça gösteriyor.
Merkezin bu noktaya gelmesinde, çok değerli hocam Yıltan Taşçı’nın bitmek bilmeyen enerjisiyle fedakarca çalışmaları da çok büyük bir pay sahibi.
***
Bu tür etkinlikler yalnızca bir sergi olmanın ötesine geçiyor; bulunduğu çevreyi dönüştürüyor, canlandırıyor ve kültürel hafızayı besliyor.
LESAM sayesinde Ayluga, yalnızca tarihî yapılarıyla değil, yaşayan kültür ortamıyla da anılır hâle geliyor.
***
“Gezilerimden Kareler” sergisinden ayrılırken aklımda tek bir düşünce vardı: Bazen bir fotoğraf, bir şehri yeniden görmemizi sağlar.
Sergide hem uzak coğrafyaları gezmiş gibi oldum hem de Lefkoşa’yı, özellikle Ayluga’yı, yeniden keşfettim.










