1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. Kayıt yok, veri yok, laboratuvar yok!
Dr Filiz Besim

Dr Filiz Besim

Bir Savaş/ Barış Filmi...

A+A-


Bir savaşın öyküsünü izledim. Savaştan, kahramanlıklardan çok yitirilen yaşamların önemsendiği...
Savaş filminden öte savaşın mağduru ailelere, onların yaşanmışlıklarına  olan etkisinin irdelendiği bir film...
Russell Crowe, “Gladyatör”, “Dahi Matematikçi”, “Neo Nazi”, “Yozlaşmış Belediye Başkanı” ve “Dini Kahraman” gibi iz bırakan rollerde izlediğimiz Avusturalyalı bir aktör…

Russell Crowe bu kez bize çok yakın bir tarihi konuyla deyim yerinde ise tüm Türklerin yüreğinde taht kuruyor. Tarihin en kanlı savaşlarından biri olan Çanakkale Meydan Muharebesini ve sonuçlarını öylesine insana dair bir bakış açısıyla ele alıyor ki; gerçekten hayran olmamak mümkün değil.

SAVAŞ DENEN KATLİAM…

Çanakkale savaşı 1915’de 1. Dünya savaşında 70.000 Türk’ün ve 10.000 Anzak’ın öldüğü bir savaş... Kilometrelerce uzaktan gelen birçok Avusturalyalı ve Yeni Zelandalı asker, belki de oralara neden geldiklerini, niçin savaştıklarını anlamadan ölüp gittiler...

İşte böylesine yürek burkan bir savaşa, Avusturalya’dan gelen bir yönetmen (Russell Crowe) hümanizmin merkezinden bakarak ve Türk sanatçılar Yılmaz Erdoğan ve Cem Yılmaz’ı da yanına alarak, iki toplumun tıpatıp aynı acılarıyla izleyicisini buluşturuyor.

“The Water Diviner” (Son Umut) filminin senaryosunu eşleri Türk olan Andrew Knight’la Andrew Anastasios yazdılar. Senaryo Çanakkale Savaşı’nda görev yapmış bir yüzbaşının anılarından esinlenilmiş. Yüzbaşı anılarında, oğlunun mezarını aramaya gelen bir Avusturalyalı babadan söz eder. İşte bu gerçek hikaye senaryonun tetikçisi olur.

Crowe, bu filmde hem oyuncu, hem yönetmen ve hem de yapımcı... Avusturalya’da bir televizyon kanalında filmin öyküsünü anlatırken şöyle demiş: ‘’100 yıl sonra Çanakkale mitolojisine açıklık getirmeliyiz. Ulus olarak olgun davranıp karşıdakilerin öyküsünü de hesaba katmalıyız. Aramızda hiçbir anlaşmazlık olmayan bağımsız bir ülkeyi işgal ettik.’’

HAZİN ÖYKÜ…

1915’te Gelibolu’da 3 oğlunu yitiren çiftçi Joshua Connor (Russell Crowe) oğullarının acısına dayanamayıp yaşamını sonlandıran karısının (Jacqueline McKenzie) vasiyeti üzerine 1919’da İstanbul’a gider. Burada oğullarını bulması için ona Ayşe (Olga Kurylenko), Binbaşı Hasan (Yılmaz Erdoğan), Çavuş Cemal (Cem Yılmaz) yardımcı olurlar. Türk ya da Avusturalyalı, ölen gencecik insanlara yakılan bir ağıt bu son derece etkileyici film... Cem Yılmaz’ın filmde söylediği ‘Hey On Beşli’ türküsü ise filmi tek kelime ile bütünlüyor. Ne ilginç; Çanakkale’de 15 yaşında ölen asker çocuklar için bir ağıt olan bu türkü, düğünlerde oyun havası olarak kullanılmış yıllarca...

SUYUN BÜYÜLÜ GÜCÜ…

Film’de ne Gelibolu’da Avustralyalı, Yeni Zelandalı askerlerin kurban oldukları efsanesi ve ne de Türklerin kahramanlık öykülerine yer verilmiş. Bu film bir yüzleşme; savaşlara ‘HAYIR’ öyküsü...

Film’de bir babanın ölümden sonra bile oğullarıyla kurduğu güçlü bağa ve iki ülkenin kültürüne dair çok ince göndermeler var. Suyun büyülü gücüne vurgu var. Gelenekler ve duygular arasında empati var...

Russell Crowe’un canlandırdığı karakter, Avustralya’nın kurak topraklarında suyu arayan ve bulan bir doğa adamı kimliğinde... Suyu bulmakta çok mahir olan bu adam, daha sonra canına kıyacak olan eşi tarafından savaşta kaybolan oğullarını da neden bulamadığı konusunda sorgulanmaktadır…

Russell Crowe bu film için "Her bireyin bir sevgi, yitirme, acı öyküsü vardır. ‘Son Umut’, ölüm, keder, bağışlama üstüne bir aşk öyküsü”’dür diyor.

“Son Umut”, Avustralya Akademi ödüllerine 8 dalda aday gösterildi. Yılmaz Erdoğan bu yarışmada erkek oyuncu dalında yarışıyor.

Ben 2015’in, Dünya’mızda SAVAŞLARIN değil BARIŞLARIN konuşulduğu bir yıl olmasını diliyorum.

Bu yazı toplam 3221 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar