1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Bir zamanlar Kıbrıs’ta hayat… (5)
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518

“Ayirini’de EOKA-B’nin katliamını önlemek üzere bazı Kıbrıslıtürkler’i otobüsle Yorgoz’a götürmüştüm...” (2)

A+A-

BİR KIBRISLIRUM OKURUMUZDAN...

 

11 YIL ÖNCE NELER YAZMIŞTIK?

Ayirini yani Akdeniz’in “kayıpları”yla ilgili olarak 11 sene önce, o dönemin Kayıplar Komitesi yetkililerine bazı olası gömü yerleri göstermek için birkaç kez Ayirini’ye gitmiştik...

O günlerde bu sayfalarda neler yazmıştık? Bu yazılarımızı tekrar paylaşmak istiyoruz...

Yazımızın devamı şöyle:

“Teker teker taşları kaldırmaya başlıyor, ona antropolog Okan Oktay da yardım ediyor... Sonuçta buraya çok fazla taş yığılmadığı anlaşılıyor – bir Maronit okurum, “kayıp” üç Kıbrıslırum’un buraya gömüldüğünü, onların buradan kaldırılmadığını, gömüldükleri yerin üstüne taş yığıldığını anlatmıştı... Bu nokta, o nokta olabilir mi acaba?  Uğur Umar ise öteki tepeyi araştırıyor, burada da bir dere yatağı var... Burada da toprak, oldukça yumuşak...

Kallis, mezarın yanında oluşmuş bir çukura da dikkat çekiyor... Bir-birbuçuk metrelik bir alan, hafifçe içe doğru göçmüş...

Tüm bu noktaların kazılması gerekecek...

Kormacit’te köyün ortasındaki kahvehaneden alınarak Aya İrini’ye getirilen üç Kıbrıslırum hakkında son 3-4 gündür yoğun biçimde araştırma yürütüyorum ve bana Kıbrıslıtürk, Kıbrıslırum ve Maronit okurlarım yardımcı olmaya çalışıyor... Böylece bu üç “kayıp” insanın başına neler geldiği, yavaş yavaş çorap söküğü gibi ortaya çıkıyor...

Okurlarıma ve şahitlerin anlattığına göre, Pantelis Hacıhristoforu eşi Eleni’yle birlikte, Kormacit’te (Koruçam) yaşarmış... Çünkü kızları Pepa bir Maronit’le evliymiş ve bu Maronit’in Aya İrini (Akdeniz) ile Kormacit (Koruçam) arasında bir çiftliği varmış. Aslen Kördemenli (Kondemenos) olan Pantelis ile eşi Eleni,  işte bu çiftlikte yaşıyormuş... Çiftlikte kümes hayvanları yetiştiriyorlarmış... Pantelis ile Eleni’nin iki kızları, bir oğluları varmış. Kızlarının adı Pepa ile İrini, oğlularının adı da Takis imiş... Oğlucukları Takis,  Liveralı (Sadrazamköy) bir Kıbrıslırum’la evliymiş ama onlar Kördemen’de (Kondemenos) yaşıyorlarmış...

İkinci harekattan 4-5 gün sonra yani 19 Ağustos 1974’te, Pantelis Hacıhristoforu, oğlu Takis Panteli’yle birlikte Kormacit’teki (Koruçam) köy kahvesinde oturuyormuş... Köy kahvesine Livera’dan (Sadrazamköy) ne olup bittiğine bakmaya Andreas Şekeris de gelmişmiş... İşte o gün, Aya İrini’den (Akdeniz), K.’in liderliğinde bazı Kıbrıslıtürkler köy kahvesine gelmişler. Silahlı ve öfkeliymişler... EOKA-B’cilerin köylerinde işlemiş olduğu cinayetlerden ötürü öfkeliymişler. Kahvehanede bulunan Takis Panteli, Pantelis Hacıhristoforu ve Andreas Şekeris’i alıp köy meydanında onlara korkunç dayaklar atmışlar...

Pantelis Hacıhristoforu’nun güveyisi olan Maronit’in çiftlik işlerinde kullandığı ISUZU pikap arabayı almışlar, onları bu araca koymuşlar... “Pistas” lakaplı Maronit bir çiftçiyi de tutuklamışlar, “Pistas” lakaplı bu Maronit’i, Pantelis Hacıhristoforu’nun güveyisinin çiftliğine vardıkları zaman serbest bırakmışlar... Kormacit’te dülgerlik yapan “Kkona” lakaplı bir Maronit’i de tutuklamışlar ancak sonra onu yanlarına almamışlar...

Sonra bu üç Kıbrıslırum’u, Tarabulus’un öldürülmüş olduğu yere götürerek, onlara sürekli olarak Tarabulus’u kimin öldürmüş olduğunu sormuşlar... Elbette bu cinayetten ve öteki cinayetlerden habersiz olan bu üç Kıbrıslırum, onların sorularına cevap verebilecek bilgiye sahip değillermiş... Oysa K, yaşlı Pantelis’le çok ahbapmış, daha önce aralarında hiçbir sorun olmadığı halde, hatta kimi zaman geceleri birlikte ormanda ava gittikleri, birlikte yeyip içtikleri halde,  bir anda öfkeyle gözü dönmüş vaziyette, bu yaşlı adama düşman gibi davranmaktaymış...

Aya İrini’den bu Kıbrıslıtürk grubu, bu üç Kıbrıslırum’u burada öldürerek Tarabulus’un mezarının yakınına gömmüşler... Onları kimin öldürdüğünü bilmiyoruz... Ancak serbest bıraktıkları Maronit “Pistas”, köye döndüğü zaman, bu üç Kıbrıslırum’dan birisinin eşine “Artık siyahlar giy ve kocanı bekleme çünkü onu öldürdüler” demişmiş...

Birleşmiş Milletler’in bölgeyi araştırmak üzere köye geleceği haberi duyulunca, bu üç kişiyi gömmüş oldukları noktanın üzerine taş yığmışlar... Ancak köyde bazılarının anlattığı gibi onları oradan alıp başka bir noktaya gömmemişler... Nereye gömüldüyseler oradaymışlar...

Bazı söylentilere göre bu noktaya yalnızca baba-oğul yani Takis ile babası Pantelis gömülmüşmüş... Ancak Kıbrıslırum ve Maronit şahitlere göre, bu noktaya sözünü ettiğimiz üç “kayıp” Kıbrıslırum gömülmüş...

Pantelis Hacıhristoforu’nun güveyisinin çiftlikte kullandığı ISUZU pikap  araca Aya İrinili bir Kıbrıslıtürk çoban el koymuş ve aracı maviye boyatarak kendisi kullanmaya başlamış... Pantelis Hacıhristoforu’nun eşi Eleni hanım ise Koruçam’da (Kormacit) kalmış...

Eleni hanım, gözü yaşlı Kormacit’te yaşıyorken, bu aileyi çok iyi tanıyan Baflı bir Kıbrıslıtürk, buraya gelip onu bulmuş... Aya İrini’den bazı Kıbrıslıtürkler’in, köyde işlenmiş cinayetlerle hiç alakası olmayan bu üç Kıbrıslırum’u nasıl öldürmüş olduklarını öğrenince çok üzülmüş ve çok öfkelenmiş. Gidip K.’i bulmuş ve ona “Üniformanı derhal çıkar! Korkunç bir şey yaptın sen!” demiş. Çünkü Ü. adlı bu Kıbrıslıtürk, askerde yetkili bir Kıbrıslıtürk’müş...

Takis’in eşi iki çocukla dul kalmış: Oğlu Yakovos henüz üç yaşındaymış, kızı Pantelitsa ise bir yaşındaymış... On yıl kadar önce, Takis’in eşinin annesi ve babasıyla birlikte bir kaza geçirerek tümünün öldüğünü öğrenip çok üzülüyorum. Babaları ve dedeleri “kayıp” olan, henüz bir ve üç yaşında öksüz kalan Yakovos ve Pantelitsa, artık tümüyle kimsesiz kalmışlar...

Hem Tarabulus’u, hem de Pantelis’i tanıyan bir Maronit okurum, “Tarabulus’la Pantelis çok yakın arkadaştılar” diye anlatıyor... “Tarabulus, eşeciğinin üstünde Kormacit’e her geldiğinde, mutlaka Pantelis’in kızı Pepa’nın çiftliğinde durur, arkadaşı Pantelis’i bulurdu... Tarabulus, sanırım Arap kökenli olduğu için Arapça da bilirdi... Maronitler’in konuştuğu Arapça’yı çok iyi konuşurdu... O kadar güzel bir dostlukları vardı ki... Aya İrinili Kıbrıslıtürkler’le Kormacitliler, birbirlerine çok yakındılar, aralarında çok güzel bağlar vardı... Hatta o gün köy kahvesine gelen o birkaç Kıbrıslıtürk de bu aileyle çok iyi geçinirdi... Savaş insanları ne hale getiriyor, kimsecikler bu duruma inanamadı...”

Kayıplar Komitesi yetkilileriyle, Tarabulus’un mezarının çevresindeki araştırmalarımızı tamamlayıp köye dönüyoruz, sonra “Kral Mezarı” bölgesine gidiyoruz toprak bir yolu izleyerek... Bu bölgeye “Palyo Kastro” diyorlarmış, yani “Eski Kale”... Antik bir bölgeymiş burası... İnanılmaz güzellikteki kumullar arasından geçiyoruz – buradaki muhteşem güzelliği bozan tek şey, kumulların arasına yer yer yığılmış çöpler, eski araba lastikleri...

Köyün azılı EOKA-B’cisi A., Erdoğan Mustafa ile Fikret Mehmet Kalyoncu’yu işte bu bölgeye gömmüşmüş... A., şiro işi yapıyormuş... Erdoğan Mustafa ile Fikret Mehmet Kalyoncu, köyün ortasında öldürüldükten sonra, onları şirosunun kepçesine koyarak bu bölgeye getirip gömmüşmüş... Tüm bunları, barikatlar açıldıktan sonra köye gelen Kıbrıslırumlar anlatmış... Bizimle birlikte gelerek bize bu alanı gösteren Kıbrıslıtürk şahit, “Aya İrini’yi ziyarete gelen Kıbrıslırumlar, hep bu bölgeyi işaret ediyorlar... Ama acaba neresi olabilir? Ben buradan Kıbrıslırumlar’a çağrı yapmak isterim, lütfen bu alanda bu iki “kayıp” Kıbrıslıtürk’ün nerede gömülü olduğunu bilenler, insanlık namına konuşsunlar ve onları da bulup ailelerine iade edebilesiniz...” diyor...

Aya İrini’den birkaç fanatik Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum, bu olağanüstü güzellikteki köyün üstüne cinayetlerin gölgesini düşürmüşler...

Bu “kayıp” insanları bulabilirsek, köyün bu karanlık yüzünü belki tarihe gömebiliriz...”

(YENİDÜZEN – Kıbrıs: Anlatılmamış Öyküler – Sevgül Uludağ – 11-12 Haziran 2010)

 


Ayvasıl’dan bir fotoğraf...

ayv-001.jpg

Bu ender fotoğraf 14 Ocak 1964 tarihini taşıyor. Terry Fincher tarafından Express için çekilmiş ve Getty Images sayfasında bulunuyor...

13-14 Ocak 1964’te Ayvasıl’daki toplu mezarların açılması ve buraya gömülmüş Kıbrıslıtürkler’in naaşlarının çıkarılması esnasında çekilmiş bir resim bu... Bir İngiliz askeri, tüfeğiyle, kazıyı yürüten Kıbrıslıtürkler’i koruyor...

Bu tarihi fotoğrafı bulup bizimle paylaşan Gürol Ruso’ya çok teşekkür ediyoruz...

Ayvasıl’ın ve bu toplu mezarların öykülerini, 14-15 sene önce bu sayfalarda en geniş biçimde yazmış, araştırmalarımızı, röportajlarımızı, belgelerimizi bu sayfalarda okurlarımızla paylaşmıştık... Ayvasıl’dan çıkarılan “kayıp” Kıbrıslıtürkler’in Lefkoşa Tekke Bahçesi’ne defnedildiğini de yazmış ve bu konuda ısrarlı olmuştuk – on sene boyunca devam eden ısrarımız ve Kaymaklı’dan “kayıp” ailelerinin ısrarlı çabaları ardından en nihayet Kayıplar Komitesi’nin Tekke Bahçesi’nde sınırlı olarak kazı yapmasına “izin” çıkmıştı “yetkili makamlar”dan ve bu kazılar sonucunda aslında mezarlarda, üzerinde ismi yazan şahıslar değil, başka “kayıplar”ın veya Ayvasıl’da, Küçük Kaymaklı’da ve başka yerlerde öldürülmüş olan Kıbrıslıtürkler’in gömülü olduğu ortaya çıkmıştı...

Bunlar arasında Gönyelili Hüseyin Yalçın yazılı mezardan çıkarılan “kayıp” Hüseyin Ruso da bulunmaktaydı...

Tekke Bahçesi’ndeki sınırlı kazılar gerek Tekke Bahçesi içerisinde, gerekse Tekke Bahçesi’nin hemen dışında devam etmelidir çünkü bu bölgeye gömü yapıldığına ilişkin görgü tanıkları mevcuttur. Bunları defalarca sayfamızda yayımladık ve ayrıca Kayıplar Komitesi yetkilileriyle gerek görgü şahitlerini, gerek bizzat gömülerde yer almış şahısları bir araya getirdik, bu alanda insan kemikleri görmüş olan şahitlerle de Kayıplar Komitesi yetkililerini bir araya getirdik geçmişte...

Umarız ki Tekke Bahçesi’nde ve çevresindeki kazılara yakın zamanda devam edilir ve böylece insanlar sevdiklerine kavuşturulurlar ve kendilerine sevdiklerini düzgün biçimde defnetme ve düzgün bir mezara sahip olma hakkı verilir...

 

 

 

Bu yazı toplam 596 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar