1. YAZARLAR

  2. Salih Sarpten

  3. 49 Münhal, 904 Öğretmen Adayı
Salih Sarpten

Salih Sarpten

Yazarın Tüm Yazıları >

49 Münhal, 904 Öğretmen Adayı

A+A-

 

Geçtiğimiz Cumartesi günü “Geçici Öğretmenlik Sınavı” yapıldı. Ortaöğretim ve mesleki teknik öğretim kadrolarına ait 49 münhal yer için, öğretmen olmak isteyen toplam 904 aday sınavda ter döktü… Sadece bu rakamlar bile ülkemizde en önemli sorunun plansızlık olduğunun göstergesi gibi…

Öte yandan eğitim yılına başlarken; “tamamlanmamış okul altı yapı inşaatları”, “eksik öğretmen”, “eksik ders kitabı” sorunları tartışıldı. Oysa eğitim bunların dışında bir şeydir.

Ne yazık ki ülkemizde eğitim her gün biraz daha yara almakta, hemen her kesim eğitimin kalitesinin her geçen gün biraz daha geriye gittiğini dile getirmektedir… Peki, ama “suçlu kim?” sorunun yanıtında herkes topu birbirine atmaktadır… Çoğu zaman da bu “top” öğretmenin kucağında kalmaktadır…

Bugün öğretmenlik mesleği, ülkemizde iki açıdan büyük dert halindedir. Bunlar biri ekonomik, diğeri de öğretmenlik anlayışı ve yaklaşımlarıdır: Özel sektörde öğretmenlik mesleğine yeni başlayanların gelirleri ve diğer özlük hakları, öğretmenlik mesleği statüsüne bakıldığında kabul edilebilecek düzeyin çok altındadır. Bu durum kamusal alanda daha büyük sorunlar yaratmaktadır.  Ne yazık ki öğretmenlik mesleğinin en çok tercih edilir durumuma gelmesinin temel nedenleri; açıkta kalmamak ve devlet dairesinin garanti hayatına girişte en kestirme yol olarak görülmesidir… Yazının başlığındaki rakamlar bu durumun ispatı niteliğindedir…

Öğretmenlik anlayışı ve yaklaşımları bakımından da eğitim sistemimizin alması gereken çok uzun bir yolu vardır. Okul içiyle sınırlı bir görev alanının olduğuna inanılan ve tüm yasal mevzuatları bu çerçevede hazırlanan öğretmenlik mesleğinin, sınıf ortamı kadar önemli olan okul dışında, topluma karşı görevleri günümüzde çok daha büyük öneme sahiptir. Toplum tarafından talep edilen değişimin motor gücü olarak kabul edilen eğitim kurumları ve bu kurumları aracılığıyla da öğretmenlere; değişimin toplum tarafından benimsenmesi, bilgi toplumuna gidilen yolda geride kalmamak için önemli görevler düşmektedir.

Bir toplumun sosyal, kültürel ve ekonomik alandaki gelişmişlik düzeyini ortaya çıkarmak için o toplumda öğretmenin sosyal, kültürel ve ekonomik alandaki durumuna bakmak, toplumu anlamak açısından önemli bir göstergedir... Öğretmen, toplumların aynası durumundadır. Toplumların öğretmene ve öğretmenlik mesleğine verdikleri değer gelişmişlik düzeyleriyle orantılıdır.

 

***


Buraya Dikkat

 

Eğitim Vizyonunun Değeri

Bir vizyon ya başarılıdır ya da vizyon değildir. Başarılı olanlar hep akılda kalır ama kaybedenleri mutlaka tarih yargılar…

Daha önceden geliştirilen modeller tıkanmışsa onun daha iyisini, daha hızlısını, daha zenginini aramak boşunadır. Eğitim sistemindeki tıkanıklığın aşılamamasının temel nedeni de çoğu zaman budur. Sistem üzerindeki eleştiriler arttıkça hemen daha zengin, daha çeşitli ve daha hızlı uygulamalar gündeme gelmiştir. İlkokul sonrasındaki kolej giriş sınavları sorununun, SBS ile aşılmaya çalışılması ancak SBS’nin daha büyük sorunlar açması nedeniyle kaldırılmış olması… Sınıf Geçme Sınav Tüzüğüne entegre edilen “Meslek Destekli Programı”nın bir sonraki sene aynı tüzük değiştirilerek kaldırılmak istenmesi, geçmişte yaşanan bu durumun en güzel örnekleridir.

Bu örnekler; ilkokulların 6 yıla çıkartılması ama buna karşın liselerin 3 yıla indirilmesi adımlarını atmadan önce yapılması gerekenler olduğunu göstermektedir.

Şüphesiz yapılması gerekenlerin başında da eğitime yeni vizyon çizilmesi gerekliliğidir. Yani “Nasıl?” sorusuna yanıt aramanın yanında “Ne?” ve “Niçin” soruları da yanıtlanmalıdır. Hiç kuşku yok ki “Nasıl” yapılması sorusu oldukça önemlidir. Ancak “Ne” yapılması ve “Niçin” yapılması gerekliliğini ortaya çıkmadan, yeni hedefler, öngörüler ve stratejilerin belirlenmesi olanaksızdır. İşte bu soruların ortaya çıkardıkları o vizyonun değerini gösteren unsurlardır.

 

***

Gülmece

Uğursuz

Avcı Sultan Mehmet bir gün adamlarıyla beraber akşama kadar bir keklik bile vuramaz. Bunun sebebinin de, sabahleyin gördüğü bir dervişin uğursuzluğuna bağlar. Saraydan çıkarken önünden geçen, tarif ettiği tipte, sivri külahlı, sırtı kambur adamı bulmaları emrini verir. Tarife göre Bektaşi babalarından Hamza Babayı yaka paça huzura getirirler. Sultan:
- Bre uğursuz... Bugün sabahleyin karşıma çıktın. Bu yüzden akşama kadar bir ava rastlayamadım. Bu ne uğursuzluktur… Vurun kellesini."

Bektaşi bakar ki kelle elden gidiyor. Son bir dileğini açıklamak için söz alır:
- A devletlûm siz beni gördünüz bir keklik vuramadınız. Ama insaf ediniz, benim de bugün ilk gördüğüm sizdiniz ve kellemi kaybediyorum. Söyleyin, uğursuzluk hangimizde!.. "

Bu yazı toplam 1569 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar