1. YAZARLAR

  2. Eralp Adanır

Tayfun Çağra

Tayfun Çağra

Bir günde iki mangoslama…

A+A-

Dün akşamdan beridir mangos olduk.

Sami’nin ‘Sabah Kahvesi’nde sorduğu sözcüğün tam karşılığını buldu dünkü halimiz…

Cumartesi günü açıklanan Bakanlar Kurulu kararlarını mı uygulayacaktık yoksa aynı günün gece yarısı açıklanan Bulaşıcı Hastalıklar Üst Kurulu’nun kararlarını mı?

Anlamadık, aklımız karıştı, mangos olduk kaldık.

Sadece gece 10 ile sabah 5 arası sokağa çıkma yasağı mı olacaktı yoksa kamuda, özelde bütün işyerleri 31 Ocak’a kadar kapanacak mıydı?

Pazartesi yani bugün insanlar işe gidecek miydi, yoksa evde mi kalacaktı?

Üst kurul, “sokağa çıkacaksanız polisten, kaymakamlıktan izin alın” derken gündüz de sokağa çıkma yasağı mı olacaktı yoksa sadece geceleri mi çıkmayacaktık!

Kimin sözü geçerliydi?

Bakanlar Kurulu’nun mu Üst Kurulun mu?

Gün boyu yanıt aradık, Pazartesi ne yapacaktık, hayata nasıl devam edecektik, net yanıtı bekledik de bekledik.

Bakanlar Kurulu dün öğle bir kez daha toplanma gereği duydu, başka katılımcıları da aralarına alarak…

Başsavcı, belediye başkanları da katıldı.

17.30 gibi açıklama yaptı Başbakan Saner, yanına Ali Pilli’yi de alarak…

Anlaşıldı ki Bakanlar Kurulu daha önce aldığı kararları Üst Kurul’u hiçe sayarak uygulayacak.

Yani Üst Kurul’un 31 Aralık’a kadar kamu ve özelde kapanma kararı geçersiz kılındı.

Sadece gece 10, sabah 5 arası sokağa çıkma yasağı olacak ve bir hafta sonra yeniden değerlendirilecek.

Okullar ise yine Bakanlar Kurulu kararında olduğu gibi bir hafta daha kapalı kalacak ve o da yeniden değerlendirilecek.

Ve hayat pahalılığı üç ay için kamuda maaşlara yansımayacak, reel sektör için kullanılacak dedi Başbakan Saner…

Ali Pilli bir gariban gibi durdu Saner’in yanında ve Bakanlar Kurulu’nun kararlarını Üst Kurul’a onaylatmak için basın açıklamasından ayrıldı.

Üst Kurul sorumlusu Pilli ve Başbakan Saner sanki bir uyum varmış gibi kameralara poz verdiler ve dünkü mangoslama bir de Üst Kurul kararlarının yok sayılmasıyla çiftelenmiş oldu.

Evet, bir günde iki kez mangosladık.

***

Ancak kararların son şekilde yani Bakanlar Kurulu kararları çerçevesinde kalmasına da şaşmamak gerek.

Evet, iş çevrelerinin, Ticaret Odası’nın, Otelcilerin, Müteahhitlerin, Sanayicilerin hükümet üzerinde baskıları var, kapanmamızı istemiyorlar. “Kapanalım ama çalışanları beraber ödeyelim” gibi bir demeçleri olunca hükümet bunu göze alamadı tabii… Bu bilindiği için böyle bir açıklama yapıldı zaten.

Herkes biliyor ki KKTC’yi normal bir dünya ülkesi olarak satmaya çalışan!, “iki devletlilik, egemen iki eşit devlet” diyenlerin böyle bir kapanmayla başa çıkamayacakları çok açık.

Çünkü daha önce denendi ve görüldü.

 

 


 

Şu veya bu fark etmez, aşı olunmalı

Aşı olmaya başladık. Öncelikle sağlık çalışanları Türkiye’den gönderilen 20 bin doz Sinovac aşısını olmaya başladı. Bugün de Kıbrıs’ın güneyinden gelecek olan 2 bin doz AB’nin gönderdiği Phizer-Biontech aşısı 65 yaş üstü vatandaşlarımıza uygulanacak.

Sinovac, yani Çin aşısıyla ilgili önceleri ve şimdi de tartışmalar yapılıyor… Güvenli mi değil mi, koruma oranı az mı çok mu ve onay kuruluşları tarafından henüz onay verilmemiş aşının yapılıp yapılmaması konusunda tereddütler yaşanıyordu.

Aşılama başladı ve gördük ki bence olması gerektiği gibi sağlık çalışanlarımız (organizasyonun bozukluğu nedeniyle de) kuyruklar oluşturarak aşılarını oldular. “Aşı olmayacağım” gibi yaklaşımların doğru olduğunu düşünmüyorum. Kendi iradeleri gereği bu kararı verdiklerini söylemelerine rağmen aşının oluşturacağı bağışıklığı kazanamayacakları için toplumsal bağışıklığın kazanılmasında da boşluk yaratmış olacaklar. Onun için de aşı olmanın her ne kadar öyle telaffuz edilse de kendi iradelerine kalmış bir şey olduğunu düşünmüyorum.

Sigara içmek gibi bu da… Sigara içenlerin nasıl ki “zararlıysa kendime zarar veriyorum” demelerinin yanlışlığı belliyken ve etrafındaki kişileri pasif içici yapıyor iken, aşı konusunun da farklı olmadığını düşünüyorum. Kendiyle birlikte başkalarına da zarar verebilir. En iyisi en fazla sayıda aşılanmak.    


Şeffaf HP

 

“HP, yanlışları önlemek ve buna çomak sokmakla kalmamış, çağdaş ve güçlü bir KKTC yaratmak için kurulmuştur. Siyasetin kirlendiği bu noktada şeffaflık ve halka hizmet etmek için kurulmuştur. HP, halkın yararını düşündüğü için bedel ödemiş ancak bundan zerre gocunmamıştır.”

Bu sözler, ‘Hareket’ kurulduğunda parti kurmayacağını açıklayan, siyaset yapmayacaklarını bildiren ama parti kuran, dörtlü koalisyonda iken Cumhurbaşkanı olacak diye hükümet bozan ve UBP ile kahve bile içmeyeceklerini söyledikten sonra hükümet kuran HP’nin eski başkanı, oylarını iyice düşürdüğü Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra akademik yaşama döneceği mesajını veren ancak dün yeniden HP’nin başkanı olan Kudret Özersay’a ait. Okurken sizi de biraz gülümsetmedi mi!

 

 

 

Bu yazı toplam 984 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar