1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Ceset parçalarını toplayıp o çukura koyuyordum… Parça parçaydılar…” (4)
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

“Ceset parçalarını toplayıp o çukura koyuyordum… Parça parçaydılar…” (4)

A+A-

Kipros Dimostenis ve eşi Lili Dimostenus’la Eylence’deki evlerinde Atalassa Psikiyatri Hastanesi’ne ilişkin yaşadıkları ve hatıralarıyla ilgili röportajımızın son bölümü şöyle:

SORU: Adınız Eleni Dimostenus…
LİLİ DİMOSTENUS:
Evet, ancak bana “Lili” derler… Kimse beni “Eleni” olarak tanımaz, herkes beni “Lili” olarak bilir… Cihan’a “Lili” dersen, beni hatırlayacaktır…

SORU: Siz de Lefkoşalısınız…
LİLİ DİMOSTENUS:
Evet, 1940 Lefkoşa doğumluyum. Annemin adı Ksantulla, babamın adı Antoni… Beş kardeştik – dört kız, bir oğlan.

SORU: Siz nasıl seçtiniz hemşireliği?
LİLİ DİMOSTENUS:
Evimiz Hilton yakınlarındaki hastanenin hemen dışındaydı. Pencerelerden hastaları görebiliyordum. Ve böylece içeriye girmeye karar vermiştim. Ancak kimseye içeri girmek için izin verilmiyordu. Böylece okulumu bitirince hemşire olmaya karar verdim, böylece bu hastaneden içeriye girebilecektim!
Pencereden hastalara şekercik atardım, onlarla konuşurdum… 1957’de liseden mezun olduktan sonra bir mülakata girdim ve oraya bir hemşire olarak gittim. 10 ay çalıştım orada. İngilizcem çok iyi olduğu için beni İngiltere’ye gönderdiler eğitime… Orada dört yıl kaldım. Ve 1962’de Kıbrıs’a geri döndüm. İngiltere’ye gittiğimde kızkardeşlerimi de oraya götürmüştüm, onlar orada kaldı, Kıbrıs’ta olan tek benim ailemizdeki kızlardan… Bana eşlik etmeye gelmişlerdi, sonra biri bir İngiliz’le, biri bir Hintli’yle, biri de bir Çinli’yle evlendi – tam Birleşmiş Milletler’dir bizim aile!

SORU: Ne zaman evlenmiştiniz?
LİLİ DİMOSTENUS:
1964 yılında. Eşim Kipros’la 1957’de Kıbrıs’ta tanışmıştık ama bir şey yoktu aramızda. Ondan önce gittim ben İngiltere’ye, o da iki ay sonra gelmişti. Ancak farklı yerlerdeydik. Sonra okuldaydık ama birbirimizle konuşmuyorduk. Tek Kıbrıslırum bizdik o sınıfta. Bir de Takis vardı… Kıbrıslıtürk yoktu İngiltere’deki hastanemizde, daha çok Afrika’dan insanlar vardı. Kaldığımız şehirde sadece üç Kıbrıslırum vardı. Okulu bitirdim. Geri geldik. Aynı gün çalışmaya başladık Psikiyatri Hastanesi’nde Ekim 1962’de. 1963’e kadar birlikte çalıştık, sonra da nişan olmaya karar verdik! 1964’te Mansura olayları esnasında evlendik, Ağustos ayında. Düğünümüz Eylence’de olmuştu…

SORU: Gelinliğinizi kim dikmişti?
LİLİ DİMOSTENUS:
Bir arkadaşım vardı, gelinliği İngiltere’dendi… Ondan ödünç almıştım gelinliğimi… Evlendiğimiz zaman gene Eylence’de şimdiki evimize yakın bir yerde bir ev kiralamıştık. Birkaç yıl kaldık orada kendi evimizi yapıncaya kadar, bu şimdi gördüğünüz evi 1967’de bitirdik. Borçlanmıştık bunun için. İki çocuğumuz oldu – biri kız, biri oğlan… Şimdi kızımız 52 yaşında, oğlumuz ise 50 yaşında… Kızımız Amerika’da, oğlumuz İngiltere’de eğitim gördü. Dört torunumuz var… Evlatlarımız Lakadamya ve Engomi’de yaşıyor.

SORU: Şanslısınız ki evlatlarınız yakınınızdadır…
LİLİ DİMOSTENUS:
Evet, uzakta değiller…

SORU: 1974’te yaşanan bu korkunç olaylar esnasında neler hissettiydiniz? Evdeydiniz, çocuklarınız kızamık çıkarmıştı…
LİLİ DİMOSTENUS:
Hastanedeydim, darbe sırasında eve geldim, çocuklar kızamık çıkarmıştı… Yalnızca bir-iki gün kaldım evde, işgal sırasında hastaneye geri dönmek zorundaydık. Böylece ailemizi bir köye taşıdık Leymosun’da ve ben de işe geri döndüm. Çocukları kaynanam ve kaynatamla birlikte Leymosun’da bir köye bırakmıştık. İşe dönüp çalışmayı sürdürdük, çalışmak zorundaydık… Geceli gündüzlü çalıştık, hiç ara vermeden, aralıksız çalıştık… Yiyecek de yoktu pek, çok kötü günlerdi…

SORU: Bombanın açtığı krateri görmüş müydünüz siz de?
LİLİ DİMOSTENUS:
Gördüydüm evet… Hatırlarım… Gece nöbetlerine kaldığımda, etrafından dolanıp geçerdim bu kraterin – tüm hastanenin gece sorumlularıydık çünkü İngiltere’de eğitim görmüştük, bu yüzden sorumlu pozisyondaydık hastanede… Ancak gece nöbetlerine kaldığımda, bu kraterin yanından geçerken tuhaf hissederdim kendimi çünkü bilirdim ki bu kratere insanlar gömülmüştür…
KİPROS DİMOSTENİS: Onları herhangi bir dini görevli, herhangi bir papaz falan olmadan gömmüştük. Çünkü ceset parçalarını toplayıp o çukura koyuyordum… Parça parçaydılar… Çarşafların içine koyuyordum bu parçaları ve bu çukura gömüyordum… Sanki de hayvanları gömer gibiydik – çok korkunçtu bu – çünkü yazdı, koku dayanılmazdı, yakınına gidemezdiniz bile, toplayıp çarşafa sarıp atıyorduk çukura… Yaşlı bir hemşiremiz vardı, birkaç yıl önce vefat etti bu adam. Bu yaşlı hemşiremiz Latça’ya giderek şirosu olan bir kişi buldu. Şirosu olan bu adamdan, çukura gömdüğümüz hastalarımızın üstünü toprakla örtmesini istedi. İnsanları dua etmeden, hiçbirşey yapmadan gömmek çok korkunçtu… O çukura Kıbrıslırumlar’ı, Kıbrıslıermenileri ve Kıbrıslıtürkler’i birlikte gömmüştük, ölen herkesi o kratere gömmüştük… Kadın-erkek, birlikte gömmüştük…

SORU: Lili Hanım, siz ne zaman emekli oldunuz?
LİLİ DİMOSTENUS:
1995’te emekli oldum. Ben de erken emekli oldum.

SORU: Şimdi geriye dönüp bu olaya baktığınızda, sizden ne alıp götürdü?
LİLİ DİMOSTENUS:
Pek çok kereler pek çok kişiye birşeyler yapmalarını söyledik bu konuda ancak kimse gelip ilgilenmedi. Oraya herhangi bir cenaze töreni yapılmaksızın gömülmüş olmalarından ötürü çok ama çok üzgünüm… Ve kimse de bu konuda bir şey bilmiyor. Çitle çevrilmiş bir alan vardı, eşim Kipros oraya ağaçlar dikmişti – sırf burayı koruyabilmek için, nerede gömülü oldukları unutulmasın diye ağaçlar dikmişti oraya… Mezarlıklara ekilen selvi ağaçları var ya? Selvi ağaçları ekmişti eşim oraya…
KİPROS DİMOSTENİS: Hastalarımız bizim ikinci ailemizdi… Aradan bu kadar sene geçti emekli olalı, şu anda herhangi bir köye gitsem, herhangi bir hastamız bizi görse, hemen gelip sarılır öperler bizi, ille birşeyler ısmarlamak, birlikte birşeyler yiyip içmek isterler… Bizi severler çünkü ailemizdi onlar da, öyle gördük hep… Tüm hastalarımız böyleydi bizimle… Çünkü onları severdik… Şimdiki gibi değil, şimdi insanlar değişti… O zamanlar evimizde geçirdiğimiz zamandan çok daha fazlasını hastanede geçirirdik… Ben normalde yedi saat çalışmam gerekirken hastanede en az on saat geçirirdim, raporlarımı yazardım, sırf hastalarımıza yardımcı olmak için. Bilmiyorum, şimdi artık insanlar farklıdır…

SORU: Bize tam olarak neler yaşandığını anlattığınız ve gerçeği öğrenmemize yardımcı olduğunuz için çok teşekkür ederim…
KİPROS DİMOSTENUS:
Evet, olanlar tam olarak böyle cereyan etmişti. Size o bilgiyi veren şahıslar çok yanlış bilgi vermişlerdi çünkü – hastanenin üstünde uçaksavar silah yoktu çünkü…

SORU: Hiç merak etmeyin, yardımlarınızla bunu düzeltiyoruz…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 585 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar