Bir masa, üç ayrı hesap
Pazartesi Kıbrıs sorunu için kritik bir gün…
Holguín, Erhürman ve Hristodulidis’i aynı masada buluşturacak.
Birleşmiş Milletler (BM) temsilcisinin YENİDÜZEN ve Cyprus Mail röportajlarına baktığımızda, ya yeni bir başlangıcın ya da ciddi bir kopuşun eşiğinde olduğumuzu görüyoruz.
Doğrusu, Nikos’un “19 maddelik öneri” iddiası pek de ciddiye alınmazken, Tufan hocanın dört maddelik “metodolojisi” de bir yöntemin ötesinde, ön şart gibi okunuyor.
Holguín’in önerisi şu: Ön koşulsuz müzakereye başlayalım, ilk gündem dönüşümlü başkanlık olsun. Anlaşılırsa devam edilsin, anlaşılmazsa süreç bitsin.
***
Tam da bu kritik görüşme öncesinde Hakan Fidan geldi.
Erhürman’la görüştü.
Ortak bir siyasi açıklama yapılmadı.
Fidan sonrasında sosyal medyadan bildik söylemi yineledi: Yan yana iki devlet, egemen eşitlik, eşit uluslararası statü…
Bu söylemi özellikle son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde çok duyduk.
Herkes hangi adayın neyi savunduğunu biliyordu.
Kıbrıslı Türkler de tercihini yaptı.
Türkiye’nin mevcut iktidarıyla Kıbrıslı Türklerin ortaya koyduğu irade ve seçilmiş liderliği aynı noktada değil.
Bundan ürkmeye gerek yok.
İlk kez olmuyor.
Aynı düşünmek zorunda da değiliz.
Türkiye’nin enerji, güvenlik, Doğu Akdeniz, Avrupa Birliği ve Yunanistan’la ilişkiler üzerinden şekillenen stratejik hesapları var.
Belki iki devlet söylemi bu büyük pazarlığın da parçası.
Ama Kıbrıslı Türklerin önceliği başka olabilir.
Dünyayla buluşmak…
Kendi geleceğinde söz sahibi olmak…
***
Holguín’in Türkiye Büyükelçiliğini ziyareti de dikkat çekti.
Merak ediyorum…
Holguín, Lefkoşa’daki Yunanistan Büyükelçiliğini de ziyaret etti mi?
Asıl mesele kimin kiminle görüştüğü değil, kimin kimin adına karar verdiği…
Kıbrıs Rum basınındaki yorumlarda hep aynı yaklaşım öne çıkıyor.
Kararları Ankara verir!
Peki, Kıbrıslı Türklerin seçilmiş liderinin iradesi nerede?
Güneyde ve Ankara’da bu iradeye yeterince saygı gösterilmiyor.
***
Şimdi yeni bir beşli zirveden geri durmamak gerekiyor.
Türkiye ile Kıbrıslı Türk liderliğinin farklı yaklaşımları varsa masada da görülsün.
Bu bir felaket değil.
Gerçeklik…
Üstelik yıllardır iki devlet diyenlere de hatırlatmak gerekiyor; Türk Devletleri Teşkilatı’nın üyelerini dahi bu politikaya ikna edemediniz.
Egemenlikten söz ediyoruz ama giderek dünyanın dışına itiliyoruz.
Kıbrıs Cumhuriyeti uluslararası ilişkilerini genişletirken Kıbrıslı Türkler yalnızlaşıyor.
Bu statükodan Kıbrıs Rum liderliği de yararlanıyor.
***
Umarım pazartesi daha cesur, daha samimi bir diplomasiye kapı açılır.
Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliği de demokratik iradesi de pazarlıkların gölgesinde kalmaz.
Çünkü Kıbrıs sorunu en başta bu adada yaşayan insanların meselesi.
Aynı düşünmek zorunda değiliz.
Ama birbirimizin iradesine saygı göstermek zorundayız.






