Duvardaki silah patlamadan
"Askersiz bir ülke" dediğinizde hemen ayağa kalkar kimileri... Sanki askerin, üslerin, cephaneliklerin varlığı bir güvenlikmiş gibi...
Tam aksine, bir tehdit!
Bugün Kıbrıs, korunan bir yurt olmaktan ziyade, küresel güçlerin satranç tahtasında bir mühimmat deposuna dönüşme riskiyle karşı karşıyadır.
Yaşıyoruz!
Ürperiyoruz!
Korkuyoruz!
***
İngiliz üslerinin ne faydasını gördük bugüne kadar? Peki, Geçitkale bir askeri üsse dönüşürken kime soruldu acaba? Kıbrıs Cumhuriyeti; ABD, İsrail ya da Fransa ile "savunma işbirliği" veya "stratejik ortaklık" anlaşmaları yaparken huzura mı erdi? Yetmezmiş gibi ABD, Kıbrıs'a yönelik "silah ambargosu"nu da kaldırdı.
Peki, Kıbrıs Cumhuriyeti bu anlaşmaları niye yapıyor? Çünkü Ada'daki Türk askeri varlığını ve Türkiye'nin bölgedeki askeri gücünü kendisine yönelik bir tehdit olarak görüyor. Doğu Akdeniz'de keşfedilen doğal gaz yatakları, bu işbirliklerinin en büyük motivasyon kaynağı elbette...
Dünyaya baktıkça, "petrolümüz eksik kalsın" diyoruz...
Peki, Türkiye niye adaya asker yığıyor, üs kuruyor? O da hem Ada'daki varlığını hem de bölgedeki askeri pozisyonunu güçlendiriyor. Ancak bu karşılıklı "yığınak" bizi nereye götürüyor? Kendimizi gerçekten daha mı güvende hissediyoruz, yoksa bir savaşa daha mı yakınız?
***
Her savaş başladığında dünyanın dört bir yanından liderler açıklama yapar: "Diplomasinin devreye girmesi ve bir çözüm üretilmesi..."
Bizde bunu diyoruz Kıbrıs'ta!
Tam da bunu...
Savaşı beklemeden...
Çözüm üretmek yerine karşılıklı asker yığıyorlar adaya ve bunun güvenlik için olduğunu söylüyorlar.
Tiyatro sahnelerinin değişmez kuralıdır...
Duvarda bir silah asılıysa, oyunun bir yerinde mutlaka patlayacaktır.
Diplomasi ve çözüm yolunda illaki bunu mu beklemek gerekiyor? Statü ya da güç yarıştırmaktan vazgeçmek için illaki bir yıkım mı bekleniyor?
Savaştan alınması gereken ders; silah, üs, mühimmat ya da askeri yığınak değil, barış olmalı...
İran'daki demokrasi, özgürlük ve laiklikten uzak molla rejimine bakarken; laikliğin, demokrasinin ve sivil bir yaşamın kıymetini daha iyi anlamalıyız. Füzelerin izini sürmek yerine, askeri üslerden arındırılmış bir geleceğin dilini kurmalıyız.
Unutulmasın; Ağrotur (Akrotiri) ve Dikelya (Dhekelia), Kıbrıs Cumhuriyeti'nin değil, doğrudan Birleşik Krallık'ın egemen toprağıdır. Bunun mührünü de zamanında Türkiye ve Yunanistan vurmuştur.
Yani barış dışarıdan gelmiyor; eğer kendi aklımızı kendi başımızda aramazsak...







