1. YAZARLAR

  2. Tacan Reynar

  3. Bir Gün Sonra
Tacan Reynar

Tacan Reynar

Yazarın Tüm Yazıları >

Bir Gün Sonra

A+A-

 

aa-041.jpg

Bir gün önce bir uğultu gelmişti, eskimiş, kırık pervazları olan pencerenin arasından...
Öyle korka korka sanki hiç gelmek istemezmiş de, o kadar büyük bir huzursuzluktu ki, gelmek zorundaymış gibi...
Gelmek ve yüzleşmek ister gibi.
Yüzleşmek ve işte al sana yurt der gibi...
Asayiş berkemaldı, Sarayönü’ndeki Dikilitaş’a bakan avluda, hafif soğukla birlikte günlerden bir gündü, ama bir gün önceki gibi olmayan ve bir daha başka bir gün gibi doğmayacak olan.

Odada oturuyorum, tarih 23 Ocak 2018, az önce bitirdiğim yüzlerce dosyanın imzalanması gerekecek, yığınla masada duruyorlar, duvarda Dr.Küçük’ün eski bir resmi asılı, arkamda Atatürk yıpranmış çerçeveden ufka bakıyor gibi, odada perdeler kahve, kitaplık kahve, masa kahve, zamanında yapılmış fakat artık kullanılmayan eski beyaz şömineden ise yine tıkırtılar geliyor.
Kuşlar olmalı, ya da kaçak bir kedi.
Her soğuk havada kendine yuva arayan güvercinler olur, belki yine adaleti yuva yapmışlardır kendilerine.
Bizim gibi, adalet de bizim yuvamız değil midir günün sonunda, dalgalı denizlerden sonra sığınacağımız son liman?

Unutmadan söyleyeyim şu kedi meselesini.
Bir gün aniden bilgisayarda bir şeyler yazarken, hop diye şömineden bir şeyin fırlayıp masanın altına girdiğini gördüm. Bir baktık kedi, öyle siyah mı siyah, yeşil gözleriyle, tedirgin ve korkmuş halde...
Ben kımıldadığım anda pırrr yine şöminenin içine kaçmaz mı? Ne yaptıysak olmadı, çıkmadı oradan, sonradan itfaiye ekibi falan çağırdığımızı hatırlıyorum. Öyle küçük bir anı işte, o kadar huzursuzluğun içinde insanın yüzünü gülümseten detaylar. Kedi işte ne yapacağı belli mi olur?

***

Biliyor musunuz?
Gelmediler.
Hani şu dün Afrika Gazetesi’ni taşa tutan, gazetenin ikinci kattaki tabelasını söküp aşağıya atan, sonra üzerinde tepinen, sonra da balkon camlarını kıranlar...
Tutuklanmadı mı bunlar?
Nasıl olur?
Ben olaylardan hemen sonra saldırının sosyal medyada ve haber sitelerinde yayınlanması ile haberdar oldum. Bütün medya bununla çalkalanıyordu, herkes bunu konuşuyordu, paylaşıyordu, tepkiler yağıyordu, odama gelip giden avukatlar “gördünüz mü, Afrika’ya saldırmışlar, tutuklandılar mı, siz emir verdiniz mi” diye soruyordu. 
Bana polis tarafından birkaç uyuşturucu ve birkaç hırsızlık dışında bir tutuklama talebi gelmemişti. Gelen polislere tutuklama yapacak mısınız diye sorduğumda, bilmediklerini ve kendilerine böyle bir talimat verilmediğini söylemişlerdi.
Ben şaşırmadım.    
Eğer adalet görevi yapıyorsanız ve başkentin ortasında bir gazeteye saldırıda bulunuluyorsa ve ardından o “devletin” egemenliğinin temsili meclisine çıkıp yabancı bayrak sallanıyorsa ve her şey polisin gözleri önünde oluyorsa ve bunu yapanlar tutuklanmıyorsa, 
kollanıyorlar demektir.
Bunu “devlet” düzenledi demektir.
Çok mu açık yazdım?
Bir daha yazalım mı?
Mesela ertesi gün de gelmediklerini,
Daha ertesi gün de...

Ben salona getirilen 3-5 gram hint keneviri kullanan gençleri yasa gereği tutuklarken, 500 TL hırsızlık yaptığı için, ya da 12 yaşında okuldan 1.5 TL değerinde silgi sirkat ettiği için yüce Ceza Yasası’nı, çok daha yüce Anayasa hukukunu uygulamamı, onları yargılamamı, yargı sistemimizin geliştirdiği içtihat kararlarıyla, turistler için neredeyse hangi suçu işlerse işlesin gönderilmeleri gereken yer Merkezi Cezaevi’dir veya serbest bırakılsa bile uzun süreli yargılamayı bekleyeceği bir yurtdışı yasağı gibi bazen telafisi zor sonuçları olan teminat emri vermenin gerekliliğini yazarken,
Ve ben...
Orada oturup tüm hukuk kitaplarının birbiri içine girdiğini, Anayasa Hukuku’nun en temel kurallarının hiçe sayıldığını, polisin muhalif olunduğu zaman mağduru değil saldırganı koruduğunu, devlet aklının bin bir çarkı içinde olan siyasilerin, solun, sağın, ortanın, iğfal edilmiş hukukun neden uygulanmadığını sorgulamadığını gördükçe...
Ben orada...

Solumda bir bilgisayar var, altında da bir not yazıyordu, hiç unutmam, öyle beyaz küçük bir kağıt parçasına yazıp monitörün kenarına iliştirmiştim:
“Adaletin yerine getirilmesi yetmez, aynı zamanda yerine getirildiğinin görülmesi de gerekir.”

Bir gün sonra ve sonraki günlerde bu adına devlet dedikleri yapıda hiç kimsenin birbiri ile eşit olmadığını, hukuk kurallarının öylesine idare tarafından istenildiğinde sömürge ağaları için susa-duran siyasiler tarafından, hem de çok umut bağladığınız, alaşağı edildiğini gördüğünüzde, o kütüphanemde bulunan binlerce kitabın hiçbir önemi kalmadığını benim de anlama vaktim geldiğinde,
Ben...
Sen...
Ya da O...

Bir gün sonra, mavi üniformalarıyla birkaç polis yüzlerinde gayet ciddi ifadelerle, elleri kelepçeli  vaziyette, yorgun argın, üstü başı kir pas içinde, ellerinde kan izleri, yüzünde bitkin ve umarsız bir ifade, ayakları çamurlu birini getirdiler.
Şöyle geldi, kapkara gözleriyle karşıma dikildi.
Tanık olmuştu belli ki, tanık kutusundaki kutsal kitaplara baktı,
Ve dedi,
“Bak hakim bey, 
ben adaletim,
burada karşında bir KKTC vatandaşı olarak, 
kir pas içindeyim, midem bulanıyor, 
çok hassasım evet, çünkü çok okudum, inandım belki, bir şeylerin iyiye ve güzele ereceğine inandım, ama bak hiç kimseyi değil, beni getirdiler. Buyur, yargıla, al eline kalemi ve imzanı at!”
Dedi!
Bir gün sonra her şeyin içindeki birçok şey bitmişti.

Sizlerin içindeki artık biz olmayanlar...
Hukuk sistemini istediği gibi kullanan devletliler...
Çüş dediğinizde, hop diyenler,
Dur! dediğinize, kaç! diyenler...
Biliyor musunuz?
Sizler, o hiç kimse olanlar, o susa-duranlar, kitapları ezberleyip gözümü kaparım vazifemi yaparım diyenler, sizler bu yurda nasıl kıydınız?

Onlar, bir gün sonra bu ülkenin ikiye bölünmüş lanetli yarım adasına koskocaman,
bir hiç bıraktılar.
Nefreti kutsadılar, hukukun ırzına geçtiler, kurdukları bu rejimin ne kadar yalan olduğunu ifşa ettiler.
Biz kardeşlik, ayrı-gayrılık, sınırsız ve sömürüsüz bir Kıbrıs tahayyül ederken geleceği,
Onlar, artık hiç kimse olanlar, bertaraf olmayı seçtiler.

Bir gün sonra, 
artık hiç bir gün o günkü gibi olmayacaktı...
Çünkü ertesi gün de hiç kimse ve güvercinler dahil adalet kapısından içeri girerken hep o adamı düşünecekti.
Al eline kalemi ve yaz...
 

Bu yazı toplam 1564 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar