1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Kayıp” bir baba, yedi evlatla Poliklinik’te iki odacıkta yaşayan bir anne…
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

“Kayıp” bir baba, yedi evlatla Poliklinik’te iki odacıkta yaşayan bir anne…

A+A-

BİR FOTOĞRAFIN ANLATTIKLARI…

 

gg-084.jpg

 

Bu fotoğrafı bize babası 1964’te “kayıp” edilen Emine Yükselir gönderdi – Lefkoşa’da Poliklinik binasında iki odacığa sığındıkları dönemde çekilmiş bu fotoğraf… Acıları yüzlerinden okunuyor…

Geçtiğimiz günlerde bu sayfalarda, Necla Beysoydan’ın geniş röportajına yer vermiştik – Emine Yükselir, Necla Beysoydan’ın küçük kızkardeşi…

Ambeligulu Mehmet Aziz, 1964 yılının Ocak ayında, Mustafa Salih Paşa’yla birlikte “kayıp” edildiği zaman, Necla Beysoydan henüz 11 yaşında, altı kardeşten biriydi… Sevgili anneciği Samiye Hanım, yedinci çocuğuna yedi aylık hamileydi… Eşi “kayıp” edildikten sonra yedi çocukla birlikte hayatta kalmaya çalışan Samiye Hanım, “kayıp” kocasının akibetini araştırmak için inanılmaz bir gözüpeklikle, inanılmaz bir cesaretle adımlar attı – Ambeligu’da altı çocuğunu evde bırakarak yedi aylık hamile haliyle Ksero’ya, Kıbrıslırum tanıdıklarına eşinin bulunması için yardım istemeye gitti… Yedi aylık hali ve altı çocuğuyla, eşeciklerin üstünde Ambeligu’dan Lefke’ye doğum yapmaya gitti, Hüseyin Tremeşeli adlı iyi kalpli bir tanıdıklarının çok değerli yardımlarıyla…Lefke’de doğum yaptıktan sonra orada kalmadı – Kızılhaç’a ait bir araçla, ölüler ve yaralılarla birlikte Lefkoşa’ya gitti…Lefkoşa’da en büyük kızları Necla ve Melahat’a, diğer beş kardeşçiklerini bırakarak, “kayıp” eşinin izini sürmek üzere evden çıktı, hep aradı eşini, hep aradı, sordu, soruşturdu…

Lefkoşa’da Poliklinik binası yeni yapılıyordu ve onlara yan yana iki odacık vermişlerdi. Samiye hanım, anneciği, yedi evladı birlikte bu Poliklinik binasında yaşarken çekilmişti bu fotoğraf…

Emine Yükselir, bu fotoğrafı bize göndererek şöyle yazdı:

“Sizden ricam bu resimi de yayınlamanız… Bu resimde yüzümüzdeki acılar belli… Lefkoşa’da hastahanede kaldığımız zaman çekilen bir resim bu…

Kızkardeşim Necla Beysoydan, güzel şeyler anlattı sizlere, benim bilmediklerim, bu yazıda öğrendiğim şeyler…  O yüzden mutluyum, bunu okuduğumda güzel şeyler, bilmediğim şeyler öğrendim… Sadece isteğim bu resmi da yayınlarsanız mutlu oluruz bütün kardeşler… Büyük kızkardeşim Melihat burada olsa, o da güzel şeyler anlatırdı,  en fazla bizi büyüten  Melihat ablamdır, zorlukları çeken en büyüğümüz olduğu için… Okulundan bile geri kalmıştı… Keşke o burada olsaydı da sizinle o da röpörtaj yapsaydı…”

 

 

 


Neşe Yaşın’dan şiirler…

“Savaşın gözyaşları…”

I
Ölü yüklü bir kamyonda
Sevgilisi var o kızın
Ölü yüklü bir kamyonda
İnsanlar var
Kan damlar sokaklara kamyondan
Dingin bir ağlayışla bakar insanlar
Kızıl gözyaşlarına küçük ülkemizin
Küçük ülkemizin
II
Bakakalır annesi ardından
Savaşa giden güzel oğlunun
Kapıyı kapadığı an
Ölecek sanır
Dönüp annesine bakar oğlan
İnce bir iplik yavaşça kopar
Gelir öpücüğü annesinin
Yüreğine konar


III
İki asker vardı
Gözleri kocaman açılmış
Su istediler bir kızdan
Kızcağız onlara su verdi
Adını sordular ona
Söylemedi kız
Vurdular kızı düşman diyr
Vurdular kızı
Vurdular kızı
Üstelik dilsizdi kız.

IV
Savaşa gidiyordu genç insanlar
Yavaş yavaş, sessiz sessiz
Makinelı tüfek sesleri duyuldu birden
Kapaklandılar yere
Sonra kalktılar
Yürüdüler genç insanlar
Yavaş yavaş, sessiz sessiz
Geride ölüler kaldı.
V
Ayrılırken sevgilisine demişti ki
Delikanlının biri
“Savaşta ölürsem eğer
bana ağlama
savaşlara ağla”

Şimdi yerde yatıyor
Söylüyor türküsünü

“Benim öldüğümü haber verin ona
Haber verin ona benim sesim yok artık
Ben öldüm
Savaş devam ediyor hala
Haber verin ona”

VI
Kurşun geçmiş bir kızın yanından
Kapaklanmış yere
Öldüğünü sanmış
Bir de bakmış ki yaşıyor
Öyle sevinmiş ki yaşadığına
Öyle sevinmiş ki.


VII
Bir genç kız yalnız kalmak istiyordu
Ağlamak istiyordu

Ve istiyordu ki ağlarken
Bastıramasın sesini silah sesleri

Tırmandı bir tepeciğe
Ağladı ağladı
Birden onları gördü
Ona bakan iki askeri
Kaçtı kız tepeden aşağı
Ağladı
Ağladı
Askerler dondu kaldı.

VIII
Dağlardan kaçıyordu bir aile
Üç çocukları vardı
Çocuklardan birisi
Kaçtı annesinin elinden
Attı kendini uçurumdan aşağı

Söylememişti hiçbir şey
Artık hiçbir şey söyleyemezdi

Kimse bilmedi nedenini

IX
Tutsak bir Rum kadını vardı
Bembeyaz yüzlü
Titriyordu ayacıkları
Bir kadın sandalye verdi ona
Ama askerler kızdı kadına

Tutsak bir Rum kadını vardı
Bembeyaz yüzlü
Titriyordu ayacıkları
Ve ağlıyordu
“korkak” dediler ona
oysa oğlu ölmüştü

Tutsak bir Rum kadını vardı
Bembeyaz yüzlü
“Anneciğim kadıncık yere düştü
Anneciğim kadıncık yere düştü”

Tutsak bir Rum kadını vardı
Bembeyaz yüzlü
Şimdi yerde yatıyordu
Çocukların kocaman gözleri
Ağlayarak ona bakıyordu.

X
Karartma gecesinde
Bir domuzcuk yürüyordu tarlada
Alaya girdi birden
Yürürken nazlı nazlı
Nöbetçi parola sordu
Söylemedi domuzcuk
Nöbetçi tekar sordu
Söylemedi domuzcuk
Nöbetçi vurdu domuzcuğu
Dikti ayaklarını öldü domuzcuk

XI
“Yeşil tepede küçük evcikler
Yeşil tepede küçük evcikler”
Çığlık çığlığa koşuyordu çocuk
“Benim köyüm, benim köyüm”
Kollarını açıyordu çocuk
“Küçük evciğim, küçük evciğim”

Mayın tarlası öldürdü onu

(SAVAŞLARIN GÖZYAŞLARI, 1979 Neşe Yaşın)
 

Bu yazı toplam 937 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar