1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. Kimi bekliyorsun duvarın dibinde
Cenk Mutluyakalı

Cenk Mutluyakalı

Yazarın Tüm Yazıları >

Kimi bekliyorsun duvarın dibinde

A+A-

 

Nöbetçi kulübesi var, duvarın dibinde...

Gencecik bir çocuk.
Geceden korkuyor belki de...
- “Kimi bekliyorsun sen orada?”

* * *

Duvarın ardında yıkıntılar...
“Ara bölge” diyorlar...
Hemen ötesinde bir kulübe daha var...
Bir başka gencecik çocuk...
“Kep”ine çizik atıyordur herhalde!
"Şafak kaç" derdinde!
Sahi, sen kimi bekliyorsun orada?


* * *


Gencecik çocuklar kamuflajlar içinde, ellerinde silah, yaslandığı yer kum torbası.
Kaç düğme varsa önlerinde, o kadar düğüm var içlerinde...

Kamuflaj  giyiyorlar!
Bir beden büyük üzerlerine...
Özel bir tasarım kumaşı, ormanlık alanda “ağaç” gibi gösteriyor insanı.
Kuş gelse dalına konacak!

* * *

Sinema perdesi kuruluyor karşıya...
Aşk filmi olsa çocuk sevinecek...
Nöbet renklenecek...

* * *

Perdeye “DUVARIMIZ" yansıyor...
Kimi gençler, duvarın üzerine çıkmış, uzaktan perdeye bakıyor.
Duvarın dibinden “Duvarımız”ı izleyenlere bakıyor, duvarı bekleyen çocuk!
Hocanın ezan sesi giriyor araya, kilisenin çan sesi karışıyor gece kuşunun ıslığına...
Çığlık çığlığa perde!
Çocuk sesleri sayıyor, günleri topluyor, eksiltiyor geceleri.

* * *

Taşlara vururduk başımızı, oğlum gitmiş, gelmemiş" diyor kadın...
Ağlıyor...
"Babası gelmedi, evladı gelmedi, dayısı gelmedi, ne yaptılar bu insanları" diyor kadın...
Ağlıyor...
Bir başka dilde yakarıyor, ikisi de...
İkisi de, aynı dilde ağlıyor...

* * *

Bir "veda" sahnesi var...
Eski otobüsler gürül gürül akıyor, kızgın asfalta marazı düşmüş gölgelerin üzerinden.
74'ün son günleri...
Köyü terk ediyor çocuklar, kadınlar...
Sarılıyorlar birbirlerine...
Vedalaşıyorlar...
Gidenlere el sallıyor geride kalanlar...
"Bu insanlar nasıl savaştı" diyorsunuz...
İnsan inanamıyor.

* * *

Duvarlar ufalanıyor hayata bilenmiş çocukların çelimsiz adımlarında...
Düdük çalıyor, değişiyor nöbetçiler...
Liseyi yeni bitirmiş, yüzlerine henüz jilet değmemiş çocukların pespembe yanaklarına yansıyor ayın şavkı...

* * *

Perdede dikenli tel, hoparlörde bir şarkı.
Hangi yurdunu sevmeliymiş insan...”
Titrek bir ses...
Ledra... Lokmacı...
Bir o yana gidiyor insanlar, bir bu yana.
Kimliksiz’ bir duvarın gölgesinde, kimlik istiyor kontrol memurları...
Çocuk nöbette...
Perde kanıyor...
Sesler çoğalıyor...

* * *

Bu nöbetçi çocuklar kimi bekliyor duvarın dibinde?
Kimse bilmiyor!

 


fotoğraf: Parathyro‎«Το τείχος μας / Duvarimiz»

________________________________________________________________________________


Meyhaneye değil meyhaneciye

Ermeni sözüdür aslında, “Biz meyhaneye değil meyhaneciye gideriz…”
Hayko’dan (Bağdat) duymuştuk bir gece...
Akdeniz kültüründe vardır bu…
Doğrusu, bizim için de öyleydi…
Giderek farklılaşıyor!

* * *

Fark ettiniz mi ne kadar da “meyhaneci” bir ahali olduk.
Her yer meyhane!
Mantar gibi bitiyor her gün bir yenisi...
Her yeni köşede...
İnsanlar kendilerini içmeye mi verdi, para kazanmanın mevsimi böyle mi yeşerdi bilemedim.
Ramazan falan da hak getire…
Memlekette yarışıyor adeta meyhanelerle camiler…
Şimdilik meyhaneler açık ara önde!

* * *

“Biz meyhaneye değil meyhaneciye gideriz” sözüne gelince…
Şimdi hemen herkes “meyhaneci” ya!
Üstelik memleket klasiği...
Pek çoğunun da ikinci işi...
Böyle olunca kimi mekanlarda “meyhaneci” işin başında yok.
O durumda tadı da yok.

* * *

Kimi görüyorsun; hiç tanımadığın, masaların çevresinde kocaman gözlerle dört dönen garsonlar!
Ürküyorsun.
“Meyhaneci” güven vermiyorsa, bir daha gitmiyorsun....

* * *

Hemen her yerde aynı mezeler “yığın” usulü masanın orta yerine bırakılıyor...
Çok ciddi bir israf var...
Çok sağlıksız bir beslenme modeli!
Gece saat onikiye kadar falan sürüyor bu ritüel…
En son ‘makarna’ geliyor, en faydalısı (!)

* * *

Bir de, eskiden “ucuz” yerlerdi meyhanaler, restoranlardan farkı da buydu…
Oysa şimdi beş yıldızlı otele gitsen kişi başına ödeyeceğin fiyat neredeyse aynı.

* * *

O küçük… O samimi… O “meyhaneci” ile göz göze… O emekçi dostu... O fukara işi... O saf mekanları ve o sıcacık kültürü geri getirmek gerek…

________________________________________________________________________________

H  A  F  T  A  N  I  N    N  O  T  C  U  K  L  A  R  I

>> Sosyal medyada fark ettiğim gerçek:
Bir çok insanın fotoğrafı, kendinden çok daha güzel


>> Pul Biber dergide Neşe Yaşın’ı görmek ne güzel... “Şiir Ayakta” demiş ve eklemiş, “Ayaklanma dudakta başlar...”


>> Yüksek Mahkeme Başkanımız sayın Narin Şefik, mahkemeler.net sitesi çok iyi bir kaynak.
Hele de basın için!
Ama ciddi yenilemeye ihtiyaç var. Seçim sonuçlarına bakmak istedim, kayboldum...
Çok iyi başladığınız görevinizde, lütfen bu mecraya da dokununuz.


>> Bir diğerinin çirkinliği üzerinden ispatlanmak istenen güzellik telaşları yaşıyoruz...
"Güzelim çünkü öteki çirkin" halleri...
Bu eskimiş ezber bozulabilmeli.


>> “Öteki”ni suçlamadan bana kendini anlat !.. Hade, bir de bunu dene...


>> Meslektaşlarıma:
Facebook’taki paylaşımları gazetelere taşımanın pek bir esprisi yok. Okuyan okudu artık...
Marifet tersi!
Gazetedeki üretimler ve özel yazı, yorum, röportajların sosyal mecradan çoğaltılmasını başarmak.


>> ‘BÖL, YÖNET’i İngiliz’e yakıştırırlardı, geçmişte! Oysa görüyoruz ki, çok daha fiyakalı duruyor ‘Türk’ün üzerinde!


>> Bu Kıbrıslıları değiştirme şansımız yok, biz, Kıbrıs’ı değişelim, demişler gibi...

Bu yazı toplam 1759 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar