1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Lurucina’nın en büyük kilisesi Ay Andronikoz, duvarlarına tel bağlanıp traktörle çekilerek yıkıldıydı…”
Neşe Yaşın

Neşe Yaşın

BEKLE BİZİ HAYAT

A+A-

Ne kadar da keyfi kaçık bir dünya şu sıralar yaşadığımız. Balkonlara çıkıp şarkılar söyleyecek, ekmek yapıp sosyal medyada paylaşacak hevesimiz de sönüp gitti yavaşça. Ölüm sayıları ve ekonomik gösterge rakamları geçip duruyor önümüzden. Ekranların başında birer zoombi oluvermişiz. İyiye giden pek bir şey yok. Adanın güneyinde bugünden itibaren evlere kapatılıyoruz yeniden. Bu kapanmaların olumlu yanları da vardır kuşkusuz. Hep söylerim, kitap okuyan insanın hiçbir yerde canı sıkılmaz diye. Kitap satışları ile ilgili bir istatistik görmedim ama artmış olması daha anlamlı olurdu görsel ve işitsel olanın rekabetine rağmen. İçimi ferah tutmaya gayret ettim bütün bu süreç boyunca ama bu kolektif depresyon hali haneye sızıyor bir biçimde.

İnsan hangi kamusal alana dahil olduğuna karar veremeyince daha çok dünyaya dahil oluyor. Bu yersizyurtsuzluk halim güzel aslında diye düşünürdüm geçmişte. Hayatım en fazla üç alanda geçiyordu. Adanın güneyi, kuzeyi ve Türkiye arasında mekik dokur haldeydim. Yılda en az bir kez New York’u da eklemeli buna. İşim adanın güneyinde elbette ama Üniversite’deki son derse bavuluyla giden ben için hayat başka yerlerdeydi aslında. Uçaklarda çok sınav kâğıdı bakmışlığım vardır. Adanın güneyine hiç tam ait hissedemedim kendimi, kuzeyine de öyle, Türkiye’de de hep bir yabancı oldum. New York ise aile sıcaklığını saymazsak genelde bir yabancılaşma mekânı. Kendimi en ait hissettiğim yerlerden biri Gümüşlük Akademisi olmuştur hep. Bir de şiir festivalleri… Sözün, yazının, imgenin egemen olduğu yerler yani. Garip gelebilir ama öyle.

Bu kapanma sürecini benzer biçimlerde yaşayanlar vardır elbet. Divanda da bizzat kendimin olduğu bir psikoterapist gibiyim şu sıralar. Çocuklukta, ilk gençlikte, gençlikte daha önce hiç gitmediğim yerlere taşıyor beni bu zorunlu iç yolculuklar.

Politik alanlarda yalan tiyatroları, her şey olup rezil olamama halleri sürüp gidiyor. Biz bölünmüş bir adada yaşadığımız için bunu iyi biliyoruz ama pek çok ülke bölünmüş durumda aslında. Fiziksel olması gerekmiyor bunun. Nefret söylemi, karşıdakine karşı yapılan merhametsiz hamleler her yerde.

Bu zor zamanların çabuk geçeceğine inanmak istiyorum haberler pek iç açıcı olmasa da. Her durumda yapılabilecek güzel şeyler var hayatta. Esas önceliğimizin hayatta kalmak olması en ürkütücü olan.

Böylesi dönemler biraz da sınav zamanları. Zorluklara, değişen koşullara daha kolay adapte olanlar geçiyor testi. Hayat karşısında antrenmansız olanlar, hep kuşatıldıkları olanakların tadını çıkartanlar, yalnızlığı başaramayanlar çuvallıyor böylesi dönemlerde.

Zor dönemler geçince tadını doyulmaz oluyor gelen yeni zamanın. Hastalık sonrası nekahet dönemleri gibi bir tatlılığı, yumuşaklığı oluyor. Zorluklar aşılınca hayatın değeri daha iyi anlaşılıyor. Zorlukları yenen bünye güçlenmiş olarak devam ediyor yoluna. Kaybedilenin, hor görülenin, küçümsenenin değeri anlaşılmış oluyor.

Tarihin bazı karanlık dönemlerini, insanlığın kendi başına açtığı onca felaketi düşününce hayatın ne kadar kırılgan olduğunu görebiliyor insan. Çok güzel şeyler de olmuş ama dünyada. Bir iyilik vaazı vermek değil niyetim, avuntu da aramıyorum bu zor koşullarda; değişimin sürprizlerini düşünüyorum yalnızca. Doğru bir yol çizince ve buna sevgiyle kuşatılmış bir emek katınca güzel bir sonuca ulaşabileceğini söylüyor bana geçmiş deneyimler.

Keyfimizi kaçıran çok şey var ama bunu değiştirecek güç ve beceri de bizlerin elinde.

Şu an bu yazıyı Ocak ayında güneşli bir balkonda yazıyorum. Kuzey ülkelerinde ışıksız, kasvetli zamanlar var biliyorum ama büyülü kar manzaralarını, beyazlıklar içindeki o şiirselliği de takdir ediyor insan. Önemli olan kendi iç mevsimimiz daha çok da. İçimizde bir kış olabilir ama kış niye kötü olsun ki. Kendi beyaz güzelliğiyle bizi bahara doğru götürür hep kış. Her kış baharın canlılığına bir hazırlıktır. Doğayı izleyenler oradaki kuralın sabır olduğunu iyi bilirler. Beklersin ve çiçekler açar bir gün. Beklemenin de yabanıl bir tadı vardır. En güzel kavuşmalar uzun bekleyişler sonrası yaşananlardır.

 

 

Bu yazı toplam 1129 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar