1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Chappa binası civarından Uzunyan’ın “showroom”una çıkan gizli tünel…
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

Chappa binası civarından Uzunyan’ın “showroom”una çıkan gizli tünel…

A+A-

LEFKOŞA’NIN “KAYIP” EDİLMİŞ SAKLI TARİHİNDEN NOTLAR…

60 yaşındayım ve hayatım boyunca Lefkoşa’da yaşadım ama başkentimizle ilgili bilmediğimiz, gizli-saklı kalmış, “kayıp” edilmiş öylesi bir tarih var ki…

Bunları peyderpey kaleme almayı düşünüyorum…

Çok iyi bildiğimiz Chappa binası var Yediler’de… Adı “Çapa Binası” olarak değiştirilmiş… Chappa sokağı da “Çapa Sokağı” olmuş…

Bazı Kıbrıslıtürk “kayıplar”ı ararken, bu bina civarından bir tünelle Kıbrıs’ın güneyinde Lefkoşa’ya bir yere geçilebildiğini duymuştum çok eski yıllarda…

Chappa binalarının sahibi, 1963’te bu binadan ayrılırken, yanına alması gereken önemli evraklarını alamamıştı…

Bu yüzden bir Kıbrıslırum polis ve arkadaşları bu binaya giderek bu evrakları almak için Bay Chappa’ya yardım etmeye karar vermişlerdi…

Sözkonusu Kıbrıslırum polis ve arkadaşları bu binaya gitmişlerdi ve Chappa’nın ofisine girdikleri zaman Kıbrıslıtürk polisince yakalanmışlardı…

Bu binaya gitmek için hangi yolu kullanmışlardı, bunu bilmiyorum…

Sözü edilen tüneli mi kullanmışlardı? Yoksa başka bir yol bulup mu gitmişlerdi bu bölgeye?

Onlara çok ağır işkenceler yapılmış ve neredeyse sakat bırakılacak biçimde ezilip elenmişlerdi…

Bu Kıbrıslırumlar’dan birisinin köylülerinin, o dönem Lefkoşa polisinde tutularak ağır işkenceden geçirilmekte olan köylülerine karşılık esir değiş-tokuşunda kullanmak üzere bazı Kıbrıslıtürkler’i kaçırdıkları iddia edilmekteydi…

Benim araştırdığım hikaye buydu…

Sonuçta sözkonusu polis ve arkadaşları epeyi hırpalanmış vaziyette serbest bırakılmışlar ancak kaçırıldığı söylenen Kıbrıslıtürkler’in “kayıp” edildiği de ileri sürülmekteydi…

Bu hikayeyi hiçbir zaman sonuca ulaştıramadım…

Kıbrıslıtürkler’in kaçırılıp kaçırılmadıklarını doğrulayamadım…

Bu hikayeyi araştırırken Chappa binası yakınlarından veya o civardan bir tünelin, Lefkoşa’nın Türk kesimi ile Rum kesimini bağladığını duymuştum ancak bu konuda fazla bir şey öğrenememiştim…

Aradan yıllar geçti ve ben bu ve başka bazı tünelleri araştırmayı sürdürdüm…

Sonuçta Lefkoşa’yı çok iyi bilen bir okurumuz, bunca zamandır kafa yormakta olduğum bu “tünel” hikayesini doğrulayarak açıklık getirdi konuştuğumuz zaman… Ve şunları anlattı bana:

***  Chappa binası civarından Lefkoşa’nın güneyine çıkan bir tünel vardı…

***  Bu tünel, Uzunyan’ın yeni araçların sergilendiği “showroom”una çıkmaktaydı…

***  Lefkoşa ikiye bölündükten sonra bazı mücahitler bu tünelde bir takım operasyonlar yapmaktaydı, bunu hep duyuyorduk…

***  Bu operasyonlardan birisi de Uzunyan’ın “showroom”undaki bazı arabaları kaçırarak Türk kesimine getirmek ve bunları satmaktı…

***  Bazı Kıbrıslırumlar’ın da para karşılığı işbirliğini sağlayan bazı Kıbrıslıtürkler, işte bu şekilde bazı arabaları “showroom”dan kaçırarak Türk tarafında satıyorlardı…

***  Tünele daha sonra ne oldu bilmiyorum…

***  1974’te bu tünelin sonundaki Uzunyan’a ait “showroom” Birleşmiş Milletler ara bölgesinde kaldı sanırım… İçindeki arabalarla birlikte… Bir yabancı gazeteci bu “showroom”u gezerek bazı fotoğraflar çektiydi ve bu da geçtiğimiz yıllarda Kıbrıslırum basınında çıktıydı…

ss-074.jpg

TOYOTA ARABALAR…

1974’te “ara bölge”de kısılan bu “showroom”da yepizyeni Toyota marka arabalar vardı… POLITIS gazetesinde 20 Temmuz 2011’de bu konuda bir yazı kaleme alan Christa Tszani, yepizyeni arabaların ara bölgede rehin kalmış olduklarına dikkati çekiyordu… Toyota’nın Kıbrıs dağıtımcısı Bay Uzunyan, Christa Tzani’ye verdiği demeçte, arabaların hiç kullanılmamış olduğunu, üzerlerinde yalnızca 38 mil bulunduğunu, 52 tane Toyota Corolla, Toyota Corona, Toyota Crown, Toyota Celica gibi araçların “showroom” ve bodrumunda kaldığını, 700 Raleigh bisikletin, 200 deniz şemsiyesinin, 25 tartı aletinin, 360 lastiğin ve Dikran Uzunyan ve Şirketi’nin getirmiş olduğu çeşitli araç parçaları ve oyuncakların da ara bölgede kısılan bu “showroom”da kaldığını anlatıyordu.

Christa Tszani’ye göre 1990’da bu “showroom”a giren bazı bilinmeyen kişiler, çoğu araca çok büyük zarar vermişlerdi ve bu araçların kimileri artık “müzelik”ti…

İçindekilerle birlikte “showroom”un yanısra Mağusa’da on araç daha kaybeden şirketin zararı çok büyüktü… Bu yüzden 1974-77 yılları arasında Birleşmiş Milletler aracılığıyla bu araçları geri almaya çalışmışlardı ve 1975 yılında yeraltındaki depodan bu araçları çıkarmaya çalışmak üzere BM ile birlikte bir plan yapmışlardı ancak BM böylesi bir hareketin “bölgede yeni olaylar çıkmasına yol açabilir” gerekçesiyle bu planı reddetmişti…

Christa Tszani’ye göre “Lefkoşa’da Ölü Bölge” başlıklı kitabında Jacques Lacariere, bu garajda gördüklerini kaleme almıştı: “Bazı araçlar hala olduğu gibi duruyor… Bazı araçlar ise herhalde buradaki çatışmalardan zarar görmüş… Damın bir bölümü çökmüş, bu da bazı araçların damlarını çökertmiş… Araçların kullanım kılavuzları, hala camlarına yapışılı duruyor… Bu bodrumdaki yepizyeni araç iskeletlerini görmek insanda tuhaf bir duygu yaratıyor, sanki Mısır’da bir mezarda tuhaf mumyalar gibi duruyorlar ve Ölüler Kitabı yerine “araç kullanım kılavuzları” duruyor orada…”

 

TÜNELE NE OLDU?

Chappa binaları civarından Uzunyan’ın “showroom”una çıkan o tünele ne oldu, bu konuda bir şey bilmiyoruz…

Konuyla ilgili olarak bilgi sahibi olan okurlarımızı, isimli veya isimsiz olarak 0542 853 8436 numaralı telefondan beni aramaya davet ediyorum…

 

 


BASINDAN GÜNCEL…

Maraş Kütüphanesi’nin kitapları…

Ulus IRKAD

Geçen haftalarda Maraş’a yerleşmemizi ve oradaki kültürel yapıyla kitaplardan bahsetmiştim. Tabi bu arada ilk işimiz sokak ve cadde isimlerinin Türkçeleştirilmesi olmuştu. Çok enteresandır hemen akla gelen bir iş de hemen bu işe el atmamız ve girdiğimiz yerleri Türkçeleştirme oluyor, her zamanki gibi. Bunun sonucunda yüzlerce senelik Maraş’ın Rumca isimleri hemen Türkçeleşmişti. “Mozart Street”, “Dip Sokak” olmuştu örneğin.

Neyse kitaplara gelelim; 1974 sonrası Türk kütüphanesine eklenmiş ama bu bölümü içeren Maraş kitapları pek dışarıya verilmezdi. Genelde camlı dolapların içinde olan Latince kitapların yanında gene İngilizce kitaplar da vardı ama maalesef bunlara erişmek izne bağlıydı. Kütüphane memuru ile özel tanışmamdan dolayı bu İngilizce kitapların bazılarını alıp okumuştum. “Saray” adlı roman, 1793 yılında, İzmir’de basılmış, Osmanlı Sarayı’nın hareminde bulunan bir kızla bir İzmirli Rum gencinin aşkını anlatmaktaydı. Bildiğim kadarıyla 1979 yılına kadar Birleşmiş Milletler bu kitapları kontrol etmiş daha sonra da bu kontroller azalmış veya bitmişti. Ben 1977 yılında bu kitapları görmüş ve daha fazla izin alarak kütüphanede okumaktaydım. Bazen de oradakilerden izin alarak birkaç gün içinde tekrar geri götürmek için eve götürür ve kısa süre içinde bu kitapları okuduktan sonra tekrar kütüphaneye götürmekteydim. Saray’ı da öyle okumuştum. Özel cam dolaplı Latince yazılmış ve 1300’lü-1400’lü yıllarda Kıbrıs’ta görev yapan Katolik papazların notlarını veya hatıralarını içeren kitapları hiç göremedim (Sanırım içlerinde Leonardo Vinci gibi önemli şahısların da kitaplarının veya anılarının bulunduğu bu bölüm olsa gerek). Dev geniş, büyük kitaplardılar ve onların sorumluluğunu üzerine aldığı için kütüphane sorumlusu bana bunları hiç göstermemişti. İngilizce olarak aldığım veya roman ya da gezi anısı olan kitaplar ise kaplarında ya “Mouakkap” imzası ya da “Marangos” imzalarını muhakkak görürdüm. Theophilos Mouakkap, İngiliz hükümetinin özel Mağusa Kalesi rehberiydi ve Kale’deki restorasyon ve imarı yanlış yapılan evleri denetleyen bir eğitimli Süryaniydi. Marangos ise şimdi Palm Beach olarak bilinen o zamanlar Kostantin Hotel’in sahibiydi ve ta Trodos’un Pedula Bölgesi’nden Maraş’a gelip buraya bir otel açmıştı. Belli ki Maraş’ın iki önemli araştırmacısı ve tarihçisi ve de kitap kolleksiyoncusu bu iki zatın kitapları da bu kütüphanenin içindeydi. Muhakkak bu kitapların çoğu Kıbrıs hakkında geniş bilgilerle doluydu. Belki de Kıbrıslırumların ve bizim Kıbrıslıtürklerin tarihine ışık tutacak kitaplardı bunlar ama maalesef bunlarla haşır neşir olamadım. Duyduğuma göre ve söylentilere göre-öyle söylendi ve İngiliz Basınına da öyle yansımış- birkaç sene önce meşhur bilgisayar programcısı (Bill Gates-Windows) satılan Leonardo Da Vinci’nin notları da bu kitaplar içindeydi diye de şüpheler varmış; çünkü satıldığı söylenen bu kitap, öyle söylendi- satıldığı zaman Maraş Kütüphanesinin mühürü kitap üzerinde İngiliz basınında çıkmıştı. O dönemlerde bu kitapları almaya gelen meşhur TC’li bayan (Adı yanımda mahfuz, Profesör 70-80 yaşlarında bir bayandı) bu kitapları Ankara’ya Özal’dan mektup getirdiği için alacağını bizzat yanımda söylemiş ve kitapların bazılarının fiyatlarını da bana söylemişti. Gene o dönemlerde dedikodu olarak Milli Eğitim Bakanlığında buna karşı olan üst yetkili bir şahsın kalp krizi geçirdiği ve de daha sonra görevinden ayrıldığı da söylentiyle duyulmuştu. O zamanlar o müthiş duyarsızlığımız, bu gibi kaynakları da elimizden çıkmasını böyle getirmişti diye düşünüyorum. O kitapların alınması sırasında en az yirmiye yakın makale yazmış, Yeniz Düzen ve Halkın Sesi dahil günlük gazetelerde bunları yayımlamıştım. Tabi ki bu kitaplar o zamanlar Anavatan’a gitmişse gitmişti. Anavatan’ın emir demiri keserdi.

Maraş kütüphanesininin İngilizce yazılan ve de yakın zamanlarda yani 1960’lı yıllarda okunan kitraplarının birinde Henry Miller ve İngiliz Edebiyatçısı Lawrence Durrell’in ona Bella Bais’ten yazdığı mektuplarını  da o kitapta okumuştum. Lawrence Durrell mektuplarının birinde 1950’li yılların içinde Yunan Edebiyatçısı Seferis’in de Kıbrıs’a gelip bir lisede edebiyat dersi verdiğini yazmaktaydı. Mektuplar gerçekten ilginçti. 1990’lı yıllarda elime geçen bir Times Dergisi’nde Lawrence Durrell’in ABD’de ölümünü öğrenmem de oldukça enteresan bir tesadüf olmuştu çünkü ben o güne kadar Lawrence Durrell’i öldü diye bilmekteydim. Gene bu kolleksiyonlar içinde 1970’li yıllarda Stephen Xidis’in “Conflict and Reconciliation” adlı kitabı da ilginçti çünkü bu kitap 1954 yılında Makarios’un ve Rum toplumu ileri gelenlerinin BM’ye yaptıkları başvuru ve yapılan konuşmaları içermekteydi. Maraş Kütüphanesi içerisindeki binlerce Kırbıs tarihinin gizli kalmış yönleri ve de hiç bilinemeyecek gizemli tarihi hakında çok bilgiler vardı, iddia da ediyorum, keşke Latince bilsem ve bu kitapları Latince’den tercüme etseydim diye düşünüyorum. Bunbun yanında Kıbrıs Demiryolu arşivi ve dosyaları,  Lefke Madenlerine ait rapor ve arşivler, Kıbrıs Komünist Partisi’ni kuranların SSCB lideri Vladimir İlyiç Lenin ile yazışmaları, Lenin’in onlara gönderdiği mektuplar da bu arşiv ve kitapların içinde bujlunmaktaydı. Kimbilir ne kadar gizli kalmış bilgi bu kitapların götürülmesiyle yokoldu. Acaba kültürlü ve okuyan bir halk kesimi olup da ilgi olsaydı bu kitaplar böyle başka insanlar tarafından oradan oraya götürülecek miydi?

Umarım gelecek nesiller bu kaybolan bilgileri ta yanıbaşlarından itibaren yitirmişken, günün birinde dünyanın başka uçlarına gidip aramazlar ama her zaman korkulan başa gelir diye bir durum var. Kendi yokoluşunu bile takdir edemeyen, hala daha umarsız bir toplum muyuz diye düşünmekten de kendimi alamıyorum bazen…

(YENİÇAĞ – Ulus IRKAD – 13.9.2019)

 

Bu yazı toplam 1188 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar