1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. "Yaraları kaşımaktan korkmayalım çünkü kirli kan ancak böyle atılabilecektir..."
Eralp Adanır

Eralp Adanır

Aytuğ F. Plümer ve “Diplomasi Hatıraları”

A+A-

Anıların özel-subjektif bir yanı olmuştur he zaman. Ama kendine özgü bu “birikim” aynı zamanda Toplumsal Hafıza adına büyük önem ve katkı sağlayabilecek niteliktedir de.

Geriye dönüp Kuzey Kıbrıs’ta yayınlanan kitaplara baktığımızda özellikle son 10-15 yıl içerisinde “Anı” içerikli kitapların yoğun bir şekilde okurla-toplumla buluştuğunu görmekteyiz. Bu türdeki üretimin nedenleri elbette sosyolojik açıdan da araştırılması gereken bir konudur. Anı yazımının yakın geçmişteki hareketine ve içeriğine baktığımızda genelde “savaş anıları”na yer verildiği görülebilmektedir.

Erenköy mücadele yıllarından 1974 savaş anılarına kadar uzanan “savaş anılarını” yayınlama istencinin merkezinde önemli bir kişisel mesaj taşıdığına da inanıyorum. Bu mesaj hem kişisel hem de toplumsaldır. Yarım asrı aşan Kıbrıs sorunu, yaşanan toplumsal çatışmalar, ölenler öldürülenler, göçenler göç ettirilenler diyerek kan ve barut kokusunda geçen onca yıl sonrasında, bir “barış” istencine gönderme niteliği de taşımaktadır. “Siz bizim ne çektiğimizi bilmezsiniz” söylemi üzerine beslenen bu anılar, diğer taraftan “kahramanlık ve en milliyetçi benim” ruh halini de taşımaktaydı zaman zaman. Elbette söz konusu anı yazımının ilk yıllarında buna ek olarak, az da olsa, savaşların toplumlar, insanlar üzerindeki olumsuz etkisini, acısını anlatan bir anlamda savaş karşıtı anı kitapları da yayınlanmıştır.

Zaman geçtikçe anı kitaplarının içeriği daha bir çeşitlilik kazanmaya başladı. Otobiyografik yazım yolculuğunda kişiler yaşamını anlatırken, yaşadıkları tanıklık ettikleri sosyal yaşamın birçok alanı hakkında da satıraralarında bize bilgiler sunmaktaydılar. İşte bundan dolayıdır ki, yazımın başında belirttiğim “Toplumsal Hafıza” adına önemli bilgiler içermektedir bu tür yazım alanı.

Bu noktada sn. Aytuğ F. Plümer’in “Diplomasi Hatıraları” başlıklı otobiyografik kitabı, Toplumsal Hafızamızın özellikle “siyasi yaşanmışlıklar” açısından önemli bir katkı ve kaynaklık sağlamaktadır. Kitap sadece diplomasi hatıralardan bahseder olsa, belki daha bir kısıtlı okuyucu kitlesine ulaşır dikkati çekerdi. Ama sn. Plümer’in özellikle çocukluk anılarıyla yazım yolculuğuna başlaması ve özellikle ilerleyen süreçte kullandığı içten sıcak dili, kitabın rahatça okunabilmesini sağlıyor.

Kitabın “önsöz”ünden bir alıntı yapalım.

 

“... Bu kitabı yazmaya karar verip çalışmaya başlayınca, en önemli kaynaklarım seneler içerisinde tuttuğum kendi notlarım oldu. Sürekli bir günce tutmamıştım. Bazı dönemlerde az, bazı dönemlerde daha detaylı olarak tuttuğum notlarım vardı... “Diplomasi Hatıraları” kitabı esas itibarıyla KKTC’nin dış politika ve diplomasi tarihidir. Bir bürokrat ve diplomatın gözünden devletin dış politikasının nasıl şekillendiği ve uygulandığı, dış ilişkilerinin nasıl geliştiği ve diplomasi alanında geçirdiği safhalar anlatılmaktadır. Diplomasi, uluslararası ilişkiler düzenleyen temel kavramdır. Uluslararası alanda bir görevlinin ülkesini temsil etme işini ve sanatını anlatan bir terimdir. Devletimiz, Türkiye dışındaki ülkeler tarafından tanınmamış olsa bile birçok ülke ve uluslararası teşkilat tarafından muhatap alınmakta ve Kıbrıs sorununa taraf olan iki toplumdan biri ve aynı zamanda de facto bir devlet olarak kabul görmektedir. Bu ilişkiler zaman içerisinde gelişip kökleşmektedir. İşte elinizde tuttuğunuz bu kitapta, KKTC’nin diplomasi serüvenini bulacaksınız.”

 

Kitap 10 ana başlık ve 200’e yakın alt başlıktan oluşmaktadır. Alt başlıklardan bazılarını vermek istiyorum:

“Öğrenci Olaylarına Katıldım”, “Suudi Arabistan Yardımları”, “Sınır Eylemleri”, “Dolaylı Görüşmeler”, “Müzakereler Çıkmazda”, “Annan Planı Serüveni Başlıyor”, “Yeni Yılda Yeni Hükümet ve Son Sürat Referanduma Doğru”, “Ortalığı Karıştıran Mektubum”.

Kitabın sonunda bazı karikatürlere ve bolca fotoğrafa yer verilerek kitaba ayrı bir zenginlik katıldığını söyleyebilirim.

Kitabın “Altınıcı Bölüm” ana başlığı altında yer alan alt başlıklardan “Annan Planı Serüveni Başlıyor” yazısından bir alıntı yaparak, bugünkü yazımızı tamamlayalım.

 

“...Genel Sekreterin beklenen çözüm planı taraflara 11 Kasım 2002 tarihinde sunuldu. Ortalık karıştı. Tahsin Ertuğruloğlu beni çağırdı ve planın incelenmesini istedi. Süratli bir şekilde değerlendirme yapmamızı ve ortaya bir çalışma kağıdı çıkarmamızı istedi. Bakanlıktaki Müdür arkadaşları ve siyasi bölümde görevli birkaç meslek memurunu odama çağırdım. Hukuk danışmanımız Zaim Necatigil bey de katıldı. Toplantının başında, fazla vaktimiz olmadığını, elimizdeki metni okuyup, anlayıp sonra da hükümet yetkililerine anlatacak duruma gelmemiz gerektiğini söyledim. Arkadaşlarla planı inceleyip anlamaya ve hazmetmeye çalıştık. O gün hiç ara vermeden akşama kadar okuduk, tartıştık ve not aldık. Ortaya çıkan değerlendirmeleri benim toparlayıp sunmam gerektiğini biliyordum. İş başa düşmüştü. Bu nedenle kalem kağıdı alıp yazmaya başladım.

Birinci Annan planının bizim açımızdan olumsuz yanlarının olumlu yanlarından çok daha fazla olduğu kesindi. Aşırı toprak tavizi isteniyordu. Kuzeye dönecek Rumların 20 yıl içerisinde nüfusumuzun üçte birini geçebileceği hesaplanıyordu. Egemenlik ve garantiler konusunda tatmin edici bir çerçeve sunulmuyordu.

Annan planının en karışık, en anlaşılması güç olan bölümü mülkiyetle ilgili kısımdı. Bir emlak encümeni kurulması öngörülüyordu. Rum tarafına verilecek olan bölgelerde esas olan malın iadesiydi. Diğer bölgelerde, eşdeğeri olan veya malın üzerine esaslı bir geliştirme yapanlar emlak encümenine başvurabileceklerdi. Encümen, gerekli değerlendirmeyi yaptıktan sonra, malı tasarrufunda bulunduran şahsa verebilir, takas yaptırabilir veya iki değer arasındaki farkın tazminat olarak ödenmesini emredebilirdi. Güneyde bıraktığı malın değeri düşüldükten sonra tazminat ödenmesi talep edilecekti. Türkler istedikleri takdirde güneyde bıraktıkları mallarına sahip çıkmak isterse, halen oturanın malı alması teşvik edilecekti. Buna “first refusal” diyorlardı. Tüm müracaatların 1 yıl içerisinde yapılması öngörülüyordu... Tahsin bey, Parti Meclisi kararı olarak kabul edilecek bir metni önceden hazırlamamı istemişti. Hazırladığım metni Parti Meclisi toplantısında sayın Eroğlu’na verdim. Annan planının sakıncalarını ve zayıf yönlerini işaret eden oldukça sert bir açıklama metniydi. Tahsin bey bu metni alıp son dakika bir cümle ekledi: “Annan planı görüşme zemini olarak kabul edilemez...’”

(Aytuğ F. Plümer “Diplomasi Hatıraları”-Işık kitabevi yayını-426 syf.)       

31-ocak-2021-aytug-f-plumer-ve-diplomasi-hatiralari.jpg

Bu yazı toplam 1032 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar